Yaşanan her Pişmanlığın ortak özelliği sonuncu zannedilmesi iken,
Bulunan her Fikrin ortak özelliği, ilk defa bulunduğunun düşünülmesidir.
İşte Aşk, tam da bu iki ortak özelliğin ortasında bekler.
Yaşanan her Pişmanlığın ortak özelliği sonuncu zannedilmesi iken,
Bulunan her Fikrin ortak özelliği, ilk defa bulunduğunun düşünülmesidir.
İşte Aşk, tam da bu iki ortak özelliğin ortasında bekler.
Evet,
Çok kitap okumak, daha zor inanmanıza sebep olur gördüklerinize.
Çünkü bir şekilde, çok önceden okuduğunuz o sayfalarda görmüşsünüzdür olanları.
Ama,
Eğer insanların gözlerine baktığınızda kalplerinde gizledikleri niyeti okuyamıyorsanız henüz,
bütün o okuduğunuz sayfalardaki mürekkepler uçar.
Ve siz,
beyaz bir sayfa gibi savunmasız, çıplak ve her türlü lekeye açık halde kalırsınız.
Ve de herkes,
Üzerinize bir şeyler karalayabilmek için birbirinden kalem istemeye başlar heyecanla.
Hiç bir şey “tesadüfen” meydana gelmez.
Her şey sebeplere bağlanmıştır
Ve bu sebepler, dünyada ve evrende olup bitenleri anlamamız için bizlere özel olarak yapılan tercümelerdir.
Akıllı olduğunu ima eder çoğu insan,
komik ve güvenilir olduklarını da.
Ve bunu, bazen sözlerini, bazen de sessizliklerini kullanarak yaparlar.
Önce içten içe inanırlar böyle olduklarına, sonra içten dışa da sizleri inandırmaya çalışırlar.
Son zamanlarda bunların yanına “deli” olduğunu ima etmek de eklendi;
çünkü deli olmak popüler artık.
Ama gerçek deliler, sıfatlardan çok isimlere takmışlardır kafayı.
Olmadıkları sıfatları yapıştırmaya çalışmazlar üstlerine,
“Birisi” olduklarına inanırlar ve olurlar da.
‘Hint Okyanusu’ da bunlardan biriydi.
Evet, Hint Okyanusu; 32 yaşında bir adam
ve kendini ne sandığını tahmin ettiniz tabii.
Arabistan Yarımadası ile Asya ve Afrika kıtalarının arasında zannediyordu kendini, memnundu bu arada kalmadan hem de.
Afrika’yı Dün’ü sanıyordu, Asya’yı Bugün’ü ve Arabistan’ı da Yarın’ı.
Bu yüzdendi memnuniyeti.
Diğer kara parçalarına da o kadar uzak hissetmezdi kendini.
Bazen, yılın birkaç ayı çok sinirli olurdu.
Ve bu sinirinin sebebi olarak Muson Rüzgarları’nı gösterirdi. Doğruydu da söylediği.
Muson Rüzgarları derken kastettiği, insanların ondan yapmak ‘istemediği ve istemeyeceği’ şeyleri isterken kullandıkları havada uçuşan kelimelerin esintisiydi.
İçinde bir çok ada vardı ve bu adaların hepsine birer isim takmıştı;
ama en çok “Yamalı Adamlar” dediği takımadalarını severdi.
Bu ismi ilk kez verdiğinde sadece bir ada oluşmuştu içinde; ilk aşık olduğu kadından ayrıldığı zamanki.
Sebebini şimdi tam olarak hatırlayamıyor bile olsa, ona bu adı verme sebebini hatırlıyordu.
O kadının gidişinin ardından, iki sene içinde yavaş yavaş ortaya çıkmıştı bu ada,
hafıza sularının yavaş yavaş çekilip, uzaklaşmasıyla.
O da, bu kendine gelme döneminde, sessiz ve sakin bir şekilde düzelmeyi bekleyen ve kendi boşluğunu kendi kapatan, yani kendi kendine yama yapan bu adaya “Yamalı Adam” ismini vermişti, onu sahiplenerek.
Sonra, belli zaman aralıklarıyla, farklı farklı adalar oluştu Hint Okyanusu’nun içinde, farklı kadınların sebep olduğu;
suların çekilme zamanlarının ve şiddetlerinin belli olmadığı.
Her adaya farklı bir isim bulmak yerine, onlara takımadaları gibi “Yamalı Adam’lar” ismini verdi Hint,
bir sürü “Yamalı Ada’m”dan oluşan.
Yine, yeni adalar oluşmaya devam edebilir Hint Okyanusu’nun içinde.
Yine, arada kalmak hoşuna gidebilir zamanın kara parçalarının arasında.
Yine, Muson Rüzgarları diyebilir başka insanların uçuşan kelimelerine.
Ama Hint, hiçbir zaman popüler olduğu için seçmiş olmayacak deliliği,
diğerlerini sözleriyle ya da sessizliğiyle akıllı olduğuna inandırmaya çalışmayacak da.
