Vosvos’la gezinirken radyoda 70′lerden fısıltılar,
Vosvos’un motor sesiyle yarışıyorlar,
o yüzden tüm şarkılar zincirli bir melodide.
Yolun sağında ilk kez farkettiğim bir bar
saga çekip,bardan içeri giririyorum.
Bomboş.
Kısa boylu bir tabureye oturuyorum
hemen barın önündeki ahşap blokaj, barmade’in topraklarına girmemi engelliyor.
İçki şişeleriyle göz göze geliyorum,
ama bir fincan kahve siparişi veriyorum
Sessizlik.
Barmade de sessiz ama sarışın,
adını sormayı ben de istemedim, o da.
Kahveyi alıp,
kısa boylu ve tıknaz tabureden kalkıp cam kenarındaki bir masaya geçiyorum, fincanın yarısı boşalmışken.
Müzik kutusunu fark ediyorum.
Son bozukluklarımı bağışlıyorum arka arkaya beş şarkı için
Karşımdaki boş iskemleye Elvis oturuyor, ikinci şarkının solosunda;
favorileri yine kalın,
gözleri yine üzgün,
gülüşü yine yarım.
Tam konuşmaya başlıyoruz ki
şarkı değişiyor,
ışıklar sönüyor
ve çizmesinin topuk seslerinden tanıdığım,
Jim Morrison oturuyor karşıma.
Bakışlarıyla bana küfür ediyor;
onun hüznü, buna dönüşmüş sanki;
küfreden bakışlara ve çığlıklara.
Şarkı bitmeden kalkıp gidiyor Jimbo,
Elvis’ten daha asiydi,
ama Elvis’ten daha az üzgün değildi.
Ve sıradaki şarkıları beklerken ben,
Gök-gürültüsünün kızgınlığından korkan elektrik kesiliyor,
karanlık olan şeyler, daha da kararıyor.
Kara kahve de bitince, dışarı çıkıp arabama biniyorum.
Arabayı tam çalıştımışken sağ taraftaki cama biri vuruyor, sertçe
Kapıyı açmak için eğildiğimde Henry Chinaski olduğunu fark ediyorum
ve kilidi açarak ona binmesini işaret ediyorum.
Sol’dan devam et diyor bana,
Ediyorum,
Radyoyu açıp, kanallarla oynuyor
ve Klasik Müzik çalan bir kanal buluyor
“Rock dinleseydik” diyorum
Sol gözüyle ve kalkan sol kaşıyla göz göze geliyor ve susuyorum.
Pis moruğun yanında, gerçeğin kenarında, gaz pedalına yükleniyorum:
Saat 5, vites 4.
Tag Archives: Henry Chinaski
2002’den: Elvis, Jim, Buk, Alper
Kablosuz Dostluklar
Artık “Gerçek Bukowski Yalnızlığı” kalmadı.
Tek başına olsan bile evinde, önündeki ekranda ve klavyenin otuz santim uzağında en az 1.000 kişi var seninle konuşmasa da seni gören.
Salt Yalnızlık cesaret isterdi eskiden ve hiç çevrimiçi olmazdı.
Aslında bir çevrimiçilik söz konusuydu, ama kendi içine doğru.
Üniversite’deyken, telefonsuz, televizyonsuz, internetsiz, bilgisayarsız bir yalnızlık deneyimi olanlar anlarlar nereye varmaya çalıştığımı.
Telefonsuz, televizyonsuz, internetsiz, bilgisayarsız ama kitaplı ve radyolu bir yalnızlık.
Radyo’nun, teknolojik bir gelişme olmasına ragmen, işin saflığına o kadar da zararı dokunmazdı. Belki buna, 1800’lerin ilk yarısında yaşamış birileri itiraz edebilir, saygı duyarım.
Ama yine de, işin saflığına biraz zararı olsaydı Radyo’nun, kitaplar hemen temizlerdi o zararı.
Kısacası, evlerinin, odalarının duvarlarına ya da pencerelerinden dışarıya bakanlar yok artık Chinaski.
Facebook Duvarlarına ya da Chrome’da açılan yeni pencerelerden dışarıya bakanlar var.
Sonuç olarak, 2000’i hedeflemiş olsan da, 1994’te tam da zamanında gitmişsin. Senin ölmen için güzel bir yılmış.