Şifre

İhtimal umuttur

Bulutları pamuk sanan çocuklar belki vardır hala

eğer gökyüzüne bakmak akıllarına geliyorsa

Aşklar sigara kokar

Ağaç kökleri geçmiş

Yapraklar bugün

En küçük bebek ağladığında

İçimizdeki en yaşlı anlar ne demek istediğini

Ve yaşlandıkça gökyüzüne bakmaya yeniden başlar insan

Görünmeyen bir tasması vardır her kedinin

Ve her çocuğun henüz yağmamış bir yağmuru

Bu yüzden

yaşlandıkça daha az uyur insan

daha fazla gökyüzü görebilmek için

ve bu yüzden çocuklar rahmettir

kediler hep  yaklaşmak isterlerken çapraz yürüyüşleriyle

Adımlara, gökyüzüne ve son kibrite dikkat


14.12.14


Gör(me)mek’i Becerebilmek

Sesinin Büyüsünü,
Kokusunun Uyarısını,
Dokunuşunun Elektriğini,
Tadının Nadirliğini
Gözlerimiz “ille de Güzellik” diye tutturarak yok eder.

Ve bizler de ukala bir şekilde “Gördüğümüzü” iddia etmeye devam ederiz.


Sol Omuz Darbesi

Ben hep Kalabalık kaldım.
Sen’din;

Yalnızlıklarının içinde,

Kendi yanından geçerken kendine omuz attıktan sonra,

“Önüne Baksana!” diye bağırarak kendinle kavga eden.


Ben “Eyvallah” Diyorum, Kuantum Gülümsüyor

Kafam karışık;
sebebi bir fotoğraf büyük ihtimalle.

Çok sıcak ama üşünüyor.
Batteniyeden bir pelerinim var.
Ve kısa bir süreliğine süper kahramanım gerçekten.
Yüzüm yanıyor tuzlu sudan,
Suyla alevlenen bir yangın.

Arabamın deposu da full,
ama ben bir sigara bile yakamıyorum.
Çakmağımın benzini bitti.

Metal dinlemeden üzülemiyorum çok uzun zamandır.
Soru da soramıyorum Metal’siz.

Gökyüzüne bakmayı unutmuşuz,
kendi havamızın durumundan haberimiz yok;
ama genelde kapalı ve parçalanmışız.

Samimiyete inanamıyorum Kuantum’dan beri
Eyfel Kulesi’nin altındaki orta yaşlı bir kadına ruhumu sattığım bir kabustan uyanıyorum
Ve dünyaya düşüyorum,
ama Eyfel’den değil.

Saat kullanmıyorum ve günde bırakın ikiyi, bir defa bile doğru zamanı tahmin edemiyorum:
Hep yanlış zamanda, buralardayım.

Bazen pahalı bir restorandaki renkli bir peçete bile benim yazdığım kağıt parçalarından daha kıymetliymiş gibi hissediyorum.
Kargalar anlıyorlar ama beni, volta atmalarını engellemediğim sürece.
Okyanus, ıslanmış ve sayfalarındaki mürekkebi her yere bulaşmış büyük bir kitap mı yoksa ?

Sonra, “Eğer kalp gözündeki güneş gözlüklerini çıkartırsan, belki de sana inanabilirim.” diyorum.
Ben, parmakları kanatan bir elektro soloda samimiyeti buluyorum sorgusuz, ama sualli.
ve battaniyeden pelerinimi omuzlarıma alıyorum yeniden.
Eyfel’in altındaki kadın, koşarak uzaklaşıyor.
Sen, kalp gözündeki güneş gözlüğünü çıkartarak,
Bu yazının başından beri dudaklarımın arasında duran sigaramı yakıyorsun,
Kargalar volta atmaya başka yerde devam etmeye karar veriyorlar.
Hava soğumaya, ben ısınmaya başlarken,
Bir şimşek çakıyor aniden
ve birisi kafamı karıştıran o fotoğrafı çekiyor.
Ben “Eyvallah” diyorum,
Kuantum gülümsüyor.


Çık Aradan

Bir intiharın hemen ardından işleyebildiğimiz tek cinayet Yazmak,

Kendi aleyhimize propaganda yaptığımız tek siyaset Aşk’tır.

Hiç bir yerde görmediğimiz halde sorgusuz takip ettiğimiz Şeytan’ken,

Her yerde görüp inanmaktan kaçtığımız Allah’tır.


Kağıttan Yumruklar

Ben sadece konuşmaya çalışıyorum, ama yazarak. 
Çünkü yazarak konuştuğunda, hep karşında birinin var olduğunu hissedersin.

Kalemler ses tellerin, kağıt da dilin oluverir bir anda.

