Son, Herkesin Tek Ortak İlk’iydi

son ilk 13


Deli Bir Adam: ‘Hint Okyanusu’ ve Onun ‘Yamalı Adamlar’ı

Akıllı olduğunu ima eder çoğu insan,
komik ve güvenilir olduklarını da.
Ve bunu, bazen sözlerini, bazen de sessizliklerini kullanarak yaparlar.
Önce içten içe inanırlar böyle olduklarına, sonra içten dışa da sizleri inandırmaya çalışırlar.

Son zamanlarda bunların yanına “deli” olduğunu ima etmek de eklendi;
çünkü deli olmak popüler artık.
Ama gerçek deliler, sıfatlardan çok isimlere takmışlardır kafayı.
Olmadıkları sıfatları yapıştırmaya çalışmazlar üstlerine,
“Birisi” olduklarına inanırlar ve olurlar da.

‘Hint Okyanusu’ da bunlardan biriydi.
Evet, Hint Okyanusu; 32 yaşında bir adam
ve kendini ne sandığını tahmin ettiniz tabii.
Arabistan Yarımadası ile Asya ve Afrika kıtalarının arasında zannediyordu kendini, memnundu bu arada kalmadan hem de.
Afrika’yı Dün’ü sanıyordu, Asya’yı Bugün’ü ve Arabistan’ı da Yarın’ı.
Bu yüzdendi memnuniyeti.
Diğer kara parçalarına da o kadar uzak hissetmezdi kendini.
Bazen, yılın birkaç ayı çok sinirli olurdu.
Ve bu sinirinin sebebi olarak Muson Rüzgarları’nı gösterirdi. Doğruydu da söylediği.
Muson Rüzgarları derken kastettiği, insanların ondan yapmak ‘istemediği ve istemeyeceği’ şeyleri isterken kullandıkları havada uçuşan kelimelerin esintisiydi.

İçinde bir çok ada vardı ve bu adaların hepsine birer isim takmıştı;
ama en çok “Yamalı Adamlar” dediği takımadalarını severdi.
Bu ismi ilk kez verdiğinde sadece bir ada oluşmuştu içinde; ilk aşık olduğu kadından ayrıldığı zamanki.
Sebebini şimdi tam olarak hatırlayamıyor bile olsa, ona bu adı verme sebebini hatırlıyordu.
O kadının gidişinin ardından, iki sene içinde yavaş yavaş ortaya çıkmıştı bu ada,
hafıza sularının yavaş yavaş çekilip, uzaklaşmasıyla.
O da, bu kendine gelme döneminde, sessiz ve sakin bir şekilde düzelmeyi bekleyen ve kendi boşluğunu kendi kapatan, yani kendi kendine yama yapan bu adaya “Yamalı Adam” ismini vermişti, onu sahiplenerek.
Sonra, belli zaman aralıklarıyla, farklı farklı adalar oluştu Hint Okyanusu’nun içinde, farklı kadınların sebep olduğu;
suların çekilme zamanlarının ve şiddetlerinin belli olmadığı.
Her adaya farklı bir isim bulmak yerine, onlara takımadaları gibi “Yamalı Adam’lar” ismini verdi Hint,
bir sürü “Yamalı Ada’m”dan oluşan.

Yine, yeni adalar oluşmaya devam edebilir Hint Okyanusu’nun içinde.
Yine, arada kalmak hoşuna gidebilir zamanın kara parçalarının arasında.
Yine, Muson Rüzgarları diyebilir başka insanların uçuşan kelimelerine.

Ama Hint, hiçbir zaman popüler olduğu için seçmiş olmayacak deliliği,
diğerlerini sözleriyle ya da sessizliğiyle akıllı olduğuna inandırmaya çalışmayacak da.
O, sıfatlara değil,
gerçek deliler gibi İsimlere kafayı takmayı sürdürecek.
Bu yüzden;
hem komik olmaya devam edecek, hem de güvenilir.


Kalabalık’ın Biraz Yalnız Kalmaya İhtiyacı Var

uğuldamalardan anlam çıkarmaya çalışma.
pencereyi tamamen aç.
kedinin yemeğini vermekle kahve yapmak arasında kalma.
düşünmeden dinleme.
beynini avuçlarının içine alıp seyret.
yaşlanmışlara üzülme.
genç olamamışlara acı.
ölenlere dua et
Ve yaşadığını zannedenlere de.
kalabalığa aldırma.
yalnızlığına saldır.
kalabalıkta yalnız kal
Ve şayet yapabiliyorsan kalabalığı yalnız bırak.

