Category Archives: Şiir’imsi

Biz Dalgaları Kırarız, Aşk Onların İntikamını Alır

Dalgaların kırılmadan hemen önceki göğüsleri kabarık duruşları kandırdı bizleri
Ve Aşık olma cesareti verdi her birimize;
Dalgalar da, onlar kıyıya ulaşana kadar süren romantikliklerimize aldanarak,
bize ulaşmaya çalışırken yok oldular hep..


Mürekkep Püskürten Gri Beyin

herkes birbirini uzaktan tanırdı,
şimdi ise herkes bir diğerinin yanındaki yabancıya dönüşmüş durumda.
ve işte bu yüzden hepimiz birbirini uzaktan tanıyan yabancılarız.
ve yine bu yüzden hiç kimse isminden hatırlanamayacağı için,
en azından karşımızda bir fotoğraf görmeye ihtiyacımız var, kısa süreli belleğimizi hareketlendirmek için.
benim durumum daha da kötü;
ben kendimi bir fotoğrafla değil, sadece yazdığım yazılarla tanıyıp, hatırlayabiliyorum;
eğer yazı yazmazsam bir yabancıya dönüşüyorum kendime..
bu da başka bir sebep halinize şükretmeniz için;
çünkü şu anda beni hatırlamak için tek yapmanız gereken, bir saniye içinde, bu yazının sol üst köşesindeki fotoğrafa bakmak,
ben ise dakikalardır bu kelimelerle uğraşıyorum, kendimi kendime hatırlatmak için..


İronik Gözler

En dürüst organdır gözler,
zorla ağlanamazken, sahte kahkahalar atılabilir.
Çünkü, ağızlarda olan yalan söyleme yeteneği, gözlere verilmemiştir.
Ve acımasızdır gözler,
Kelimeler acıtabilir, ama gözlerdeki anlamdır karşındakini yere seren.
Ve en savunmasız organdır gözler,
her şeye verilebilecek bir cevap varken,
her şeye kitlenecek bir bakış yoktur.
Ve hareketlidir gözler,
Cevabınız olduğunda dik bir şekilde karşısındakine bakması,
cevabınız olmadığında kendini aşağıya doğru yuvarlayarak yerden cevap toplamaya çalışması için.
Ve ironiktir gözler;
İçten kahkahalar atmaya başladığınızda,
-en ihtiyacınız olmadığı anda-
yaşlarını meydana çıkarır ve hiç zorlanmadan ağlarlar.
Bu dünyanın ilk ve son adımlarıdır gözler,
Onlar açıldığında anlarsınız geldiğinizi ve onlar kapandığında artık gitmişsinizdir.


Az Duvar Çok Pencere

Yıllar önce, ilk olarak “Yazmak” bir seçenek olmaktan çıktı
ve gelip orta yerine kuruldu,
hayat denen bir kapılı ama çok pencereli evin.
Ve “Yazma” eylemi, kendisinin ardından;
Aşk’ı, Yalnızlık’ı, Hayal’i, Melankoli’yi, Düşünce’yi, Sorgulama’yı ve Sessizlik’i de arka arkaya seçenek olmaktan çıkarttı.

O zamandan beri, hepsi birer zorunluluk.
Ben ise hala bir “Seçenek”im.


Basit bir Denklem: Adam Anahtarsa, Kadın Kilittir

Güven sıkıntısı yoktu Kadının;
bir Adamın Sıkıntılardan çıkabilme kapasitesi güven verirdi ona.
Eski bir daktiloda yazılan bir şiirin sesi gibi atardı kalbi adamın;
Seri, ama vuruşa göre emin ya da silik ritimlerle.
İkisinin ortak özelliği, hep bir gülümseme olmasıydı yüzlerinde,
genellikle sebebi belirsiz olan.
Kahkaha olmazdı ama hiçbir zaman,
minik bir gülümseme sadece, birkaç tane dişin görülebildiği.
Kadın sıkılırdı kalabalıklardan, hatta çekinirdi biraz.
Adam, herkesin duymasını isterdi söylediklerini.
Değişmek istemiyor gibiydi ikisi de;
Olmaları gereken ne ise o olduklarını düşünüyorlardı.
Kadın Picasso’nun tablolarına hayrandı,
Adam karakterini seviyordu Pablo’nun.

