Onlarla oynamayı seven bir Yazıdan-Adam olsam da,
bilirim aslında Kelimelerle Şaka olmayacağını.
Çünkü iki kelimeyi bırakın, iki harfin bile birbirlerine sürtünmesiyle çıkacak kıvılcımlardan,
hangi Okuyan’ın alev alıp yanmaya başlayacağı,
Yazan’ın kontrolünde değildir son noktanın mürekkebinin kurumasının ardından.
Ve tahmin edilenden çok fazla çıkar bu yangınlar; çünkü çoğu rapor edilmez.
Kendi Çapımda bir emniyet sistemi geliştirdim ama.
Yazmayı tamamladıktan sonra bir sigara yakıp, en az üç dört kez dolanıyorum kelimelerin arasında, bir şey olacaksa ilk bana oluyor.
-taktığı tüpün gaz kaçırıp kaçırmadığını, yaktığı çakmağı birkaç kez tüpün etrafında gezdiren tüpçü gibi-
Ve yine onun kontrol mekanizmasında olduğu gibi, eğer bir terslik olacaksa,
İlk olarak bana ve en yakınımdakilere oluyor.
Yorum bırakın | tags: ama, ateş, çakmak, gibi, ilk, kelimeler, kontrol mekanizması, kıvılcım, okuyan, rapor, sigara, size, tahmin, tüpçü, terslik, yakınımdakiler, yangın, yazan, yazar(n)ın emniyet sistemi, yazıdan adam | posted in Genel
Bir gün, bir insan çıkıp gelebilir
Ve sizden uzun zaman önce borç aldığı parayı, ancak verebildiğini söyleyerek ve biraz utanarak size uzatabilir,
Siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek alıp cebinize koyabilirsiniz.
Sonra bu konu bir daha hiç açılmayabilir.
Ama hiçbir gün, bir insan çıkıp gelerek sizden uzun zaman önce aldığı bir duyguyu ancak verebildiğini söylemeyecek, bunu söylerken utanmayacak
Ve siz de önemi yoktu diyerek ve gülümseyerek o duyguyu kalbinize geri koymayacaksınız.
Bu konu, bu tip yazılar okudukça ve bazı şarkıları dinledikçe zaman zaman yeniden açılacak ama.
Yorum bırakın | tags: asla, bir gün, borç, duygu, hiç, insan, kamçı, yazılar, yeniden, yiğit, şarkılar, şiir | posted in Genel
Adam, kadına bir hediye vermişti o akşamüstü,
Kadın yanında bile değilken.
Adam hediyesini verip uzaklaşınca,
Gece yakınlaştı;
Sonra, Kadın gecenin içine doğru yürümeye başladı akşamüstünden çıkıp,
Adamsa akşamüstünde kaldı.
Gece, garip bir şekilde sakin karşılamış gibiydi Kadının gelişini ve hiç şimşek çakmadı.
“Ama bunun asıl sebebi gecenin sakinliği değil,
benim bulutları yanıma almış olmam.” diye gururlandı Adam gizlice.
Çünkü, Adam bilirdi; Kadın korkardı gök gürültüsünden.
“Bir perdeyi hızlıca açar gibi açtım bulutları ve sana yıldızları bıraktım” diye bağırmak istedi Adam, akşamüstünün içinden, ama bağıramadı.
Bulutların göktaşlarından yapılmış kornişlerini kopartmıştı heyecandan
Ve Kadın görmeden toplamalıydı onları.
Topladı da.
Kadına; bulutsuz, şimşeksiz, gök gürültüsüz bir gece hediye etmeliydi,
Bulutları alıp, akşamüstüne bağladı
ve Kadının en azından o gece boyunca korkma ihtimalini ortadan kaldırdı.
Başarmıştı, her şey planladığı gibi olmuştu.
Ama, bir tek şeyi görememişti Adam:
Kadının gerçek adının “Gece” olduğunu.
Yorum bırakın | tags: adam, akşam üstü, aşk, benim, bulut, garip, göktaşı, gece, gerçek adın, gibi, hediye, kadın, sakin, sen misin, yalan | posted in Genel
Eskiden -gerçek anlamda- duvarlara yazdığım günler vardı.