O, sıfatlara değil,
gerçek deliler gibi İsimlere kafayı takmayı sürdürecek.
Bu yüzden;
hem komik olmaya devam edecek, hem de güvenilir.
uğuldamalardan anlam çıkarmaya çalışma.
pencereyi tamamen aç.
kedinin yemeğini vermekle kahve yapmak arasında kalma.
düşünmeden dinleme.
beynini avuçlarının içine alıp seyret.
yaşlanmışlara üzülme.
genç olamamışlara acı.
ölenlere dua et
Ve yaşadığını zannedenlere de.
kalabalığa aldırma.
yalnızlığına saldır.
kalabalıkta yalnız kal
Ve şayet yapabiliyorsan kalabalığı yalnız bırak.
şiir yazma, öykü yazma, roman yazma;
bir şeyler yaz ama, senin olan bir şeyler.
Ve eğer uğuldamalardan anlam çıkarmak istiyo’san
Ve dinlerken düşünmüyo’san,
yine de avuçlarının içine al beynini, havaya kaldır
Ve önündeki beyaz kağıdın üzerine fırlat büyük bir hızla..
sonra kağıda yapışmış parçalarını topla
Ve kağıtta kalan lekelere bak;
benim beynimin kağıtta bıraktığı lekeler bunlar işte.
şimdi, kedime bir şeyler hazırlayabilirim, kahvem ısınırken.
Bugün, bütün gün Bisiklete bindim,
ancak etrafta hiç Misket oynayan Çocuk görmedim.
Çünkü hepsi 80’lerde doğmuş adamlardı artık;
Ve -ceplerine baktığınızda dışardan belli olan- hiç misketleri kalmamıştı.
Onlarla oynamayı seven bir Yazıdan-Adam olsam da,
bilirim aslında Kelimelerle Şaka olmayacağını.
Çünkü iki kelimeyi bırakın, iki harfin bile birbirlerine sürtünmesiyle çıkacak kıvılcımlardan,
hangi Okuyan’ın alev alıp yanmaya başlayacağı,
Yazan’ın kontrolünde değildir son noktanın mürekkebinin kurumasının ardından.
Ve tahmin edilenden çok fazla çıkar bu yangınlar; çünkü çoğu rapor edilmez.
Kendi Çapımda bir emniyet sistemi geliştirdim ama.
Yazmayı tamamladıktan sonra bir sigara yakıp, en az üç dört kez dolanıyorum kelimelerin arasında, bir şey olacaksa ilk bana oluyor.
-taktığı tüpün gaz kaçırıp kaçırmadığını, yaktığı çakmağı birkaç kez tüpün etrafında gezdiren tüpçü gibi-
Ve yine onun kontrol mekanizmasında olduğu gibi, eğer bir terslik olacaksa,
İlk olarak bana ve en yakınımdakilere oluyor.
Bir gün, bir insan çıkıp gelebilir
Ve sizden uzun zaman önce borç aldığı parayı, ancak verebildiğini söyleyerek ve biraz utanarak size uzatabilir,
Siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek alıp cebinize koyabilirsiniz.
Sonra bu konu bir daha hiç açılmayabilir.
Ama hiçbir gün, bir insan çıkıp gelerek sizden uzun zaman önce aldığı bir duyguyu ancak verebildiğini söylemeyecek, bunu söylerken utanmayacak
Ve siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek o duyguyu kalbinize geri koymayacaksınız.
Bu konu, bu tip yazılar okudukça ve bazı şarkıları dinledikçe zaman zaman yeniden açılacak ama.
Adam, kadına bir hediye vermişti o akşamüstü,
Kadın yanında bile değilken.
Adam hediyesini verip uzaklaşınca,
Gece yakınlaştı;
Sonra, Kadın gecenin içine doğru yürümeye başladı akşamüstünden çıkıp,
Adamsa akşamüstünde kaldı.
Gece, garip bir şekilde sakin karşılamış gibiydi Kadının gelişini ve hiç şimşek çakmadı.
“Ama bunun asıl sebebi gecenin sakinliği değil,
benim bulutları yanıma almış olmam.” diye gururlandı Adam gizlice.
Çünkü, Adam bilirdi; Kadın korkardı gök gürültüsünden.
“Bir perdeyi hızlıca açar gibi açtım bulutları ve sana yıldızları bıraktım” diye bağırmak istedi Adam, akşamüstünün içinden, ama bağıramadı.
Bulutların göktaşlarından yapılmış kornişlerini kopartmıştı heyecandan
Ve Kadın görmeden toplamalıydı onları.
Topladı da.
Kadına; bulutsuz, şimşeksiz, gök gürültüsüz bir gece hediye etmeliydi,
Bulutları alıp, akşamüstüne bağladı
ve Kadının en azından o gece boyunca korkma ihtimalini ortadan kaldırdı.
Başarmıştı, her şey planladığı gibi olmuştu.
Ama, bir tek şeyi görememişti Adam:
Kadının gerçek adının “Gece” olduğunu.