Tag Archives: şiir
İhtimal umuttur
Bulutları pamuk sanan çocuklar belki vardır hala
eğer gökyüzüne bakmak akıllarına geliyorsa
Aşklar sigara kokar
Ağaç kökleri geçmiş
Yapraklar bugün
En küçük bebek ağladığında
İçimizdeki en yaşlı anlar ne demek istediğini
Ve yaşlandıkça gökyüzüne bakmaya yeniden başlar insan
Görünmeyen bir tasması vardır her kedinin
Ve her çocuğun henüz yağmamış bir yağmuru
Bu yüzden
yaşlandıkça daha az uyur insan
daha fazla gökyüzü görebilmek için
ve bu yüzden çocuklar rahmettir
kediler hep yaklaşmak isterlerken çapraz yürüyüşleriyle
Adımlara, gökyüzüne ve son kibrite dikkat
Yorum bırakın | tags: alpercifter, aşk, çocuk, başlangıç, bebek, bulut, duman, genç, geridönüş, ihtimal, kedi, kibrit, kokar, pamuk, sigara, umut, yaşlı, yağmur, yol, şifre, şiir | posted in Genel
Ben hep Kalabalık kaldım.
Sen’din;
Yalnızlıklarının içinde,
Kendi yanından geçerken kendine omuz attıktan sonra,
“Önüne Baksana!” diye bağırarak kendinle kavga eden.
Yorum bırakın | tags: önüne baksana, bağırmak, ben, darbe, kalabalık, kalmak, kavga, kendi kendine, omuz, sen, sol, tadımlık, yalnızlık, yalnızlıklar, şiir | posted in Genel, Şiir'imsi
Seni sen yapan sadece bir bakıştı.
Ben güldüğüm zaman değişik gözükürdüm biraz.
Birbirimize soru sormamanın cevapladığı çok şey vardı.
Taşlarıyla oynadıkça sağlamlaşan bir duvardı aramızdaki.
Yeni Dünya Düzeni’ni umursamamamızın sebebi,
her yerden gözükebilecek bir aydınlığa sahip olmamızdı.
Diğer insanların korkularından çok daha fazla korkumuz vardı,
bu yüzden cesaretimiz de fazlaydı onlardan doğal olarak.
O Zaman’ın geleceğini birbirimize çaktırmadan bekledik hep.
Hazırlıklı olmamıza rağmen her saniye yeniden unuttururduk birbirimize;
‘Dünyamız’a yaklaşmakta olan göktaşının görüntüsünü de, gürültüsünü de, sıcaklığını da.
İkimizin hataları da çok orjinaldi,
O kadar ki herkes de vardı bunlardan birer tane.
Kıskanmazdık kimseyi, en azından birbirimize öyle derdik,
çünkü ben kıskanmadan duramazdım.
Bu maskülenliğimi saklardım, uzun saçların ve küpelerin arkasına,
ama aynı zamanda bilirdim de senin bunu yemediğini.
Heralde senin de hoşuna giderdi ki, bana hiç çaktırmazdın,
içimdeki delikanlının, ruhumun duvarlarını yumruklayarak ellerini kanattığını bildiğini.
Hem yukardaki gibi uzun cümleler kurmamı sevmezdin,
hem de konuşsam sabaha kadar sesini çıkarmadan dinlerdin beni.
Belki, ilerde o konuşamayacağım geceleri tahmin ettiğinden,
ya da senin yerine de konuşacağımı bildiğinden.
Ama olsun, ben rahatlardım o konuşmalarımın ardından,
çünkü gülerdim yine, o beni değişik gösteren gülümsemeyle,
sen seni farklı gösteren o bakışla süzerdin beni yarım metre uzağımdan.
Sonra, bir gece ben hiç konuşamadım gerçekten -senin önceden bildiğin gibi-,
Göktaşının sesini ikimizde duyduk ve gördük.
Sıcaklığını da hissedince, ben gülümsemeden öyle kaldım,
Sen bana bakamadın.
Ve ‘O Zaman’ adındaki Göktaşı gelip, çarptıktan sonra Bizim Eski Dünya Düzenimiz’e,
sağlam zannettiğimiz duvarı,
taşlarının sağa sola cesetler gibi savurarak yıktı.
Kül ve Duman griliğinin arasında, geriye kalan sadece bu siyah beyaz harflerdi,
kenarları hala yanmaya devam ed
Yorum bırakın | tags: arkeolojik, aydınlık, çaktırma, bakış, cümleler, doğal, duman, duvar, eski dünya düzenimiz, göktaşı, gülmek, gürültü, gece, hatalar, hazırlıklı, kanatmak, kül, küpe, korkumuz, maskülenlik, o zaman, orjinal, ruh, saniye, sağlam, sen, ses, taşlar, unutturmak, uzun saç, yazılar, yeni dünya düzeni, şiir | posted in Genel, Şiir'imsi
Binanın dışından basmaz zile hiçbir zaman Aşk;
zil çalar ve sen onu delikten göremezsin,
kapıyı açarsın ve karşındadır.