Kağıt satın alacak param yoktu
ve nereden geldiğini bilemediğim bir boya kalemi seti bulmuştum evde.
Onunla bir renk bitince diğer renkteki kaleme geçerek duvarlara yazdım.
Üniversitenin ilk yıllarındaydım;
kendimi süper bir yazar ve dürüst bir adam zannediyordum.
Çok sürmedi bu inanışlarımdan vazgeçmem, belki de bir kaç ay.
Şimdi oturmuş diz üstü bilgisayarın ve 3 ekranın karşısına,
aromalı kahve ve kaliteli puro eşliğinde bunu yazıyor olmama bakmayın;
Unutmadım o 21 yaşında,
duvarlara sadece kalemler renkli olduğu için renkli görünen ama aslında sadece siyah-beyaz renklerde olan şiirler yazan ve ilk bulduğu parayla aldığı defter ve tükenmez kalemle etrafta koşturan delikanlıyı.
Eğer o olmasaydı,
ben şu anda 32 yaşında “sabit” bir mutluluğu olan bir adamdım belki de,
ne artan, ne azalan bir mutluluk: Durağan..
Heyecan ve Risk yoksa, kazanım ve kayıp da yoktur.
Çünkü benim ölümümün Sıradanlıktan ve Durağanlıktan olacağını
7 yaşındayken kuzenimle yaptığım bir konuşmada fark etmiştim:
Ne olmam gerektiğini bulamamıştım,
ama ne olmamam gerektiğinden emindim.
Şimdi bir durum değerlendirmesi yaptığımda:
Gelecekle ilgili sabit planları olmayan,
Çalışma ve çalışmama zamanları birbirine girmiş,
Kendini bir anda başka bir şehirde, bir ülkede ya da bir insanda bulabilen,
Ruhunu satmamakta direnen,
İnsanları değil kendini kandırmayı seven bir adama dönüşmüşüm.
Ve işin en güzel yanı ise,
Yarın bu bahsettiğim “alpervari” özelliklerin tümü tamamen değişebilir
ve işte o zaman da ben bu yazdıklarımı okuyarak
-“Ben demiştim” derim, sevimli bir ukalalıkla.
Ve bir sonraki günü merak etmeye başlarım, öyle bir günüm kalmışsa eğer.
Yorum bırakın | tags: 21, 32, beyaz, bilgisayar, bir adam, durağanlık, duvar, eskiden, fark, kalemler, merak, mutluluk, ne olmamam gerektiği, renk, renkli kalem, risk yok kazanım yok, sabit, sevimli, siyah, sıradanlık | posted in Şiir'imsi
Sokakta yaşayan “Evsizler” de bizler gibi,
Facebook ve Foursquare hesaplarından Check-in’ler yaparak, önlerindeki tabakların yemeğe başlamadan önce çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyor olsalardı eğer;
Check-in yaptıkları her yer sadece bir Cadde, bir Sokak, bir Kaldırım ya da bir Bank adı olurken,
Yemeğe başlamadan önce çektikleri iki tabağın fotoğrafı da aşağıdaki gibi dikilirdi anasayfalarımızda :

Yorum bırakın | tags: açlık, çöp, bank, cadde, evsizler, facebook, foursquare, park, paylaşım, sokak, sokakta yaşayanlar, yemek fotoğrafları | posted in Sıkmayan Can-Sıkıcılar
Gece kararsız.
Yıldızlar korkuyorlar.
Renksiz duvara yaslanmış bir gitar: – “Acaba telleri kaç parmağı kanattı ?”
Cevap, sorunun arkasından gelip kafasına vuruyor insanın, kelimelerden sopalarla.
İnsan yeni şeyler öğrenebilir;
zor olan yeni öğrendiklerine katlanmayı da öğrenebilmesi.
Köpekler niye kedilere düşman olduklarını bilmiyorlar.
Düşman olmayı bilmiyor köpekler aslında, ama öğrenebiliyorlar.
Aşklar kan kaybediyor her köşede
ve fazla vakitleri yok.
Buzdağlarındaki cesareti istiyorum
ve onlar gibi kusursuz gizlenebilmeyi.