şiir yazma, öykü yazma, roman yazma;
bir şeyler yaz ama, senin olan bir şeyler.
Ve eğer uğuldamalardan anlam çıkarmak istiyo’san
Ve dinlerken düşünmüyo’san,
yine de avuçlarının içine al beynini, havaya kaldır
Ve önündeki beyaz kağıdın üzerine fırlat büyük bir hızla..
sonra kağıda yapışmış parçalarını topla
Ve kağıtta kalan lekelere bak;
benim beynimin kağıtta bıraktığı lekeler bunlar işte.
şimdi, kedime bir şeyler hazırlayabilirim, kahvem ısınırken.


Başaltının Altını Vurduk ve Bitti

Bugün, bütün gün Bisiklete bindim,
ancak etrafta hiç Misket oynayan Çocuk görmedim.
Çünkü hepsi 80’lerde doğmuş adamlardı artık;
Ve -ceplerine baktığınızda dışardan belli olan- hiç misketleri kalmamıştı.


Yazıdan Adam ve Gaz Kaçağı

Onlarla oynamayı seven bir Yazıdan-Adam olsam da,
bilirim aslında Kelimelerle Şaka olmayacağını.
Çünkü iki kelimeyi bırakın, iki harfin bile birbirlerine sürtünmesiyle çıkacak kıvılcımlardan,
hangi Okuyan’ın alev alıp yanmaya başlayacağı,
Yazan’ın kontrolünde değildir son noktanın mürekkebinin kurumasının ardından.

Ve tahmin edilenden çok fazla çıkar bu yangınlar; çünkü çoğu rapor edilmez.

Kendi Çapımda bir emniyet sistemi geliştirdim ama.
Yazmayı tamamladıktan sonra bir sigara yakıp, en az üç dört kez dolanıyorum kelimelerin arasında, bir şey olacaksa ilk bana oluyor.
-taktığı tüpün gaz kaçırıp kaçırmadığını, yaktığı çakmağı birkaç kez tüpün etrafında gezdiren tüpçü gibi-

Ve yine onun kontrol mekanizmasında olduğu gibi, eğer bir terslik olacaksa,
İlk olarak bana ve en yakınımdakilere oluyor.


Kamçı Var, Yiğit Yok

Bir gün, bir insan çıkıp gelebilir
Ve sizden uzun zaman önce borç aldığı parayı, ancak verebildiğini söyleyerek ve biraz utanarak size uzatabilir,
Siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek alıp cebinize koyabilirsiniz.
Sonra bu konu bir daha hiç açılmayabilir.

Ama hiçbir gün, bir insan çıkıp gelerek sizden uzun zaman önce aldığı bir duyguyu ancak verebildiğini söylemeyecek, bunu söylerken utanmayacak
Ve siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek o duyguyu kalbinize geri koymayacaksınız.
Bu konu, bu tip yazılar okudukça ve bazı şarkıları dinledikçe zaman zaman yeniden açılacak ama.


Merhaba, Ben Akşam Üstü.

Adam, kadına bir hediye vermişti o akşamüstü,
Kadın yanında bile değilken.
Adam hediyesini verip uzaklaşınca,
Gece yakınlaştı;
Sonra, Kadın gecenin içine doğru yürümeye başladı akşamüstünden çıkıp,
Adamsa akşamüstünde kaldı.

Gece, garip bir şekilde sakin karşılamış gibiydi Kadının gelişini ve hiç şimşek çakmadı.
“Ama bunun asıl sebebi gecenin sakinliği değil,
benim bulutları yanıma almış olmam.” diye gururlandı Adam gizlice.
Çünkü, Adam bilirdi; Kadın korkardı gök gürültüsünden.
“Bir perdeyi hızlıca açar gibi açtım bulutları ve sana yıldızları bıraktım” diye bağırmak istedi Adam, akşamüstünün içinden, ama bağıramadı.
Bulutların göktaşlarından yapılmış kornişlerini kopartmıştı heyecandan
Ve Kadın görmeden toplamalıydı onları.
Topladı da.

Kadına; bulutsuz, şimşeksiz, gök gürültüsüz bir gece hediye etmeliydi,
Bulutları alıp, akşamüstüne bağladı
ve Kadının en azından o gece boyunca korkma ihtimalini ortadan kaldırdı.
Başarmıştı, her şey planladığı gibi olmuştu.
Ama, bir tek şeyi görememişti Adam:
Kadının gerçek adının “Gece” olduğunu.