Anahtar-Kilit ilişkileri olduğu aşikardı,
buna karşın hiç tanışmadılar.
Ama ne yazık ki değiştiler:
Adam arada sırada gülümsüyor artık, kadın nerdeyse hiçbir zaman.
Güven kelimesini unuttu kadın,
Adamın kalp ritimleri iyice şiirsizleşti.
Geriye kalan tek ortak özellikleri, ikisinin de kalabalıklara aldırmamaları artık.
Olmaları gerekenin ne olduğunu da sorgulamıyorlar, çünkü olamadılar.
Kadın Picasso’nun tablolarını beğenmiyor şimdi,
Adam nasıl bir karakteri olduğunu unuttu Pablo’nun.
Ve, Hayır, Yaşlanmadılar,
Sadece inanmaktan vazgeçtiler.
Bu yüzden;
Kadın kapısını kilitlemeden uyuyor geceleri,
Adam ise sürekli anahtarını kaybediyor.


Yazarın Alet Çantası Boştur

Tükenmez kalemle açmaya alışkınım
yazar bloklarımı.
Bir tesisatçının tıkanmış bir boruyu açması gibi.
Işin ilginç yanı, bir tesisatçı da bazen tükenmez kalem kullanır.
Işte bu kadar hayatın içindendir yazmak ya da -böyle bir durumda- yazamamak.
Yazan, hiç bir zaman ukala olduğu için yazmaz,;
tam tersine mütevaziliğinden yazar.
Tıkanıklık açıldıktan sonra yapılan ilk şeyin tazyikli suyu açmak olması gibi,
benim de kuvvetli bir şekilde akan kelimelere ihtiyacım var sanırım.
Sıkıntı yok, gelirler.
Mesela:
Güzellik kişiye göre değişmez,
gözlerdir sadece değişen.
Insanın karakteri de değişmez yıllar geçtikçe,
sadece bedeni gibi karakteri de yaşlanır ve karakterine özgü tepkilerinin hızı kesilir o kadar.
Yalan söyleyebilmek zeki insan işidir,
Hakikati söylemek saflık ister.
Borç, sadece yarından alınır.

Bir kadına değil, ona aşık olmaya aşık oluruz.
Severek, kendimizden sıkılmaktan, hatta nefret etmekten uzaklaşırız.
Bu yüzden her ilişki sonunda yine kendimize dönmekten korkarız,
Ve bulacağımız kendimizin yine değişmemiş olan halidir,
Tek fark daha da fazla kendimize yaklaşmış olmasıdır.
Bazı ilişklilerin tek bitmeme sebebi bu korkumuzdur,
Çünkü kendimizle iki kişi daha iyi başa çıkabileceğimizi iyi biliriz.

Tesisatçı, işini bitirdikten sonra, tükenmez kalemini alet çantasına atar,
parasını alır ve devam eder hayatına.
Ben, işimi bitirdikten sonra,
tükenmez kalemimi klavyemin yanına atarım.
Bu şiiri beyaz ekrana geçirirken
-hayata devam edebilecek duruma gelmeden önce-
bir süre daha onun içinde takılı kalırım.


Kibritten Kürekler

kağıttan alevler, sudan korkmazlar

ve su anlamını yitirir üzerinde yüzen kağıttan gemiler gördüğünde;
o kadar kuvveti onları kaldırmak için biriktirmediğini düşünerek isyan eder su
ve biz bu isyana “dalga” deriz.

ve dalgalar da, cam kırıntılarından kumlara ulaşamadan sonunda kırılarak yok olurlar;
biz onların neye isyan ettiğini hala kavrayamıyorken.


Taşın Çatladı, Toprağın Kurudu, Altının Artık Bizim İstanbul

Leylekleri göremediğimiz için,
bu şehir bizi martılarla avuttu hep.
Yüzemediğimiz denizi seyrederken onlar da hep kahkahalar attılar üzerimizden hızlıca süzülürken.
Obeziteye yakalanmış şehrimiz büyürken,
biz onun kaldırım taşlarında yürüyerek zayıflama hayalleri kurduk.
Sokaklarına gizlenmiş aç insanları görmek yerine de,
önümüzdeki duran tabakların fotoğraflarını paylaştık hep.
Güneş bu şehirde biraz fazla uğramaya başladığında mızmızlandık hemen;
sonra her yıl bir haftalığına güneşin ayağına gittik.
Cesaretimiz, korkmuyor numarası yapmamızdan geldi her zaman.
Başlangıcı unutarak sonun gelmesini engelleyebileceğimizi sandık.
Beyaz gömleklerimiz kirlenmesin diye klimalara sarılırken,
elimizi sıkmadan önce elini üstübüyle silen ustalara sahte dişlerimizi göstererek gülümsedik.
Yedi tepesiyle övündüğümüz şehre hiç yukardan bakamadık,
bizde binaları yükselttik.
Ve bu şehir bizi martılarla avutup, köpeklerle korkuturdu hep;
ama artık,
köpekler bizden korkarken, martılar eski neşelerini kaybettiler.


