Category Archives: Genel
Bir gün, bir insan çıkıp gelebilir
Ve sizden uzun zaman önce borç aldığı parayı, ancak verebildiğini söyleyerek ve biraz utanarak size uzatabilir,
Siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek alıp cebinize koyabilirsiniz.
Sonra bu konu bir daha hiç açılmayabilir.
Ama hiçbir gün, bir insan çıkıp gelerek sizden uzun zaman önce aldığı bir duyguyu ancak verebildiğini söylemeyecek, bunu söylerken utanmayacak
Ve siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek o duyguyu kalbinize geri koymayacaksınız.
Bu konu, bu tip yazılar okudukça ve bazı şarkıları dinledikçe zaman zaman yeniden açılacak ama.
Yorum bırakın | tags: asla, bir gün, borç, duygu, hiç, insan, kamçı, yazılar, yeniden, yiğit, şarkılar, şiir | posted in Genel
Adam, kadına bir hediye vermişti o akşamüstü,
Kadın yanında bile değilken.
Adam hediyesini verip uzaklaşınca,
Gece yakınlaştı;
Sonra, Kadın gecenin içine doğru yürümeye başladı akşamüstünden çıkıp,
Adamsa akşamüstünde kaldı.
Gece, garip bir şekilde sakin karşılamış gibiydi Kadının gelişini ve hiç şimşek çakmadı.
“Ama bunun asıl sebebi gecenin sakinliği değil,
benim bulutları yanıma almış olmam.” diye gururlandı Adam gizlice.
Çünkü, Adam bilirdi; Kadın korkardı gök gürültüsünden.
“Bir perdeyi hızlıca açar gibi açtım bulutları ve sana yıldızları bıraktım” diye bağırmak istedi Adam, akşamüstünün içinden, ama bağıramadı.
Bulutların göktaşlarından yapılmış kornişlerini kopartmıştı heyecandan
Ve Kadın görmeden toplamalıydı onları.
Topladı da.
Kadına; bulutsuz, şimşeksiz, gök gürültüsüz bir gece hediye etmeliydi,
Bulutları alıp, akşamüstüne bağladı
ve Kadının en azından o gece boyunca korkma ihtimalini ortadan kaldırdı.
Başarmıştı, her şey planladığı gibi olmuştu.
Ama, bir tek şeyi görememişti Adam:
Kadının gerçek adının “Gece” olduğunu.
Yorum bırakın | tags: adam, akşam üstü, aşk, benim, bulut, garip, göktaşı, gece, gerçek adın, gibi, hediye, kadın, sakin, sen misin, yalan | posted in Genel
Yine oldu.
Başlangıçtaki gibi olmasa bile,
Ruhta yenimsi bir tat bıraktığını kabul etmeliyim.
Heyecan ölçümü henüz yapılamamakta,
ama bir hareketlenme olduğu aşikar.
Gündüz çekilen bir fotoğraftaki flaşın anlamsızlığı, ama bir o kadar da fark edilirliği gibi.
Ayrıntılar can sıkmazlar aslında, ayrıntıları fark edememektir can sıkan.
Otobüse geç kalmakla, buzdolabının fazla ses yapmasına kafayı takmakla, arabaları yıkatmakla, sıvı sabunun markasına karar vermekle, profil fotoğraflarımıza efektler eklemekle, bedenimize en uygun yatağı bulmakla o kadar meşgulüzdür ki, ayrıntıları fark etmediğimizin bile farkına varamayız.
Bu yüzdendir kaoslara olan hayranlığımız, çünkü dikkatli davrandığımızı sansak bile, herkes için hazırlanmış genel bir kaos kazanına atılırız ve o ilk atılma anına “sabah” deriz.