Ne Olmamam Gerekiyorsa, O Olmadım

Eskiden -gerçek anlamda- duvarlara yazdığım günler vardı.
Kağıt satın alacak param yoktu
ve nereden geldiğini bilemediğim bir boya kalemi seti bulmuştum evde.
Onunla bir renk bitince diğer renkteki kaleme geçerek duvarlara yazdım.
Üniversitenin ilk yıllarındaydım;
kendimi süper bir yazar ve dürüst bir adam zannediyordum.
Çok sürmedi bu inanışlarımdan vazgeçmem, belki de bir kaç ay.

Şimdi oturmuş diz üstü bilgisayarın ve 3 ekranın karşısına,
aromalı kahve ve kaliteli puro eşliğinde bunu yazıyor olmama bakmayın;
Unutmadım o 21 yaşında,
duvarlara sadece kalemler renkli olduğu için renkli görünen ama aslında sadece siyah-beyaz renklerde olan şiirler yazan ve ilk bulduğu parayla aldığı defter ve tükenmez kalemle etrafta koşturan delikanlıyı.

Eğer o olmasaydı,
ben şu anda 32 yaşında “sabit” bir mutluluğu olan bir adamdım belki de,
ne artan, ne azalan bir mutluluk: Durağan..
Heyecan ve Risk yoksa, kazanım ve kayıp da yoktur.
Çünkü benim ölümümün Sıradanlıktan ve Durağanlıktan olacağını
7 yaşındayken kuzenimle yaptığım bir konuşmada fark etmiştim:
Ne olmam gerektiğini bulamamıştım,
ama ne olmamam gerektiğinden emindim.

Şimdi bir durum değerlendirmesi yaptığımda:
Gelecekle ilgili sabit planları olmayan,
Çalışma ve çalışmama zamanları birbirine girmiş,
Kendini bir anda başka bir şehirde, bir ülkede ya da bir insanda bulabilen,
Ruhunu satmamakta direnen,
İnsanları değil kendini kandırmayı seven bir adama dönüşmüşüm.

Ve işin en güzel yanı ise,
Yarın bu bahsettiğim “alpervari” özelliklerin tümü tamamen değişebilir
ve işte o zaman da ben bu yazdıklarımı okuyarak
-“Ben demiştim” derim, sevimli bir ukalalıkla.
Ve bir sonraki günü merak etmeye başlarım, öyle bir günüm kalmışsa eğer.


Ortaköy’de Yeni Açılan Süper Bir Çöptenekesi Varmış

Sokakta yaşayan “Evsizler” de bizler gibi,
Facebook ve Foursquare hesaplarından Check-in’ler yaparak, önlerindeki tabakların yemeğe başlamadan önce çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyor olsalardı eğer;
Check-in yaptıkları her yer sadece bir Cadde, bir Sokak, bir Kaldırım ya da bir Bank adı olurken,
Yemeğe başlamadan önce çektikleri iki tabağın fotoğrafı da aşağıdaki gibi dikilirdi anasayfalarımızda :

çöp13


Algılarım Kapalı Değil, Sadece Ruhumu Dinlendiriyorum

Gece kararsız.
Yıldızlar korkuyorlar.
Renksiz duvara yaslanmış bir gitar: – “Acaba telleri kaç parmağı kanattı ?”

Cevap, sorunun arkasından gelip kafasına vuruyor insanın, kelimelerden sopalarla.
İnsan yeni şeyler öğrenebilir;
zor olan yeni öğrendiklerine katlanmayı da öğrenebilmesi.

Köpekler niye kedilere düşman olduklarını bilmiyorlar.
Düşman olmayı bilmiyor köpekler aslında, ama öğrenebiliyorlar.

Aşklar kan kaybediyor her köşede
ve fazla vakitleri yok.

Buzdağlarındaki cesareti istiyorum
ve onlar gibi kusursuz gizlenebilmeyi.

Görünmesini istediğin kısmı istediğin kadar gösterebilmeyi
Ve
Görünmeyi istemediğin kadar görünmemeyi.

Turuncu bir bez parçası gibi yırtıldı güneş,
bulutlar yanına koştular,
nefes nefeseydiler
ve korkmuşlardı.

”Devam et” diye selendi, Birisi;
Yaşamıyordu ve Ölmemişti de.

Karanlık bir rüzgar esti içinde umut kristalleriyle
ve o kristallerden üçü sol yanağıma saplanarak onu kanattılar.

birden telefon son çığlığını attı
ve açtım:

– “Uyuyor muydun?”
(Buzdağlarındaki cesaretten vazgeçtim, sadece onlar gibi kusursuz gizlenebilmek işimi görürdü şu an)