Tag Archives: heyecan

Televizyonun İçine Kaçan Topumuzu Hiç Geri Alamadık

Küçükken hemen hemen hepimizin

-yani sokakta oynama özgürlüğünü yaşayan son çocukların-

korktuğu,

‘Yan Bahçenin Sahibi’ bir adam vardı:

Çocukluktan, Gençlikten, Oyundan, Heyecandan, Saflıktan, Denemekten, Kazanmaktan ve Kaybetmekten anlamayan, daha doğrusu anlamayı uzun zaman önce bırakmış olan bir adam.

Onun hakkında çok fazla detaya sahip olmazdık hiçbir zaman,

sadece bizi anlamadığını tahmin edebilirdik.

Hatta öyle ki, belki yan bahçenin sahibi olan öyle bir adam bile olmayabilirdi.

Televizyonunun hayatımıza girişine konsantre olmaya çalışırken, adamın gerçekliğini kaybetmiştik belki de.

Ve yan bahçeye kaçan bir topu aldıktan sonra,

oradan çıkmaya çalışırken bir dikenli telin ya da doğrudan bir ağaç dalının ‘t-shirt’ümüzden yakalayıp kaçmamızı engellemesi gibi,

bizim sokağa çıkmamızı engellemeye başlamıştı televizyon yavaş yavaş, algılarımıza antenlerini geçirerek.

Ve çektiğimiz şutlarla o kadar dükkan veya ev penceresinin camlarını kırmayı becermiş olan bizler,

Bir kere bile akıl edemedik, direkt televizyonun ekranına şut çekerek onu paramparça etmeyi.

 

Ve sanırım yine çocuk aklımız ermedi,

O yan bahçenin sahibi adamı çocukluktan, gençlikten, oyundan, heyecandan, saflıktan, denemekten, kazanmaktan ve kaybetmekten, kısacası hayattan anlamayan; anlamayı uzun zaman önce bıraktıran şeyin,

bizden bir süre önce onu tutsak etmeyi başarmış olan televizyon olduğunu.


İlişkilerdeki Serbest Dalışlar

“…Her gece çıktığımız bir yer yok,
Heybeliada’ya bile gitmedik uzun zamandır.

İkimizden biri gittiğinde bir diğeri ölmeyecek.
Başkalarına da güvenebiliriz tabii ki.
Aidiyet duygusu kısa sürelidir sonra kaybolur.
Heyecan da azaldı, kaybetme korkusu da.

Artık o kadar da zararlı olmayan iki tane alışkanlığız birbirimize
ve ikimizin de üzerinde her hangi bir uyarı yok.
İlk aşk olmadık, son aşk da olmayız bu gidişle.

Ama sağlam güzellikte günlerimiz oldu,
şimdikilerin sıradanlığına bakınca neredeyse inanılmaz olan günler.
Olumsuz şeylerden bahsetsek bile en azından dürüstüz,
Hem, hangi ilişkideki insanlar bizim gibi dürüstler ?
Birbirimizi kandırmayı uzun zaman önce bıraktık,
çünkü biz temiz kalpli insanlarız,
Daha doğrusu temiz kalpli alışkanlıklarıyız bir diğerimizin…”

……

– Alper ? Alper ? Alpeeeer ? Hişşşttt, sana diyorum. Ne oldu yine, ne düşünüyo’sun ? Daldın, 10 dakikadır burada değilsin !

– Hmm, yok ya dalmadım. Yok bi’ şey. Kahve içmeye gitsek mi ?

– Tamam, gidelim ama, söz ver: Haftasonu Heybeli’ye götüreceksin beni.

-Heybeli’ye mi ?

-Evet. Uzun zamandır gitmedik.

-..

-Alper, Alpeeer?

-..


Benim Kaosum Senin Kaosunu Döver

Yine oldu.
Başlangıçtaki gibi olmasa bile,
Ruhta yenimsi bir tat bıraktığını kabul etmeliyim.
Heyecan ölçümü henüz yapılamamakta,
ama bir hareketlenme olduğu aşikar.
Gündüz çekilen bir fotoğraftaki flaşın anlamsızlığı, ama bir o kadar da fark edilirliği gibi.
Ayrıntılar can sıkmazlar aslında, ayrıntıları fark edememektir can sıkan.

Otobüse geç kalmakla, buzdolabının fazla ses yapmasına kafayı takmakla, arabaları yıkatmakla, sıvı sabunun markasına karar vermekle, profil fotoğraflarımıza efektler eklemekle, bedenimize en uygun yatağı bulmakla o kadar meşgulüzdür ki, ayrıntıları fark etmediğimizin bile farkına varamayız.
Bu yüzdendir kaoslara olan hayranlığımız, çünkü dikkatli davrandığımızı sansak bile, herkes için hazırlanmış genel bir kaos kazanına atılırız ve o ilk atılma anına “sabah” deriz.

Benim birkaç tane, bana özel minik kaosum vardır ama. Her sabah, o anki moduma uyan bir tanesini giydiririm gündüzüme ve otobüse koşmaya başlarım. Otobüse binince, kalabalığın ortasında ayakta dikilirken, buzdolabının çok ses yaptığı gelir aklıma birden ve sinirim bozulur. Sonra beynime bir tokat patlatırım aniden ve cep telefonumu cebimden çıkarıp, bunları yazmaya başlar ve telefonun ana ekranına sabitlerim hemen; bir daha o genel kaosa değil, kendime uyan o mini kaoslarımdan birine sığınabilmek için.

Biraz kendime gelirim,
hala heyecan ölçümü yapılamaz ama yeni bir hareketlenme olduğu kesinleşir.
Bir süre sonra kendimi, akbilde kalan paranın vapura yetip yetmeyeceğini düşünürken bulurum ve gündüzüm, ona sabah giydirdiğim bana özel minik kaosu yırtarak çıkartır üzerinden.
Gece olana kadar, o genel kaosun içinde oradan oraya savrulurum.
Ve sonunda Gece olur, biraz rahatlar, sakinleşirim.
Çünkü geceyle bir şekilde orta yolu bulabileceğimi bilirim tecrübelerime dayanarak.
“Artık bir flaşın patlaması, o kadar da anlamsız gelemez” diye geçiririm içimden.