Bir Karga’ya,
nasıl bu kadar uzun yaşayabildiğini sorar insan
Ve Karga’dan:
“Bu konuyu hiç düşünmem” cevabını alınca,
“Sen ne anlarsın” diyerek uzaklaşır
Ve koşarak bir Kaplumbağa aramaya başlar.
Koşarken yanından geçtiği Kaplumbağa’nın
Aynı soruya vereceği
“Acele ederek Panik yapmam” cevabını duyamadan.
Yorum bırakın | tags: acele, cevap, fark etmemek, insan, Kaplumbağa, Karga, koşmak, panik, sakin, soru, uzun yaşamak | posted in Sıkmayan Can-Sıkıcılar
Klavyeleri sevmiyorum;
Ama bu klasik bir yazar özentisinin klişesi değil:
“Daktilo daha hayat dolu” diyen.
Çünkü, benim derdim,
Bilgisayarla ya da Monitörle değil,
‘Klavye’ ile.
Her hangi bir tuş takımı ve iki elle yazmak,
İster çok ister az ses çıkarsın,
‘Solaklık’ımı elimden alıyor.
Bunu sevmiyorum işte.
Ve bu özelliği kaybetmemi,
Şu anda bana bunları yazdıran basit bir tükenmez kalem engelliyor.
Ve Evet,
Çok Şükür şimdilik dertlerim bu boyutlarda.
Yorum bırakın | tags: çok Şükür, özellik, basit, basit bir tükenmez kalem, benim, bilgisayar, boyut, daktilo, dert, ekran, engel, evet, klasik, klavye, klişe, monitör, ses, sevm, solak, yazar özentisi, yorum, şimdilik | posted in Önden Bir Kahve Alır mıydınız ?
‘Kötü bir Adam’ olduğumu söyledim;
beni ‘iyi’leştirmeye çabaladın.
‘İyi bir Adam’ olduğumu söyledim;
‘Sadece iyi olmak yetmez’ dedin.
Aslında ‘Çoktan Kaybetmiş bir Adam’ olduğumu söyledim;
‘Nankörlük etme’ dedin.
‘Hiç bir şey’ söylemedim;
‘Neler çeviriyo’sun’ dedin.
Ve en sonunda;
‘Benden Adam olmaz’ dedim;
‘Bırak bu ayakları’ dedin.
Ben de bıraktım.
Yorum bırakın | tags: adam, adamı iyileştirme, benden, beni, bırak bu ayakları, etme, iyi bir adam, iyi olmak yetmez, kadın, kaybetmiş, kötü bir adam, nankör, sadece | posted in Şiir'imsi
Evet,
Çok kitap okumak, daha zor inanmanıza sebep olur gördüklerinize.
Çünkü bir şekilde, çok önceden okuduğunuz o sayfalarda görmüşsünüzdür olanları.
Ama,
Eğer insanların gözlerine baktığınızda kalplerinde gizledikleri niyeti okuyamıyorsanız henüz,
bütün o okuduğunuz sayfalardaki mürekkepler uçar.
Ve siz,
beyaz bir sayfa gibi savunmasız, çıplak ve her türlü lekeye açık halde kalırsınız.
Ve de herkes,
Üzerinize bir şeyler karalayabilmek için birbirinden kalem istemeye başlar heyecanla.
Yorum bırakın | tags: çok önceden, çıplak, bir şekilde, gözler, kalp gözü, karalamak, kitap, mürekkep uçar, niyet, okuduğunuz sayfaların mürekkepleri, savunmasız, sayfa, siz | posted in Sıkmayan Can-Sıkıcılar
Akıllı olduğunu ima eder çoğu insan,
komik ve güvenilir olduklarını da.
Ve bunu, bazen sözlerini, bazen de sessizliklerini kullanarak yaparlar.
Önce içten içe inanırlar böyle olduklarına, sonra içten dışa da sizleri inandırmaya çalışırlar.
Son zamanlarda bunların yanına “deli” olduğunu ima etmek de eklendi;
çünkü deli olmak popüler artık.
Ama gerçek deliler, sıfatlardan çok isimlere takmışlardır kafayı.
Olmadıkları sıfatları yapıştırmaya çalışmazlar üstlerine,
“Birisi” olduklarına inanırlar ve olurlar da.
‘Hint Okyanusu’ da bunlardan biriydi.
Evet, Hint Okyanusu; 32 yaşında bir adam
ve kendini ne sandığını tahmin ettiniz tabii.
Arabistan Yarımadası ile Asya ve Afrika kıtalarının arasında zannediyordu kendini, memnundu bu arada kalmadan hem de.
Afrika’yı Dün’ü sanıyordu, Asya’yı Bugün’ü ve Arabistan’ı da Yarın’ı.