Aşık olmayı da becerebilirsin o zaman henüz tanışmadığın birisine,
çünkü yazdığın kelimelerin haberi yoktur tanımadığından.

Yumruk yumruğa girdiğin her kavgadan galip çıkarsın yazarken, 
çünkü zayıf noktalarını göremez kelimeler.

Soruları aradan çıkararak zaman kazanırsın yazarken, 
her yazdığın başka birisinin cevabı olur;

Yazmaya devam etme zorunluluğun da bundandır.


Arkeolojik Yazılar

Seni sen yapan sadece bir bakıştı.
Ben güldüğüm zaman değişik gözükürdüm biraz.
Birbirimize soru sormamanın cevapladığı çok şey vardı.
Taşlarıyla oynadıkça sağlamlaşan bir duvardı aramızdaki.

Yeni Dünya Düzeni’ni umursamamamızın sebebi,
her yerden gözükebilecek bir aydınlığa sahip olmamızdı.
Diğer insanların korkularından çok daha fazla korkumuz vardı,
bu yüzden cesaretimiz de fazlaydı onlardan doğal olarak.

O Zaman’ın geleceğini birbirimize çaktırmadan bekledik hep.
Hazırlıklı olmamıza rağmen her saniye yeniden unuttururduk birbirimize;
‘Dünyamız’a yaklaşmakta olan göktaşının görüntüsünü de, gürültüsünü de, sıcaklığını da.

İkimizin hataları da çok orjinaldi,
O kadar ki herkes de vardı bunlardan birer tane.
Kıskanmazdık kimseyi, en azından birbirimize öyle derdik,
çünkü ben kıskanmadan duramazdım.
Bu maskülenliğimi saklardım, uzun saçların ve küpelerin arkasına,
ama aynı zamanda bilirdim de senin bunu yemediğini.
Heralde senin de hoşuna giderdi ki, bana hiç çaktırmazdın,
içimdeki delikanlının, ruhumun duvarlarını yumruklayarak ellerini kanattığını bildiğini.

Hem yukardaki gibi uzun cümleler kurmamı sevmezdin,
hem de konuşsam sabaha kadar sesini çıkarmadan dinlerdin beni.
Belki, ilerde o konuşamayacağım geceleri tahmin ettiğinden,
ya da senin yerine de konuşacağımı bildiğinden.

Ama olsun, ben rahatlardım o konuşmalarımın ardından,
çünkü gülerdim yine, o beni değişik gösteren gülümsemeyle,
sen seni farklı gösteren o bakışla süzerdin beni yarım metre uzağımdan.

Sonra, bir gece ben hiç konuşamadım gerçekten -senin önceden bildiğin gibi-,
Göktaşının sesini ikimizde duyduk ve gördük.
Sıcaklığını da hissedince, ben gülümsemeden öyle kaldım,
Sen bana bakamadın.
Ve ‘O Zaman’ adındaki Göktaşı gelip, çarptıktan sonra Bizim Eski Dünya Düzenimiz’e,
sağlam zannettiğimiz duvarı,
taşlarının sağa sola cesetler gibi savurarak yıktı.

Kül ve Duman griliğinin arasında, geriye kalan sadece bu siyah beyaz harflerdi,
kenarları hala yanmaya devam ed


Korkmak Güzeldir

Korkmaktan üşenmemektir inanmanın şifresi

ve inanmakla birlikte gelir korku.

Ama, bu paradoksun içinden çıkartan da yine o inançla gelen korkudur,

Çünkü İnanç’tır insanı farkına vardıran

ve farkına vardığıdır korkutan.

Yoksa, bir çocuğu sakinleştirir gibi sakinleştirebilirdik birbirimizi:

“Korkma, bu sadece rüzgarın sesi, o da ağaç dallarının gölgesi” diyerek.

Ama her şeyi bir başka şeye benzeterek devam ettiğimizde

Ve hiçbir şeyi, başka hiçbir şeye benzetemeyeceğimiz “O Gün” geldiğinde ne yapmayı planlıyoruz ?

Ve hep yanlış anlaşılır korkmak eylemi,

Çünkü İnandığınız’dan değil, İnandığınız için korkarsınız aslında.

İnandığınızı kaybetmekten, İnandığınız’ın size yüz çevirmesinden, İnandığınız’ın kalbinizdeki yerinden ayrılma ihtimalinden korkarsınız.

Hiçbir şeye inanmıyorsanız eğer, işte o zaman da her şeyden korkmaya  başlarsınız.

Bu korku karmaşasından, sizi sağ salim çıkaracak olan tek şeyin İnandığınız’ı Sevmek olduğunu söyleyebilirim ben.

Ne’ye inanacağınızı bulmak da size kalsın.


Seksen-Birinci Sayfa

Okumaktan “Kafan İyi” olduğunda, Yazarak Ayılırsın.
word