Tag Archives: adam

Televizyonun İçine Kaçan Topumuzu Hiç Geri Alamadık

Küçükken hemen hemen hepimizin

-yani sokakta oynama özgürlüğünü yaşayan son çocukların-

korktuğu,

‘Yan Bahçenin Sahibi’ bir adam vardı:

Çocukluktan, Gençlikten, Oyundan, Heyecandan, Saflıktan, Denemekten, Kazanmaktan ve Kaybetmekten anlamayan, daha doğrusu anlamayı uzun zaman önce bırakmış olan bir adam.

Onun hakkında çok fazla detaya sahip olmazdık hiçbir zaman,

sadece bizi anlamadığını tahmin edebilirdik.

Hatta öyle ki, belki yan bahçenin sahibi olan öyle bir adam bile olmayabilirdi.

Televizyonunun hayatımıza girişine konsantre olmaya çalışırken, adamın gerçekliğini kaybetmiştik belki de.

Ve yan bahçeye kaçan bir topu aldıktan sonra,

oradan çıkmaya çalışırken bir dikenli telin ya da doğrudan bir ağaç dalının ‘t-shirt’ümüzden yakalayıp kaçmamızı engellemesi gibi,

bizim sokağa çıkmamızı engellemeye başlamıştı televizyon yavaş yavaş, algılarımıza antenlerini geçirerek.

Ve çektiğimiz şutlarla o kadar dükkan veya ev penceresinin camlarını kırmayı becermiş olan bizler,

Bir kere bile akıl edemedik, direkt televizyonun ekranına şut çekerek onu paramparça etmeyi.

 

Ve sanırım yine çocuk aklımız ermedi,

O yan bahçenin sahibi adamı çocukluktan, gençlikten, oyundan, heyecandan, saflıktan, denemekten, kazanmaktan ve kaybetmekten, kısacası hayattan anlamayan; anlamayı uzun zaman önce bıraktıran şeyin,

bizden bir süre önce onu tutsak etmeyi başarmış olan televizyon olduğunu.


Sigarayı Bırakırım, Bu Ayakları Bırakmam

‘Kötü bir Adam’ olduğumu söyledim;
beni ‘iyi’leştirmeye çabaladın.

‘İyi bir Adam’ olduğumu söyledim;
‘Sadece iyi olmak yetmez’ dedin.

Aslında ‘Çoktan Kaybetmiş bir Adam’ olduğumu söyledim;
‘Nankörlük etme’ dedin.

‘Hiç bir şey’ söylemedim;
‘Neler çeviriyo’sun’ dedin.

Ve en sonunda;
‘Benden Adam olmaz’ dedim;
‘Bırak bu ayakları’ dedin.

Ben de bıraktım.


Merhaba, Ben Akşam Üstü.

Adam, kadına bir hediye vermişti o akşamüstü,
Kadın yanında bile değilken.
Adam hediyesini verip uzaklaşınca,
Gece yakınlaştı;
Sonra, Kadın gecenin içine doğru yürümeye başladı akşamüstünden çıkıp,
Adamsa akşamüstünde kaldı.

Gece, garip bir şekilde sakin karşılamış gibiydi Kadının gelişini ve hiç şimşek çakmadı.
“Ama bunun asıl sebebi gecenin sakinliği değil,
benim bulutları yanıma almış olmam.” diye gururlandı Adam gizlice.
Çünkü, Adam bilirdi; Kadın korkardı gök gürültüsünden.
“Bir perdeyi hızlıca açar gibi açtım bulutları ve sana yıldızları bıraktım” diye bağırmak istedi Adam, akşamüstünün içinden, ama bağıramadı.
Bulutların göktaşlarından yapılmış kornişlerini kopartmıştı heyecandan
Ve Kadın görmeden toplamalıydı onları.
Topladı da.

Kadına; bulutsuz, şimşeksiz, gök gürültüsüz bir gece hediye etmeliydi,
Bulutları alıp, akşamüstüne bağladı
ve Kadının en azından o gece boyunca korkma ihtimalini ortadan kaldırdı.
Başarmıştı, her şey planladığı gibi olmuştu.
Ama, bir tek şeyi görememişti Adam:
Kadının gerçek adının “Gece” olduğunu.


Basit bir Denklem: Adam Anahtarsa, Kadın Kilittir

Güven sıkıntısı yoktu Kadının;
bir Adamın Sıkıntılardan çıkabilme kapasitesi güven verirdi ona.
Eski bir daktiloda yazılan bir şiirin sesi gibi atardı kalbi adamın;
Seri, ama vuruşa göre emin ya da silik ritimlerle.
İkisinin ortak özelliği, hep bir gülümseme olmasıydı yüzlerinde,
genellikle sebebi belirsiz olan.
Kahkaha olmazdı ama hiçbir zaman,
minik bir gülümseme sadece, birkaç tane dişin görülebildiği.
Kadın sıkılırdı kalabalıklardan, hatta çekinirdi biraz.
Adam, herkesin duymasını isterdi söylediklerini.
Değişmek istemiyor gibiydi ikisi de;
Olmaları gereken ne ise o olduklarını düşünüyorlardı.
Kadın Picasso’nun tablolarına hayrandı,
Adam karakterini seviyordu Pablo’nun.

Anahtar-Kilit ilişkileri olduğu aşikardı,
buna karşın hiç tanışmadılar.
Ama ne yazık ki değiştiler:
Adam arada sırada gülümsüyor artık, kadın nerdeyse hiçbir zaman.
Güven kelimesini unuttu kadın,
Adamın kalp ritimleri iyice şiirsizleşti.
Geriye kalan tek ortak özellikleri, ikisinin de kalabalıklara aldırmamaları artık.
Olmaları gerekenin ne olduğunu da sorgulamıyorlar, çünkü olamadılar.
Kadın Picasso’nun tablolarını beğenmiyor şimdi,
Adam nasıl bir karakteri olduğunu unuttu Pablo’nun.
Ve, Hayır, Yaşlanmadılar,
Sadece inanmaktan vazgeçtiler.
Bu yüzden;
Kadın kapısını kilitlemeden uyuyor geceleri,
Adam ise sürekli anahtarını kaybediyor.