Tag Archives: yalnızlık

Sol Omuz Darbesi

Ben hep Kalabalık kaldım.
Sen’din;

Yalnızlıklarının içinde,

Kendi yanından geçerken kendine omuz attıktan sonra,

“Önüne Baksana!” diye bağırarak kendinle kavga eden.


Az Duvar Çok Pencere

Yıllar önce, ilk olarak “Yazmak” bir seçenek olmaktan çıktı
ve gelip orta yerine kuruldu,
hayat denen bir kapılı ama çok pencereli evin.
Ve “Yazma” eylemi, kendisinin ardından;
Aşk’ı, Yalnızlık’ı, Hayal’i, Melankoli’yi, Düşünce’yi, Sorgulama’yı ve Sessizlik’i de arka arkaya seçenek olmaktan çıkarttı.

O zamandan beri, hepsi birer zorunluluk.
Ben ise hala bir “Seçenek”im.


Zincirlere Aşık Olma

Evet, zincirler her zaman tutsak etmezler ve herkes tarafından görülmezler;

ve bazen zincirler özgürlük de getirirler, bağlı oldukları yer sonsuzsa eğer.

O yüzden kendinizi zincirlediğiniz yere dikkat edin.

Aşk’ın zinciri vardır, ama sonsuzluğu yoktur.

Yalnızlık’ın ne zinciri, ne de sonsuzluğu varken;

İnanma’nın zincirsiz bir sonsuzluğu..


İnsan Atsan Yere Düşmez

Kalabalıklardan kaçarak yalnız kalamazsın. 
Gerçekten”Yalnız” kalmak istiyorsan eğer, o korktuğun kalabalıkların içine girmelisin. 
Orada herkese yetecek kadar yalnızlık bulabilirsin;

bu yüzdendir,

hiç bir zaman tam olarak sayamaman bir kalabalığı.


Kedim İzin Vermiyo’, Belki Yarın

Öyle herkes beceremez yalnızlığı;

Çünkü birinci kuralı kendi kendine konuşma dilini öğrenmektir

Ve bu dil, tüm yabancı dillerin en yabancısıdır.

Rüzgardan çarpan pencereleri sevmeyi öğrenirsin önce,

diğer odadan gözlerine vuran ışığa kızarsın,

mutfaktan yanına gelmeye üşenen kahvene ve sıcak suyuna bağırırsın,

eve geldiğinde sana kapıyı açmayan kedine küsersin..

Gece yarısını geçince saat,

sabahlamak için birkaç şarkı davet edersin.

Şarkılar elleri boş gelmezler asla, nezaketen 2-3 sigara getirirler mutlaka.

Sen de altta kalmaz, anlattıklarını defalarca dinlersin.

Saat üç gibi, sokak köpekleri pencerenin önüne gelerek

seni oynamaya çağırırlar dışarı;

Sen: “Kedim izin vermiyo’, belki yarın” diyerek kapatırsın pencereni.

Sonra Yatak odasına girer, yatağında yatmakta olan gitarın elinden tutar

ve onu salona getirirsin.

Gitarınla sessiz sohbetinin ortalarında fark edersin,

köşedeki amfinin üzgün bakışlarını;

gitarınla göz göze gelirsiniz

ve iki metrelik bir kabloyla amfiyi de dahil edersiniz sohbete.

Üçünüzün bu sohbetini kıskanan kedin,

diğer odaya gider söylenerek,

aldırmazsınız.

3-4’lük sohbetiniz bir süre daha devam eder..

Sonra  bir an, keskin bir sessizlik olur

ve Sabah Ezanı başlar:

Sen dikilirken, Amfi susar, Gitar yanına uzanır;

Sen,

senin duymana gerek olmayan bir ses tonuyla kısa bir dua edersin,

Sağ omzun karıncalanır.

Göremesen bile,

günün bir yerlerden sana doğru gelmekte olduğunu bilirsin artık,

o geceki nöbetin tamamlanmak üzeredir..

“Peki yarın?” diye sorarsın kendi kendine,

Sol omzun karıncalanır bu sefer

ve kedin içerki odadan gelir yavaş yavaş..

Dedim ya,

öyle herkes beceremez yalnızlığı

Yalnızlığı hakkında yazabildiğini zanneden bir adam bile..