Benim birkaç tane, bana özel minik kaosum vardır ama. Her sabah, o anki moduma uyan bir tanesini giydiririm gündüzüme ve otobüse koşmaya başlarım. Otobüse binince, kalabalığın ortasında ayakta dikilirken, buzdolabının çok ses yaptığı gelir aklıma birden ve sinirim bozulur. Sonra beynime bir tokat patlatırım aniden ve cep telefonumu cebimden çıkarıp, bunları yazmaya başlar ve telefonun ana ekranına sabitlerim hemen; bir daha o genel kaosa değil, kendime uyan o mini kaoslarımdan birine sığınabilmek için.
Biraz kendime gelirim,
hala heyecan ölçümü yapılamaz ama yeni bir hareketlenme olduğu kesinleşir.
Bir süre sonra kendimi, akbilde kalan paranın vapura yetip yetmeyeceğini düşünürken bulurum ve gündüzüm, ona sabah giydirdiğim bana özel minik kaosu yırtarak çıkartır üzerinden.
Gece olana kadar, o genel kaosun içinde oradan oraya savrulurum.
Ve sonunda Gece olur, biraz rahatlar, sakinleşirim.
Çünkü geceyle bir şekilde orta yolu bulabileceğimi bilirim tecrübelerime dayanarak.
“Artık bir flaşın patlaması, o kadar da anlamsız gelemez” diye geçiririm içimden.
Yorum bırakın | tags: araba yıkatmak, fark, gündüz, gece, heyecan, kaos, otobüse kosmak, ruhtaki yenimtrak tat, sabah, sıradanlık, yeni bir, zindan | posted in Genel
yağmur ve güneş puslu bir işbirliği ile,
o gürültülü-şişman-insan yapımı demir aygırlarından intikamınızı alır.
hem de onları,
bir sonraki mevsimde ‘sizin’ bürüneceğiniz renklerin içine hapsederek.
-eğer onlar izin verselerdi bürünecek olduğunuz renklerin içine-

Yorum bırakın | tags: aygır, ağaç, ölüm, bitki, doğa, güneş, gürültülü demir, hayat, insan, insan yapımı, intikam, kahnerengi, makine, mevsim, pas, sarı, traktör, yağmur, yeşil | posted in Genel
geceyi köşeye sıkıştırmanın tam vaktidir, saat 04:17 civarı..
çünkü artık, ne güneş batarkenki kendine güveni ve ukalalığı kalmıştır gecenin,
ne de senin üzerine milyon tane farklı düşünceyi yollamaya yetecek kadar karanlığı..
artık sadece yan yana duran 4 rakamdır, üst üste iki noktayla ayrılan..
ve şimdi sen,
bir geceyi daha atlatmanın haklı gururu ve şımarıklığıyla karanlığı delecek ilk ışınları beklersin,
gece ayını ve yıldızlarını alıp gitmeye hazırlanırken ..
ve sen, bu yaşında ve bu bilincinde yine aynı hatayı yapar,
sabahların çok daha ağır, acımasız ve patavatsız olduklarını unutursun bir kez daha.
-04:21
Yorum bırakın | tags: ağır, gece, gecelemek, patavatsız, sabah, sabahlamak, yine aynı hata | posted in Genel
Vosvos’la gezinirken radyoda 70′lerden fısıltılar,
Vosvos’un motor sesiyle yarışıyorlar,
o yüzden tüm şarkılar zincirli bir melodide.
Yolun sağında ilk kez farkettiğim bir bar
saga çekip,bardan içeri giririyorum.
Bomboş.
Kısa boylu bir tabureye oturuyorum
hemen barın önündeki ahşap blokaj, barmade’in topraklarına girmemi engelliyor.
İçki şişeleriyle göz göze geliyorum,
ama bir fincan kahve siparişi veriyorum
Sessizlik.
Barmade de sessiz ama sarışın,
adını sormayı ben de istemedim, o da.
Kahveyi alıp,
kısa boylu ve tıknaz tabureden kalkıp cam kenarındaki bir masaya geçiyorum, fincanın yarısı boşalmışken.
