Tag Archives: korku

Televizyonun İçine Kaçan Topumuzu Hiç Geri Alamadık

Küçükken hemen hemen hepimizin

-yani sokakta oynama özgürlüğünü yaşayan son çocukların-

korktuğu,

‘Yan Bahçenin Sahibi’ bir adam vardı:

Çocukluktan, Gençlikten, Oyundan, Heyecandan, Saflıktan, Denemekten, Kazanmaktan ve Kaybetmekten anlamayan, daha doğrusu anlamayı uzun zaman önce bırakmış olan bir adam.

Onun hakkında çok fazla detaya sahip olmazdık hiçbir zaman,

sadece bizi anlamadığını tahmin edebilirdik.

Hatta öyle ki, belki yan bahçenin sahibi olan öyle bir adam bile olmayabilirdi.

Televizyonunun hayatımıza girişine konsantre olmaya çalışırken, adamın gerçekliğini kaybetmiştik belki de.

Ve yan bahçeye kaçan bir topu aldıktan sonra,

oradan çıkmaya çalışırken bir dikenli telin ya da doğrudan bir ağaç dalının ‘t-shirt’ümüzden yakalayıp kaçmamızı engellemesi gibi,

bizim sokağa çıkmamızı engellemeye başlamıştı televizyon yavaş yavaş, algılarımıza antenlerini geçirerek.

Ve çektiğimiz şutlarla o kadar dükkan veya ev penceresinin camlarını kırmayı becermiş olan bizler,

Bir kere bile akıl edemedik, direkt televizyonun ekranına şut çekerek onu paramparça etmeyi.

 

Ve sanırım yine çocuk aklımız ermedi,

O yan bahçenin sahibi adamı çocukluktan, gençlikten, oyundan, heyecandan, saflıktan, denemekten, kazanmaktan ve kaybetmekten, kısacası hayattan anlamayan; anlamayı uzun zaman önce bıraktıran şeyin,

bizden bir süre önce onu tutsak etmeyi başarmış olan televizyon olduğunu.


Kafiyeden Nefret Ettirmek

Boşvermişilğinin en kabarmış anında,
beynine isabet eden bir şimşek gibi.
Hayır, aslında aynaya bakıp kendini görememek gibi
ya da musluğu açtığında suyun yukarıya akması..
Hayır, bu da değil sanırım.

Tüm kurallarını bildiğin oyununu oynarken sen,
hiç bilmediğin bir kuralın,
o oyunun tek kuralı olması gibi.

En çok inandığın yalanın,
gözlerinin önünde şımarıkça gerçeğe dönüşmesi gibi.

Hiç dinlemediğin bir şarkıyı,
ritm tutarak ezbere söylemek gibi.

Bir mezarlığı ziyaret ettiğinde,
oradaki tek ölünün ‘sen’ olduğunu anlamak gibi sanki

Uyanıkken titreyerek uyanmak
ya da
Korkunun büyümesiyle birlikte cesaretinin de artması gibi.

İki dakika önce söndürdüğün sigaranın,
külle boğulmuş kültablasında
yeniden -daha önce hiç yanmamışcasına- yanmaya başlaması gibi.

Okumayı bitirdiğin bir kitabın,
Kitaplığından tesadüfen düşmesi
ve önünde kitabın son sayfası zannettiğin sayfanın arkasındaki
hiç okumadığın boş bölümün ilk sayfasını farketmek gibi.

Karanlık okyanusları andıran gecelere alışmışken,
gecenin göğsünü yararak doğan sapsarı güneşten gözlerinin kamaşması gibi.

Beynine ‘daha çok erken’ darken,
geç kalmamak için panik halinde klavyenin tuşlarına saldırman gibi.

En büyük rakibinin kendin olduğunu bilirken,
gecenin dördünde.
yazmaya çalıştığın bir şiirle tekme tokat kavga etmen gibi.

Cevabın soru.
Sorunun cevap olduğu bir sınava girmek gibi.

Abartma ihtimalini düşünürken,
eksik kalmış sıfatları aramak gibi

Cennetle cehennemin ortasında dikilirken,
Kararın sana ait olduğunu zannederek
hangisine girmek istediğine karar verememek gibi.

Perdesini kapattığın odanın aydınlanması,
perdesini açtığın odanın kararması gibi.

Artık bu sefer emin olduğundan eminken,
en kararsız kararsızlığının sana aynadan tedirgin edici bakışlarına yakalanmak gibi.

Yazmakta olduğun bu şiirde,
gereğinde fazla ‘gibi ’ kullandığını farketmişken,
daha bir sürü gibiye ihtiyacın olduğunu bilmek gibi.

İçkiyi bıraktığın ilk gün,
bıraktığın içkiyi içmeden sarhoş olman gibi.

Karla kaplı dağın zirvesinde soyundukça ısınmaya başlaman gibi.
Saçlarına değen her damla kaynar suyla saça tellerinin donarak kırılması gibi.

Hiç bitmesini istemediğin bir şarkının sesini sonuna kadar kısmak gibi.

Söyleyecek çok sözün varken,
dudaklarını ve yanaklarını ısırmakla yetinmek gibi.

Kahkahaların yüzünden nefessiz kalacakken,
eskiden bir dostunun söylediği
“palyaçonun makyajını gözyaşı siler” sözünü aniden hatırlamak gibi.

Şiirinin ilk kelimesini düşünürken beyin alfabende,
son kelimesinin noktasını koymak gibi.

“Heart of Steel”i dinlerken,
sadece ‘silence is a heavy stone’a odaklanman
ve sessiz çığlıklarla camları çatlatman gibi.

Şimdiye kadar kullnadığın 27 tane ‘gibi’den sonra
Hala net olarak ne olduğunu bulamayıp 28. Bir ‘gibi’ye sığınmak gibi..


Bulutları Şimşekler Barıştırır

Şimşek değil şimşeğin geldiği yerdir korkulan

Yalnızlık diye bir şey de yok aslında, basit bir yeni dünya düzeni icadı:

yalnız kalma tedirginliği hissetmelisin ki, devamlı arayışta olasın.

Oysa aranacak zaman da yok, anlam da.

Her şey her gün dökülür önüne, ufak şiddetli bir gökgürültüsünün ardından;

ama yağan sadece yağmur değildir ve sen sadece ıslanmazsın.

Hangi gözünle bakarsan o gözünle inanırsın hep,

ister beyninin önündekilerle bak, ister kalbindekiyle.

Geç kalmaktan da çekinme görebilmek için,

her dakikada vardır bir hayır;

en geç güneş batıdan doğduğunda görüşürüz.


İnsan Atsan Yere Düşmez

Kalabalıklardan kaçarak yalnız kalamazsın. 
Gerçekten”Yalnız” kalmak istiyorsan eğer, o korktuğun kalabalıkların içine girmelisin. 
Orada herkese yetecek kadar yalnızlık bulabilirsin;

bu yüzdendir,

hiç bir zaman tam olarak sayamaman bir kalabalığı.