Görünmesini istediğin kısmı istediğin kadar gösterebilmeyi
Ve
Görünmeyi istemediğin kadar görünmemeyi.
Turuncu bir bez parçası gibi yırtıldı güneş,
bulutlar yanına koştular,
nefes nefeseydiler
ve korkmuşlardı.
”Devam et” diye selendi, Birisi;
Yaşamıyordu ve Ölmemişti de.
Karanlık bir rüzgar esti içinde umut kristalleriyle
ve o kristallerden üçü sol yanağıma saplanarak onu kanattılar.
birden telefon son çığlığını attı
ve açtım:
– “Uyuyor muydun?”
(Buzdağlarındaki cesaretten vazgeçtim, sadece onlar gibi kusursuz gizlenebilmek işimi görürdü şu an)
Yorum bırakın | tags: buzdağı, cevap, fazla vakit yok, gözlerini aç, gece, gizlen, gizlenme, kan kaybeden aşklar, korkak bulutlar, rüya molası, ruhunu dinlendir, soru, yeni, yok, zor | posted in Şiir'imsi
bir kitabın 67. sayfasında buldum seni,
o kadar kalın bir kitap değildi üstelik, sonuna yaklaşmıştım nerdeyse.
Sen ise beni başka bir kitabın arka kapağındaki özette, ilk cümlenin 8. kelimesinde farkettin.
Çünkü Sen, aceleci bir şekilde tanımak istiyordun karşındakini,
Ben ise ellerimde sonuna kadar tutmak isterdim, hakim olma isteğiyle.
Ve işte bu yüzden;
Senin kafan hep karışıkken, Ben her zaman yorgunum.
Ve “Sen” derken, kimden bahsettiğimi de bilmiyorum,
Ama en azından kaldığım sayfanın köşesini kıvırdım bu sefer..
Yorum bırakın | tags: 67, acele, kafan karışık, kitabın arkası, kitap, olma, parfüm, sayfa, seni, senin | posted in Şiir'imsi
boş ama buruşuk bir kağıttı
yanlış yerde duran çiçeksiz ama su dolu bir vazoydu
kablosuna dokunduğunda sana bir miktar elektrik akımı veren amfiydi
gitarın olmayan mi teliydi ve bir mi telinin daha olması değiştirmiyordu bu gerçeği
rüya ile uyku arasında göremeyeceğin bir şeydi
birbirlerini ateşe vermeden önce, birbirlerine sarılan tahta parçalarıydı
yanıp sönen yeşil-sarı ışığın yanındaki, yanıp sönmeden sabit kalabilen yeşil ışıktı
pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesiydi
mor gömlekteki bir kartal kanadıydı
bir tek kibritin 8 çakmağa üstün gelmesiydi
dördüncü kahvenin ikinci yarısıydı
ya da ikinci kahvenin soğuk son yudumu
olmayan bir kapının büyük anahtarıydı
bir delideki inanılmaz zekanın ispatıydı
çıplak bir bedendeki görünmez elbiseydi, pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesinin içine dolmaya çalıştığı
yamuk ama derin bir izdi yastıktaki
ya da küçük gümüş bir yılandı
cehenneme yağan karın bir tanesi
ya da yavru bir kedinin intikam duygusuydu.
Yanlış hatırlamıyorsam; bunlardan birisiydi Aşk.
Ya da her zaman en yanlış hatırlanandı.
Yorum bırakın | tags: ama, aşk, boş ama buruşuk kağıt, derin, Kahve, kartal, yamuk, yastıktaki iz, zaman, şiir, şımarık | posted in Şiir'imsi
Yine oldu.
Başlangıçtaki gibi olmasa bile,
Ruhta yenimsi bir tat bıraktığını kabul etmeliyim.
Heyecan ölçümü henüz yapılamamakta,
ama bir hareketlenme olduğu aşikar.
Gündüz çekilen bir fotoğraftaki flaşın anlamsızlığı, ama bir o kadar da fark edilirliği gibi.
Ayrıntılar can sıkmazlar aslında, ayrıntıları fark edememektir can sıkan.
Otobüse geç kalmakla, buzdolabının fazla ses yapmasına kafayı takmakla, arabaları yıkatmakla, sıvı sabunun markasına karar vermekle, profil fotoğraflarımıza efektler eklemekle, bedenimize en uygun yatağı bulmakla o kadar meşgulüzdür ki, ayrıntıları fark etmediğimizin bile farkına varamayız.