Telefonla aramaz seni
“müsaitsen geliyorum” demek için.
Uykuda olup olmamana da aldırmaz;
ama uyandırmayı sever seni ses çıkarmadan.
Ne istediğini ya da ne istemediğini de bilmez aslında;
onun canı ne istiyorsa onu getirir gelirken
ve ilginç bi’ şekilde ikna eder seni,
neyi isteyip neyi istemediğine
İyi veya kötü biri olman da değildir derdi;
çünkü seni bazen iyi bazen de kötü biri yapma yeteneği zaten doğuştan vardır Aşk’ın.
Ne tür kitaplar okuduğunla ya da ne hakkında yazdığınla da ilgilenmez;
sonuçta o geldikten sonra onun hakkında yazmaya başlayacağından emindir.
Yorum bırakın | tags: aşk, bina, delikten görememek, doğuştan, ikna, ilginç, iyi, karşında telefon, kötü, kitaplar, müsaitsen geliyorum, o geldikten sonra, uyandırmayı sever, uyku, yazılar, zile basmaz, şiir | posted in Şiir'imsi
Aşık olmakta o kadar da büyük bir sıkıntı yok,
Sıkıntı Aşık olarak kalmakta.
Çok fazla kafa karıştırıcı şey var etrafta,
Ve hepsi Aşk’a iyi gelmeyen türden.
Beynin mantık aradığı da yalan,
Çünkü ruhtur asıl arayan ve bulamayan ya da aramayan ve bulan.
Beklemek diye de bir formülü yoktur hem,
Cesaret diye de.
‘Çok mu uzaktayım’
‘Kaçırdım mı acaba’ şüpheleri de yersizdir.
Şımarıktır çünkü aşk ve görmemiştir aynı zamanda.
Bu yüzden bir şekilde büyük bir gürültü kopararak gelir,
Duymamana imkan olmayan.
Fark etmek için tek yapman gereken,
Gürültünün geldiği yerek doğru göz ucuyla hafiften bakmaktır,
Gerisini beynin tamamlar
Ve nur topu bir illüzyonun olur, yeniden.
Yorum bırakın | tags: aramayan ve bulan, arayan ve bulamayan, aşk, beyin, cesaret, formül, görmemiş, göz ucu, gürültü, hepsi, illüzyon, kafa, kafa karıştırıcı, Kalem, kağıt, mantık, meşgul, nur topu, ruh, sıkıntı, ya, yalan, yaz, şiir, şımarık | posted in Şiir'imsi
Bir gün, bir insan çıkıp gelebilir
Ve sizden uzun zaman önce borç aldığı parayı, ancak verebildiğini söyleyerek ve biraz utanarak size uzatabilir,
Siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek alıp cebinize koyabilirsiniz.
Sonra bu konu bir daha hiç açılmayabilir.
Ama hiçbir gün, bir insan çıkıp gelerek sizden uzun zaman önce aldığı bir duyguyu ancak verebildiğini söylemeyecek, bunu söylerken utanmayacak
Ve siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek o duyguyu kalbinize geri koymayacaksınız.
Bu konu, bu tip yazılar okudukça ve bazı şarkıları dinledikçe zaman zaman yeniden açılacak ama.
Yorum bırakın | tags: asla, bir gün, borç, duygu, hiç, insan, kamçı, yazılar, yeniden, yiğit, şarkılar, şiir | posted in Genel
boş ama buruşuk bir kağıttı
yanlış yerde duran çiçeksiz ama su dolu bir vazoydu
kablosuna dokunduğunda sana bir miktar elektrik akımı veren amfiydi
gitarın olmayan mi teliydi ve bir mi telinin daha olması değiştirmiyordu bu gerçeği
rüya ile uyku arasında göremeyeceğin bir şeydi
birbirlerini ateşe vermeden önce, birbirlerine sarılan tahta parçalarıydı
yanıp sönen yeşil-sarı ışığın yanındaki, yanıp sönmeden sabit kalabilen yeşil ışıktı
pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesiydi
mor gömlekteki bir kartal kanadıydı
bir tek kibritin 8 çakmağa üstün gelmesiydi
dördüncü kahvenin ikinci yarısıydı
ya da ikinci kahvenin soğuk son yudumu
olmayan bir kapının büyük anahtarıydı
bir delideki inanılmaz zekanın ispatıydı
çıplak bir bedendeki görünmez elbiseydi, pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesinin içine dolmaya çalıştığı
yamuk ama derin bir izdi yastıktaki
ya da küçük gümüş bir yılandı
cehenneme yağan karın bir tanesi
ya da yavru bir kedinin intikam duygusuydu.
Yanlış hatırlamıyorsam; bunlardan birisiydi Aşk.
Ya da her zaman en yanlış hatırlanandı.
