Tag Archives: ölüm

Senin Değil: Benim Sağım, Benim Solum, Benim Önüm, Benim Arkam

İki taraf.

Hiç arada olunamaz, birlikte ortada durulamazmış gibi.

Ve her iki tarafa göre kendi tarafının yaptığı doğru.

Bir tarafın “bütün” müdaheleleri doğru, haklı, yerinde, adil.

Diğer tarafın “bütün” protestoları doğru, haklı, yerinde, adil.

 

Yalan söyleyen hep senin olmadığın taraf

Ve doğru söyleyen hep bu taraf, ne tarafa “bu taraf” diyorsan.

 

Her iki tarafın “bütünleri”ni nasıl toplu olarak belli bir sıfat grubuna dahil edemediğin gibi,

Yine her iki tarafın samimi olmayan kelimeleri de olduğunu Kabul etmek zorundasın.

 

Ve senin tarafındaki bir ölüme, karşı tarafındakilerden de üzülecek insanlar olacağı gibi,

Yine senin tarafından sevinen insanlar da olacaktır buna, senin tarafın hangisiyse.

 

Ve bu iki ‘karşı’ tarafın farketmesi gereken ufak bir ayrıntı:

Birbirinizin tam olarak karşısında durduğunuz sürece,

birinizin Sağı hep bir diğerinizin Solu,

birinizin Solu, diğerinizin Sağı olacaktır.

Benim solum, senin sağın demek yerine, yan yana durmayı denersiniz bir saniyeliğine,

Işte o zaman, her ikinizin Solu da aynı olacak Sağı da.

Ve herkes birbirinin elinden tutabilecek,

Kaybedilenlere samimiyetini gözyaşı yaparak ağlayacak

Ve bu elele tutuşmada;

Birinin Sol eli, diğerinin Sağ elini tutacak.


Melekler Bazen Biz Toprağın Altına Girmeden Gelirler, Üzerinde Olduğumuz Toprakları Korumak İçin

O kadar karışık ki kafalarımız, ruhlarımızı, ellerimiz, gözlerimiz ve kulaklarımız.
Bir o kadar da hazır bir şekilde bekliyoruz felaketleri.
Ve felaket kelimesinin içini en çok dolduran da genç ya da yaşlı bir insanın ölümü.
Çünkü var olduğumuzdan beri bunun bir çaresi yok ve olmayacak.
Ve nasıl sebepler olursa olsun, sonuç hep aynı geri dönülmezlikte.
Allah’tan Giden için Rahmet, Kendimiz için Sabır dilemek ilk yapabileceğimiz.
Ve sonrası, Giden’in değil tamamen Bizlerin, yani Kalanların sorumluluğunda.
Yeni ölümlerin Yeni sebepleri olmak ister miyiz “İnsan” olarak ?
Yeni ya da Eski ölümlere üzülmeyen “İnsanlar” olmak ister miyiz ?
Tabii ki hayır.
Bu yüzden çekindik çoğumuz Suriye’ye Amerika’nın girmesinden.
Başka bir ülkenin başka bir ülkedeki ölümlerin sebebi olmasına sebep olmaktan çekindik.
Suriye, Kendi halletsin dedik.
Ama bunu söyleyen bizler, son 24 saattir,
Kendimiz halledip halledemeyeceğimize bakacak zaman bile vermeden kendimize,
Her şeyi İngilizce’ye çevirerek bağırmaya başladık yabancı ülkelere.
“Bize bakın, bize gelin, bize müdahale edin” alt başlıklarıyla.
Ve bu başka ülkelerin, başka ülkelere müdahale etmesini istemeyen hassasiyetlerimiz,
Kendi vatanımız söz konusu olduğunda neden bu kadar çabuk buharlaşıyor diye de sormuyoruz kendimize; çünkü öfkelerimizin acelesi var.
Hiçbir barış, öfke duyarak, aceleci davranarak ve kendi içimizdekinin elinden tutmayarak sağlanamaz.
Ve bu şikayet çevirilerimiz sonucunda, hiçbir ülke bizim üzüldüğümüz gibi üzülmez gidenlerimize, insanlarımıza, ölenlerimize.
Irkçı değilim, hiç olmadım ve olamam da İmanım ve İnancım gereği,
Ama Irkçı olmamam “Gerçekçi” olmayacağım anlamına da gelmez.
Çünkü şunu biliyorum ki,
O politika dediğimiz her türlü rolün oynandığı sahneyi biraz araştırmış biri olarak;
Hiçbir yabancı ülke, bizim insanımıza bizim kadar üzülmez,
(ülke diyorum, vatandaş değil)
Hiçbir Yabancı Ülke Gezi Olaylarında ölen 6 insanımıza üzülmedi, biz üzüldük onlara.
Hiçbir Yabancı Ülke 30 yıldır süren terörde ölen 30.000 insanımıza da üzülmedi, biz üzüldük onlara.
Hiçbir Yabancı Ülke, Kurtuluş Savaşı’nda, Cumhuriyet’in Kuruluşunda, Çanakkale’de ölenlere de üzülmedi biz üzüldük onlara.
Hiçbir Yabancı Ülke 1.000 yıldır Bu toprakların bizde kalması için ölen insanlarımıza da üzülmedi, biz üzüldük onlara.