Bu yüzdendir kaoslara olan hayranlığımız, çünkü dikkatli davrandığımızı sansak bile, herkes için hazırlanmış genel bir kaos kazanına atılırız ve o ilk atılma anına “sabah” deriz.
Benim birkaç tane, bana özel minik kaosum vardır ama. Her sabah, o anki moduma uyan bir tanesini giydiririm gündüzüme ve otobüse koşmaya başlarım. Otobüse binince, kalabalığın ortasında ayakta dikilirken, buzdolabının çok ses yaptığı gelir aklıma birden ve sinirim bozulur. Sonra beynime bir tokat patlatırım aniden ve cep telefonumu cebimden çıkarıp, bunları yazmaya başlar ve telefonun ana ekranına sabitlerim hemen; bir daha o genel kaosa değil, kendime uyan o mini kaoslarımdan birine sığınabilmek için.
Biraz kendime gelirim,
hala heyecan ölçümü yapılamaz ama yeni bir hareketlenme olduğu kesinleşir.
Bir süre sonra kendimi, akbilde kalan paranın vapura yetip yetmeyeceğini düşünürken bulurum ve gündüzüm, ona sabah giydirdiğim bana özel minik kaosu yırtarak çıkartır üzerinden.
Gece olana kadar, o genel kaosun içinde oradan oraya savrulurum.
Ve sonunda Gece olur, biraz rahatlar, sakinleşirim.
Çünkü geceyle bir şekilde orta yolu bulabileceğimi bilirim tecrübelerime dayanarak.
“Artık bir flaşın patlaması, o kadar da anlamsız gelemez” diye geçiririm içimden.
Yorum bırakın | tags: araba yıkatmak, fark, gündüz, gece, heyecan, kaos, otobüse kosmak, ruhtaki yenimtrak tat, sabah, sıradanlık, yeni bir, zindan | posted in Genel
Aşık olduğumuz insanı önce aşırı derecede yücelttik. Bu İlk Günahımızdı.
Ona insan olduğunu unutturup ilahlaştırdık ve o da artık bize “yalnızca bir insan” olduğumuz için kızmaya başladı: Bu İlk Günahımızın Bedeliydi.
Sonra, Aşık olduğumuz insanın her şeyi olmaya karar verdik; her zaman ve her yerde olmaya. Bu İkinci Günahımızdı.
Kendimize, basit bir insan olduğumuzu unutturarak bu kez kendimizi ilahlaştırdık ve her zaman her yerde onun yanında olmaya çalıştığımız için sevmeye vaktimiz kalmadı: Bu da İkinci Günahımızın Bedeliydi.
Son olarak, Aşık olduğumuz kişi ile birlikte yaşanan ilişkiyi, Yok’tan Var ettiğimiz bir “Canlı” zannettik. Bu da Sonuncu Günahımızdı.
İkimizde ‘İnsan’ olduğumuzu unutarak kendimizi Yaratıcı zannettik ve sonunda yarattığımızı zannettiğimiz ilişki denilen “şeyi” var edemediğimiz gibi, yok olmasına da engel olamadığımız zaman fark ettik, üzerinde hiçbir etkimiz olmadığını: Bu da Son Günahımızın Bedeli oldu.
Bir süre sonra, o meşhur bitişlerin ardından:
Bizlere İnsan olduğumuz hatırlatıldı, her zaman her yerde yanımızda Olan tarafından
Ve ‘Yalnızca Bir İnsan’ olduğumuz için; bir Kapı daha açıldı önümüzde; içeri girildiğinde, bir kez daha insanlığımızı unutturmayacak olan.
Yorum bırakın | tags: aşk, aşık, üçleme, bedel, canlı, engel, fark, fark etmek, Günah, hata, her zaman her yerde, ikimiz, ilah, ilişki, insan, insanlığı unutmak, karar, kendimiz, kronik aşk, meşhur bitişlerin ardından, yalnızca bir insan, Yaratıcı, yok, Yok'tan Var etmek, zaman, zannetmek | posted in Şiir'imsi