Tag Archives: siyah

Yelkovan’ın Akrep Zehrine Karşı Bağışıklığı

yetişmekten daha etkilidir geç kalmak.
karşındakini ne kadar sinirlenirse,
sen o kadar güçlü hissedersin kendini.

üç ayaklı siyah bir iskemle hayal edersin beyaz bir duvarın önünde,
bir kovboy şapkası masa lambasının başında.
bir Picasso hayal edersin, kendi tablosunun önünde diz çöken.
gitarının üstüne konmak üzere olan kartalı görürsün,
kapını zorlayan yalanların şıkırtısını duyarsın,
yüzünde kocaman dilini hissedersin koyu yeşil yaprakların,
sırtına yaslanmış 313 tane kitabın ağırlığını hissedersin,
göğsünün sol tarafındaki yarayı, iğnesine geçirdiği ince mi teliyle diken doktorun nefesini hissedersin yüzünde.

ve kendini güçlü hissedersin;
çünkü tüm bunlar,
senin ‘içini’ meşgul ederken sen geç kalırsın yine;
birilerine, bir yerlere ve bir şeylere..


Ne Olmamam Gerekiyorsa, O Olmadım

Eskiden -gerçek anlamda- duvarlara yazdığım günler vardı.
Kağıt satın alacak param yoktu
ve nereden geldiğini bilemediğim bir boya kalemi seti bulmuştum evde.
Onunla bir renk bitince diğer renkteki kaleme geçerek duvarlara yazdım.
Üniversitenin ilk yıllarındaydım;
kendimi süper bir yazar ve dürüst bir adam zannediyordum.
Çok sürmedi bu inanışlarımdan vazgeçmem, belki de bir kaç ay.

Şimdi oturmuş diz üstü bilgisayarın ve 3 ekranın karşısına,
aromalı kahve ve kaliteli puro eşliğinde bunu yazıyor olmama bakmayın;
Unutmadım o 21 yaşında,
duvarlara sadece kalemler renkli olduğu için renkli görünen ama aslında sadece siyah-beyaz renklerde olan şiirler yazan ve ilk bulduğu parayla aldığı defter ve tükenmez kalemle etrafta koşturan delikanlıyı.

Eğer o olmasaydı,
ben şu anda 32 yaşında “sabit” bir mutluluğu olan bir adamdım belki de,
ne artan, ne azalan bir mutluluk: Durağan..
Heyecan ve Risk yoksa, kazanım ve kayıp da yoktur.
Çünkü benim ölümümün Sıradanlıktan ve Durağanlıktan olacağını
7 yaşındayken kuzenimle yaptığım bir konuşmada fark etmiştim:
Ne olmam gerektiğini bulamamıştım,
ama ne olmamam gerektiğinden emindim.

Şimdi bir durum değerlendirmesi yaptığımda:
Gelecekle ilgili sabit planları olmayan,
Çalışma ve çalışmama zamanları birbirine girmiş,
Kendini bir anda başka bir şehirde, bir ülkede ya da bir insanda bulabilen,
Ruhunu satmamakta direnen,
İnsanları değil kendini kandırmayı seven bir adama dönüşmüşüm.

Ve işin en güzel yanı ise,
Yarın bu bahsettiğim “alpervari” özelliklerin tümü tamamen değişebilir
ve işte o zaman da ben bu yazdıklarımı okuyarak
-“Ben demiştim” derim, sevimli bir ukalalıkla.
Ve bir sonraki günü merak etmeye başlarım, öyle bir günüm kalmışsa eğer.


Çek Beni, İtiyormuşsun Gibi

zıt kutuplara sahip olmak, yani kutuplaşma,
sadece olduğumuz yerde dönmeye mahkum eder bizi;
aynı dünya gibi..
ve yine aynı dünya gibi,
bizi merkezdeki magmaya çekerek ateşe atmaya çalışır adına yer çekimi diyerek..
biz ise buna yüzlerce isim takarız,
sağ-sol, siyah beyaz, muhafazakar-devrimci, kapitalist-komünist, erkek-kadın ve de doğru yanlış diyerek..
oysa doğru ve yanlış değişkendir, Hakikat sabit kalırken hep..