Yorum bırakın | tags: ama, aşk, boş ama buruşuk kağıt, derin, Kahve, kartal, yamuk, yastıktaki iz, zaman, şiir, şımarık | posted in Şiir'imsi
sola sinyal verdim
ama son anda fark ettim,
solda dönülecek bir yer olmadığını.
hep böyle anlık şaşkınlıklarım olmuştur zaten.
var zannettiğim şeyin aslında olmadığını,
yok zannettiğimin ise olduğunu hep son anda farkederim,
ama farkederim bir şekilde.
son anda da olsa bu farketme
işe yarar çoğu zaman:
yanlış bir tarafa dönerken,
garip bir sokağa girmeden,
alt kattaki dairenin kapısına anahtarı sokacakken,
yazdığım bir mesajı kendime yollamak üzereyken,
amacımı şaşırıp kendimi araca kaptırmaya kayarken,
yanan sigaramın yanına yeni birisini ateşlerken,
başkasının kahvesine uzanırken,
cevaplamamam gereken bir soruyu cevaplarken
yada
sormamam gereken bir soruyu sorarken..
hep son anda kendimi kurtarırım
benzer durumlardan
biri hariç:
son anda “aşık olmak üzeresin Alper” dediğimi duyar gibi olurum
ve bir süre gerisini hiç hatırlamam.
ta ki, böyle bir şiir yazana kadar dek.
Yorum bırakın | tags: alper, aşık olmak üzeresin, benzer, sinyal, son anda, sormamam gereken sorular, ta ki, vermemem gereken cevaplar, yanan, yanlış taraf, şiir | posted in Genel
Yıllar önce, ilk olarak “Yazmak” bir seçenek olmaktan çıktı
ve gelip orta yerine kuruldu,
hayat denen bir kapılı ama çok pencereli evin.
Ve “Yazma” eylemi, kendisinin ardından;
Aşk’ı, Yalnızlık’ı, Hayal’i, Melankoli’yi, Düşünce’yi, Sorgulama’yı ve Sessizlik’i de arka arkaya seçenek olmaktan çıkarttı.
O zamandan beri, hepsi birer zorunluluk.
Ben ise hala bir “Seçenek”im.
Yorum bırakın | tags: aşk, ben, düşünce, eylem, hayal, hayat, hepsi, ilk, melankoli, sessizlik, sorgulama, tek kapılı çok pencereli ev, yalnızlık, yazmak, zorunluluk, şeçenek, şiir | posted in Şiir'imsi
Tükenmez kalemle açmaya alışkınım
yazar bloklarımı.
Bir tesisatçının tıkanmış bir boruyu açması gibi.
Işin ilginç yanı, bir tesisatçı da bazen tükenmez kalem kullanır.
Işte bu kadar hayatın içindendir yazmak ya da -böyle bir durumda- yazamamak.
Yazan, hiç bir zaman ukala olduğu için yazmaz,;
tam tersine mütevaziliğinden yazar.
Tıkanıklık açıldıktan sonra yapılan ilk şeyin tazyikli suyu açmak olması gibi,
benim de kuvvetli bir şekilde akan kelimelere ihtiyacım var sanırım.
Sıkıntı yok, gelirler.
Mesela:
Güzellik kişiye göre değişmez,
gözlerdir sadece değişen.
Insanın karakteri de değişmez yıllar geçtikçe,
sadece bedeni gibi karakteri de yaşlanır ve karakterine özgü tepkilerinin hızı kesilir o kadar.
Yalan söyleyebilmek zeki insan işidir,
Hakikati söylemek saflık ister.
Borç, sadece yarından alınır.
Bir kadına değil, ona aşık olmaya aşık oluruz.
Severek, kendimizden sıkılmaktan, hatta nefret etmekten uzaklaşırız.
Bu yüzden her ilişki sonunda yine kendimize dönmekten korkarız,
Ve bulacağımız kendimizin yine değişmemiş olan halidir,
Tek fark daha da fazla kendimize yaklaşmış olmasıdır.
Bazı ilişklilerin tek bitmeme sebebi bu korkumuzdur,
Çünkü kendimizle iki kişi daha iyi başa çıkabileceğimizi iyi biliriz.
Tesisatçı, işini bitirdikten sonra, tükenmez kalemini alet çantasına atar,
parasını alır ve devam eder hayatına.
Ben, işimi bitirdikten sonra,
tükenmez kalemimi klavyemin yanına atarım.
Bu şiiri beyaz ekrana geçirirken
-hayata devam edebilecek duruma gelmeden önce-
bir süre daha onun içinde takılı kalırım.
Yorum bırakın | tags: Alet Çantası, aşk, borç, hakikat, hayat, Kalem, kendimizle başa çıkabilmek, klavye, lişiki, saflık, sıkıntı, tükrnmez kslem, Tesisatçı, tıkanıklık, Yazar, Yazar Bloğu, zeka, zeki, şiir | posted in Şiir'imsi