Bu gerçek ve biz gerçeğiz. Geriye kalan her şey bir illüzyon.
Politik oyunlardan, gizli hesaplardan ve perdelerin arkasından gizlice bakanlardan ibaret.
Ve eğer tek gerçek bizlersek ve tüzel kişiliklerimiz yoksa ve olmasını da istemiyorsak,
Kendi Kendimizi başkasına şikayet etme alışkanlığımızı bırakmalıyız.
Yıllar boyunca bu topraklarda sebepleri farklı olarak ölen onca insanımız,
Bu Toprakların üzerinde bu “Vatan” için öldüler, başka Vatanlar için değil.
Üzerinde öldüğümüz topraklar, beraber yaşamaya alıştırdılar bizi yıllarca
Ve bunu yeniden yapmamaları için hiçbir sebep yok;
Çünkü dalgalanan o bayrağımızın neden Kırmızı renkte olduğunu en iyi bu topraklar biliyor.


Makinelerin Sonbaharı

yağmur ve güneş puslu bir işbirliği ile,
o gürültülü-şişman-insan yapımı demir aygırlarından intikamınızı alır.
hem de onları,
bir sonraki mevsimde ‘sizin’ bürüneceğiniz renklerin içine hapsederek.
-eğer onlar izin verselerdi bürünecek olduğunuz renklerin içine-

traktör


İronik Gözler

En dürüst organdır gözler,
zorla ağlanamazken, sahte kahkahalar atılabilir.
Çünkü, ağızlarda olan yalan söyleme yeteneği, gözlere verilmemiştir.
Ve acımasızdır gözler,
Kelimeler acıtabilir, ama gözlerdeki anlamdır karşındakini yere seren.
Ve en savunmasız organdır gözler,
her şeye verilebilecek bir cevap varken,
her şeye kitlenecek bir bakış yoktur.
Ve hareketlidir gözler,
Cevabınız olduğunda dik bir şekilde karşısındakine bakması,
cevabınız olmadığında kendini aşağıya doğru yuvarlayarak yerden cevap toplamaya çalışması için.
Ve ironiktir gözler;
İçten kahkahalar atmaya başladığınızda,
-en ihtiyacınız olmadığı anda-
yaşlarını meydana çıkarır ve hiç zorlanmadan ağlarlar.
Bu dünyanın ilk ve son adımlarıdır gözler,
Onlar açıldığında anlarsınız geldiğinizi ve onlar kapandığında artık gitmişsinizdir.


Güle Güle Şişman

Her doğum günü birbirine bir şekilde benzerdi

 ama bu hiç birine benzemedi “Şişman”.

doğum günü tebriklerine, mesajlarına, dileklerine cevap ver(e)mediğim için

ukala da olmuşumdur, cool da, şımarık da hayatımdaki insanların gözünde,

ama onlara 32. Doğum günümde senin öldüğünü söyleyemedim ki “Şişman”..

 

seni ilk eve getirdiğimde 19 yaşımda & lise sondaydım “Şişman”

şimdi 33’e doğru gidiyorum ve uzattığım Üniversiteyi bitireli 6 yıl olmuş

seninle tanıştığımda içki içip, sigara içmiyo’dum

şimdi tam tersi “Şişman”

sen bana ilk miyavladığında ben de senin gibi güçsüz ve saftım

şimdi olmam gerektiği kadar güçlü ve kaybetmem gerektiği kadar kaybetmiş bir adamım “Şişman”

13 yıl boyunca hep kendi kumunu kendi başına kazdın,

Ve tam 1 hafta önce,  ilk ve son kez senin için senin toprağını ben kazdım “Şişman”

Tüm sevgililerimle tanışan ve yine de hep yanımda kalan tek sevgilimdin “Şişman”

Ben sadece basit bir adamdım hep, ama sen hiç sadece basit bir kedi olmadın “Şişman”

Sakat ayaklarınla bile kelebekleri ikiye böldün,

Sabahları suratıma hafifçe vurarak uyandırdın

Geceleri uyumak için beni bekledin

Manyaklıklarıma tahammül ettin

Ve hiç nankör ol(a)madın “Şişman”..

 

Ölürken yüzüme bakıp, benden “güle güle” miyavlamanı esirgemedin “Şişman”

Hayatımda hiç, bir hafta boyunca ağlamamıştım “Şişman”

ve hiç bir doğum günümden nefret etmemiştim bu kadar.

 

Ölürken miyavlamanı da, kendini de, 21 Temmuz’umu da alarak gittin..

ve son bir itiraf Sana:

şimdiye kadar hiç kimseye doğum günümü hediye etmemiştim,

ama artık senin..

GÜLE GÜLE “ŞİŞMAN”..Görsel