Kafiyeden Nefret Ettirmek

Boşvermişilğinin en kabarmış anında,
beynine isabet eden bir şimşek gibi.
Hayır, aslında aynaya bakıp kendini görememek gibi
ya da musluğu açtığında suyun yukarıya akması..
Hayır, bu da değil sanırım.

Tüm kurallarını bildiğin oyununu oynarken sen,
hiç bilmediğin bir kuralın,
o oyunun tek kuralı olması gibi.

En çok inandığın yalanın,
gözlerinin önünde şımarıkça gerçeğe dönüşmesi gibi.

Hiç dinlemediğin bir şarkıyı,
ritm tutarak ezbere söylemek gibi.

Bir mezarlığı ziyaret ettiğinde,
oradaki tek ölünün ‘sen’ olduğunu anlamak gibi sanki

Uyanıkken titreyerek uyanmak
ya da
Korkunun büyümesiyle birlikte cesaretinin de artması gibi.

İki dakika önce söndürdüğün sigaranın,
külle boğulmuş kültablasında
yeniden -daha önce hiç yanmamışcasına- yanmaya başlaması gibi.

Okumayı bitirdiğin bir kitabın,
Kitaplığından tesadüfen düşmesi
ve önünde kitabın son sayfası zannettiğin sayfanın arkasındaki
hiç okumadığın boş bölümün ilk sayfasını farketmek gibi.

Karanlık okyanusları andıran gecelere alışmışken,
gecenin göğsünü yararak doğan sapsarı güneşten gözlerinin kamaşması gibi.

Beynine ‘daha çok erken’ darken,
geç kalmamak için panik halinde klavyenin tuşlarına saldırman gibi.

En büyük rakibinin kendin olduğunu bilirken,
gecenin dördünde.
yazmaya çalıştığın bir şiirle tekme tokat kavga etmen gibi.

Cevabın soru.
Sorunun cevap olduğu bir sınava girmek gibi.

Abartma ihtimalini düşünürken,
eksik kalmış sıfatları aramak gibi

Cennetle cehennemin ortasında dikilirken,
Kararın sana ait olduğunu zannederek
hangisine girmek istediğine karar verememek gibi.

Perdesini kapattığın odanın aydınlanması,
perdesini açtığın odanın kararması gibi.

Artık bu sefer emin olduğundan eminken,
en kararsız kararsızlığının sana aynadan tedirgin edici bakışlarına yakalanmak gibi.

Yazmakta olduğun bu şiirde,
gereğinde fazla ‘gibi ’ kullandığını farketmişken,
daha bir sürü gibiye ihtiyacın olduğunu bilmek gibi.

İçkiyi bıraktığın ilk gün,
bıraktığın içkiyi içmeden sarhoş olman gibi.

Karla kaplı dağın zirvesinde soyundukça ısınmaya başlaman gibi.
Saçlarına değen her damla kaynar suyla saça tellerinin donarak kırılması gibi.

Hiç bitmesini istemediğin bir şarkının sesini sonuna kadar kısmak gibi.

Söyleyecek çok sözün varken,
dudaklarını ve yanaklarını ısırmakla yetinmek gibi.

Kahkahaların yüzünden nefessiz kalacakken,
eskiden bir dostunun söylediği
“palyaçonun makyajını gözyaşı siler” sözünü aniden hatırlamak gibi.

Şiirinin ilk kelimesini düşünürken beyin alfabende,
son kelimesinin noktasını koymak gibi.

“Heart of Steel”i dinlerken,
sadece ‘silence is a heavy stone’a odaklanman
ve sessiz çığlıklarla camları çatlatman gibi.

Şimdiye kadar kullnadığın 27 tane ‘gibi’den sonra
Hala net olarak ne olduğunu bulamayıp 28. Bir ‘gibi’ye sığınmak gibi..


Çek Beni, İtiyormuşsun Gibi

zıt kutuplara sahip olmak, yani kutuplaşma,
sadece olduğumuz yerde dönmeye mahkum eder bizi;
aynı dünya gibi..
ve yine aynı dünya gibi,
bizi merkezdeki magmaya çekerek ateşe atmaya çalışır adına yer çekimi diyerek..
biz ise buna yüzlerce isim takarız,
sağ-sol, siyah beyaz, muhafazakar-devrimci, kapitalist-komünist, erkek-kadın ve de doğru yanlış diyerek..
oysa doğru ve yanlış değişkendir, Hakikat sabit kalırken hep..