Müzik kutusunu fark ediyorum.
Son bozukluklarımı bağışlıyorum arka arkaya beş şarkı için
Karşımdaki boş iskemleye Elvis oturuyor, ikinci şarkının solosunda;
favorileri yine kalın,
gözleri yine üzgün,
gülüşü yine yarım.
Tam konuşmaya başlıyoruz ki
şarkı değişiyor,
ışıklar sönüyor
ve çizmesinin topuk seslerinden tanıdığım,
Jim Morrison oturuyor karşıma.
Bakışlarıyla bana küfür ediyor;
onun hüznü, buna dönüşmüş sanki;
küfreden bakışlara ve çığlıklara.
Şarkı bitmeden kalkıp gidiyor Jimbo,
Elvis’ten daha asiydi,
ama Elvis’ten daha az üzgün değildi.
Ve sıradaki şarkıları beklerken ben,
Gök-gürültüsünün kızgınlığından korkan elektrik kesiliyor,
karanlık olan şeyler, daha da kararıyor.
Kara kahve de bitince, dışarı çıkıp arabama biniyorum.
Arabayı tam çalıştımışken sağ taraftaki cama biri vuruyor, sertçe
Kapıyı açmak için eğildiğimde Henry Chinaski olduğunu fark ediyorum
ve kilidi açarak ona binmesini işaret ediyorum.
Sol’dan devam et diyor bana,
Ediyorum,
Radyoyu açıp, kanallarla oynuyor
ve Klasik Müzik çalan bir kanal buluyor
“Rock dinleseydik” diyorum
Sol gözüyle ve kalkan sol kaşıyla göz göze geliyor ve susuyorum.
Pis moruğun yanında, gerçeğin kenarında, gaz pedalına yükleniyorum:
Saat 5, vites 4.
Yorum bırakın | tags: 21, 70'ler, amatör, arka, blokaj, Buk, cam kenarı, Charles Bukowski, elektrik, Elvis presley, fark, gaz, gök gürültüsü, genç, gerçek, Henry Chinaski, Jim Morrison, Jimbo, Kahve, kalkan, karanlık, Klasik Müzik, müzik, müzik kutusu, pis moruk, radio, Rock, sarışın, sessiz, tabure, vites, vosvos | posted in Genel
sabahlar hiç anlamsız olmadılar,
sen anlamsızdın bazı uyanışlarında.
çığlık atmanı gerektirecek kadar bir irkilmeye hiç ihtiyacın olmadı.
Belki suratını astın ruhunun duvarına, minik bir çiviyle.
Karşındakini yanıltacak duman yoktu söz verişlerinde,
olması gerektiği kadar netti her harfin.
Büyük yada küçük oldukları bile anlaşılabiliyordu neredeyse.
Dinlediğin şarkıların hiç biri sana yazılmamıştı,
sen öyle olması istemiştin defalarca.
Ve iddia ettiğin kadar melankolik de olmadın hiçbir zaman.
Sevmezdin hatta oturup duvarlara bakmayı,
ama bilirdin, bazen yapılacak en dürüst şeyin bu olduğunu.
Hataların senin hataların olmadı,
hep başkalarıydı onları üstlenen ve sen de seviyordun bu sahte kahramanlarını.
Farkındaydın ama seviyordun.
Görüşü nedeniyle gazetesini alan
ve yine görüşü nedeniyle o gazete de yazılan her şeye inanan biri gibiydin böyle durumlarda.
Geceleri severdin, sanki tek seven senmişcesine gururlanırdın hatta bununla;
karanlığa senden başka sahip çıkan yok zannederdin;
-ki gerçek anlamada kendileri karanlık olan bir kaç insan tanımıştın hayatın boyunca
Hayatının belli dönemleri hep kendini tekrarlarlardı,
sen sadece minik değişikler ekleyerek bunu kendine çaktırmamaya çalışırdın.
