Daily Archives: 31/07/2013

Kablosuz Dostluklar

Artık “Gerçek Bukowski Yalnızlığı” kalmadı.

Tek başına olsan bile evinde, önündeki ekranda ve klavyenin otuz santim uzağında en az 1.000 kişi var seninle konuşmasa da seni gören.

Salt Yalnızlık cesaret isterdi eskiden ve hiç çevrimiçi olmazdı.

Aslında bir çevrimiçilik söz konusuydu, ama kendi içine doğru.

Üniversite’deyken, telefonsuz, televizyonsuz, internetsiz, bilgisayarsız bir yalnızlık deneyimi olanlar anlarlar nereye varmaya çalıştığımı.

Telefonsuz, televizyonsuz, internetsiz, bilgisayarsız ama  kitaplı ve radyolu bir yalnızlık.

Radyo’nun, teknolojik bir gelişme olmasına ragmen, işin saflığına o kadar da zararı dokunmazdı. Belki buna, 1800’lerin ilk yarısında yaşamış birileri itiraz edebilir, saygı duyarım.

Ama yine de, işin saflığına biraz zararı olsaydı Radyo’nun, kitaplar hemen temizlerdi o zararı.

Kısacası, evlerinin, odalarının duvarlarına ya da pencerelerinden dışarıya bakanlar yok artık Chinaski.

Facebook Duvarlarına ya da Chrome’da açılan yeni pencerelerden dışarıya  bakanlar var.

Sonuç olarak, 2000’i hedeflemiş olsan da, 1994’te tam da zamanında gitmişsin. Senin ölmen için güzel bir yılmış.


Bulutları Şimşekler Barıştırır

Şimşek değil şimşeğin geldiği yerdir korkulan

Yalnızlık diye bir şey de yok aslında, basit bir yeni dünya düzeni icadı:

yalnız kalma tedirginliği hissetmelisin ki, devamlı arayışta olasın.

Oysa aranacak zaman da yok, anlam da.

Her şey her gün dökülür önüne, ufak şiddetli bir gökgürültüsünün ardından;

ama yağan sadece yağmur değildir ve sen sadece ıslanmazsın.

Hangi gözünle bakarsan o gözünle inanırsın hep,

ister beyninin önündekilerle bak, ister kalbindekiyle.

Geç kalmaktan da çekinme görebilmek için,

her dakikada vardır bir hayır;

en geç güneş batıdan doğduğunda görüşürüz.


Aynamı Yansıt

Aynanın içine saklanır,

bana bakmanı beklerdim.

O kadar yakındım sana.

Ama sen her aynaya bakışında hep kendinle göz göze gelirdin:

Benim en büyük sorunum da buydu zaten.

 


Yanlış Kalemleri Kırmak

kelimeler şımarıktır, hep onlardan bahsetmenizi, hep onları düşünmenizi isterler.

her Yazan’ın platonik bir ilişki yaşaması bu yüzdendir.

ve her Yazan’ın düştüğü ortak hata,

her yazdığının kendisini anlattığını zannetmesidir.

oysa, kendin haricinde her şey vardır o yazdıklarında,

‘Sen’ hep ikinci plandasındır.


İnsan Atsan Yere Düşmez

Kalabalıklardan kaçarak yalnız kalamazsın. 
Gerçekten”Yalnız” kalmak istiyorsan eğer, o korktuğun kalabalıkların içine girmelisin. 
Orada herkese yetecek kadar yalnızlık bulabilirsin;

bu yüzdendir,

hiç bir zaman tam olarak sayamaman bir kalabalığı.


Perdeni Sıkıca Kilitle

perdeleri indiren ve kaldıran sen olmadığına göre,

karşında aniden neyin yok olup neyin görünür hale geleceğini bilememen de doğal.

ve doğru zamanda doğru yerde olmak gibi bir formül varsa eğer,

ikinci bilinmeyen olan doğru yeri bul ve orada doğru zamanın sana gelmesini bekle..


Güle Güle Şişman

Her doğum günü birbirine bir şekilde benzerdi

 ama bu hiç birine benzemedi “Şişman”.

doğum günü tebriklerine, mesajlarına, dileklerine cevap ver(e)mediğim için

ukala da olmuşumdur, cool da, şımarık da hayatımdaki insanların gözünde,

ama onlara 32. Doğum günümde senin öldüğünü söyleyemedim ki “Şişman”..

 

seni ilk eve getirdiğimde 19 yaşımda & lise sondaydım “Şişman”

şimdi 33’e doğru gidiyorum ve uzattığım Üniversiteyi bitireli 6 yıl olmuş

seninle tanıştığımda içki içip, sigara içmiyo’dum

şimdi tam tersi “Şişman”

sen bana ilk miyavladığında ben de senin gibi güçsüz ve saftım

şimdi olmam gerektiği kadar güçlü ve kaybetmem gerektiği kadar kaybetmiş bir adamım “Şişman”

13 yıl boyunca hep kendi kumunu kendi başına kazdın,

Ve tam 1 hafta önce,  ilk ve son kez senin için senin toprağını ben kazdım “Şişman”

Tüm sevgililerimle tanışan ve yine de hep yanımda kalan tek sevgilimdin “Şişman”

Ben sadece basit bir adamdım hep, ama sen hiç sadece basit bir kedi olmadın “Şişman”

Sakat ayaklarınla bile kelebekleri ikiye böldün,

Sabahları suratıma hafifçe vurarak uyandırdın

Geceleri uyumak için beni bekledin

Manyaklıklarıma tahammül ettin

Ve hiç nankör ol(a)madın “Şişman”..

 

Ölürken yüzüme bakıp, benden “güle güle” miyavlamanı esirgemedin “Şişman”

Hayatımda hiç, bir hafta boyunca ağlamamıştım “Şişman”

ve hiç bir doğum günümden nefret etmemiştim bu kadar.

 

Ölürken miyavlamanı da, kendini de, 21 Temmuz’umu da alarak gittin..

ve son bir itiraf Sana:

şimdiye kadar hiç kimseye doğum günümü hediye etmemiştim,

ama artık senin..

GÜLE GÜLE “ŞİŞMAN”..Görsel