Bu yüzdendi memnuniyeti.
Diğer kara parçalarına da o kadar uzak hissetmezdi kendini.
Bazen, yılın birkaç ayı çok sinirli olurdu.
Ve bu sinirinin sebebi olarak Muson Rüzgarları’nı gösterirdi. Doğruydu da söylediği.
Muson Rüzgarları derken kastettiği, insanların ondan yapmak ‘istemediği ve istemeyeceği’ şeyleri isterken kullandıkları havada uçuşan kelimelerin esintisiydi.
İçinde bir çok ada vardı ve bu adaların hepsine birer isim takmıştı;
ama en çok “Yamalı Adamlar” dediği takımadalarını severdi.
Bu ismi ilk kez verdiğinde sadece bir ada oluşmuştu içinde; ilk aşık olduğu kadından ayrıldığı zamanki.
Sebebini şimdi tam olarak hatırlayamıyor bile olsa, ona bu adı verme sebebini hatırlıyordu.
O kadının gidişinin ardından, iki sene içinde yavaş yavaş ortaya çıkmıştı bu ada,
hafıza sularının yavaş yavaş çekilip, uzaklaşmasıyla.
O da, bu kendine gelme döneminde, sessiz ve sakin bir şekilde düzelmeyi bekleyen ve kendi boşluğunu kendi kapatan, yani kendi kendine yama yapan bu adaya “Yamalı Adam” ismini vermişti, onu sahiplenerek.
Sonra, belli zaman aralıklarıyla, farklı farklı adalar oluştu Hint Okyanusu’nun içinde, farklı kadınların sebep olduğu;
suların çekilme zamanlarının ve şiddetlerinin belli olmadığı.
Her adaya farklı bir isim bulmak yerine, onlara takımadaları gibi “Yamalı Adam’lar” ismini verdi Hint,
bir sürü “Yamalı Ada’m”dan oluşan.
Yine, yeni adalar oluşmaya devam edebilir Hint Okyanusu’nun içinde.
Yine, arada kalmak hoşuna gidebilir zamanın kara parçalarının arasında.
Yine, Muson Rüzgarları diyebilir başka insanların uçuşan kelimelerine.
Ama Hint, hiçbir zaman popüler olduğu için seçmiş olmayacak deliliği,
diğerlerini sözleriyle ya da sessizliğiyle akıllı olduğuna inandırmaya çalışmayacak da.
O, sıfatlara değil,
gerçek deliler gibi İsimlere kafayı takmayı sürdürecek.
Bu yüzden;
hem komik olmaya devam edecek, hem de güvenilir.
Yorum bırakın | tags: 32, ada, Adalar, Afrika, Arabistan, arada, Asya, aşık, bazen, bugün, dün, deli, delilik, doğru, güvenilir, Gerçek Delilik, Hint Okyanusu, inandırmak, isim, isim takmak, isimlere takmak, iyi bir adam, kadın, Komik, kıta, kıtalar, memnuniyet, muson, Muson Rüzgarları, sanmak, sebep, sene, son zamanlarda, sıfatlara yapışmak, tahmin, takımadalar, Yamalı Adamlar, yarın | posted in Sıkmayan Can-Sıkıcılar
uğuldamalardan anlam çıkarmaya çalışma.
pencereyi tamamen aç.
kedinin yemeğini vermekle kahve yapmak arasında kalma.
düşünmeden dinleme.
beynini avuçlarının içine alıp seyret.
yaşlanmışlara üzülme.
genç olamamışlara acı.
ölenlere dua et
Ve yaşadığını zannedenlere de.
kalabalığa aldırma.
yalnızlığına saldır.
kalabalıkta yalnız kal
Ve şayet yapabiliyorsan kalabalığı yalnız bırak.
şiir yazma, öykü yazma, roman yazma;
bir şeyler yaz ama, senin olan bir şeyler.
Ve eğer uğuldamalardan anlam çıkarmak istiyo’san
Ve dinlerken düşünmüyo’san,
yine de avuçlarının içine al beynini, havaya kaldır
Ve önündeki beyaz kağıdın üzerine fırlat büyük bir hızla..
sonra kağıda yapışmış parçalarını topla
Ve kağıtta kalan lekelere bak;
benim beynimin kağıtta bıraktığı lekeler bunlar işte.
şimdi, kedime bir şeyler hazırlayabilirim, kahvem ısınırken.
Yorum bırakın | tags: ölenler, öykü yazma, dua, genç olamamışlar, kalabalık, kalabalığı yalnız bırak, kedi, roman, senin, uğuldamalar, yaz, yaşlanmışlar, şiir yazma | posted in Şiir'imsi