Ama ses tonun seni ele verirdi hep.
Çünkü hayatının her dönemine ait farklı bir ses tonun olduğunu bilirdin
Bakışlarını gizleyebilirdin ama ses tonun senin kontrolünde değildi.
Bunu da aşmak için sessiz kalma kartını oynamayı öğrendin,
sessiz kal, sakin görün, biliyormuş gibi davran.
Başarılı da oldun,
ta ki kelimelerin beyaz kağıtlarla seni aldatıncaya kadar.
Vokale dayalı sistem aldatmacalarının hepsi anlamsızlaştı
ve sen yazılarının karşısında çırılçıplak kaldın.
Trajikomik bir şekilde sabahlar yine anlamlılardı,
Ve sen çığlık atma ihtiyacını sadece kelimelerin sonundaki ünlemlerle giderebiliyordun artık !
Yorum bırakın | tags: anlamsız, atma, çivi, çırılçıplak, çığlık, beyaz, beyaz kağıtlarla kendini aldatmak, duman, gazete, görüş, geceleri sevmek, insan, kal, kalma, kelimelerin, ruh, sabahlar, sahte, sahte kahramanlar, sakin, seni, sistem, surat, suratını asmak, vokal, yazmak | posted in Genel
sola sinyal verdim
ama son anda fark ettim,
solda dönülecek bir yer olmadığını.
hep böyle anlık şaşkınlıklarım olmuştur zaten.
var zannettiğim şeyin aslında olmadığını,
yok zannettiğimin ise olduğunu hep son anda farkederim,
ama farkederim bir şekilde.
son anda da olsa bu farketme
işe yarar çoğu zaman:
yanlış bir tarafa dönerken,
garip bir sokağa girmeden,
alt kattaki dairenin kapısına anahtarı sokacakken,
yazdığım bir mesajı kendime yollamak üzereyken,
amacımı şaşırıp kendimi araca kaptırmaya kayarken,
yanan sigaramın yanına yeni birisini ateşlerken,
başkasının kahvesine uzanırken,
cevaplamamam gereken bir soruyu cevaplarken
yada
sormamam gereken bir soruyu sorarken..
hep son anda kendimi kurtarırım
benzer durumlardan
biri hariç:
son anda “aşık olmak üzeresin Alper” dediğimi duyar gibi olurum
ve bir süre gerisini hiç hatırlamam.
ta ki, böyle bir şiir yazana kadar dek.
Yorum bırakın | tags: alper, aşık olmak üzeresin, benzer, sinyal, son anda, sormamam gereken sorular, ta ki, vermemem gereken cevaplar, yanan, yanlış taraf, şiir | posted in Genel
Pes etmenin şekil değiştirmiş hali denilebilir buna.
İnat’la devam etmek olabilir adı.
Kendi kendini afişe etmek
ya da hayatının her anına bir virgül yerleştirmek.
Nasıl açıklanacağı değil, nasıl algılanacağıdır bunun yolunu çizen.
Yani, Ben değil, Sen’sin.
Burası da böyle bir yer işte.
Yorum bırakın | tags: afişe etmek, çizilen yol, burası, hayat, inat, nokta, pes etmek, virgül, yazmak | posted in Genel
Evet, zincirler her zaman tutsak etmezler ve herkes tarafından görülmezler;
ve bazen zincirler özgürlük de getirirler, bağlı oldukları yer sonsuzsa eğer.
O yüzden kendinizi zincirlediğiniz yere dikkat edin.
Aşk’ın zinciri vardır, ama sonsuzluğu yoktur.
Yalnızlık’ın ne zinciri, ne de sonsuzluğu varken;
İnanma’nın zincirsiz bir sonsuzluğu..
Yorum bırakın | tags: aşk, aşık, özgürlük, inanç, inanmak, sonsuzluk, tutsak, yalnızlık, zincir, zincirler | posted in Genel