Tag Archives: şimşek

Ben “Eyvallah” Diyorum, Kuantum Gülümsüyor

Kafam karışık;
sebebi bir fotoğraf büyük ihtimalle.

Çok sıcak ama üşünüyor.
Batteniyeden bir pelerinim var.
Ve kısa bir süreliğine süper kahramanım gerçekten.
Yüzüm yanıyor tuzlu sudan,
Suyla alevlenen bir yangın.

Arabamın deposu da full,
ama ben bir sigara bile yakamıyorum.
Çakmağımın benzini bitti.

Metal dinlemeden üzülemiyorum çok uzun zamandır.
Soru da soramıyorum Metal’siz.

Gökyüzüne bakmayı unutmuşuz,
kendi havamızın durumundan haberimiz yok;
ama genelde kapalı ve parçalanmışız.

Samimiyete inanamıyorum Kuantum’dan beri
Eyfel Kulesi’nin altındaki orta yaşlı bir kadına ruhumu sattığım bir kabustan uyanıyorum
Ve dünyaya düşüyorum,
ama Eyfel’den değil.

Saat kullanmıyorum ve günde bırakın ikiyi, bir defa bile doğru zamanı tahmin edemiyorum:
Hep yanlış zamanda, buralardayım.

Bazen pahalı bir restorandaki renkli bir peçete bile benim yazdığım kağıt parçalarından daha kıymetliymiş gibi hissediyorum.
Kargalar anlıyorlar ama beni, volta atmalarını engellemediğim sürece.
Okyanus, ıslanmış ve sayfalarındaki mürekkebi her yere bulaşmış büyük bir kitap mı yoksa ?

Sonra, “Eğer kalp gözündeki güneş gözlüklerini çıkartırsan, belki de sana inanabilirim.” diyorum.
Ben, parmakları kanatan bir elektro soloda samimiyeti buluyorum sorgusuz, ama sualli.
ve battaniyeden pelerinimi omuzlarıma alıyorum yeniden.
Eyfel’in altındaki kadın, koşarak uzaklaşıyor.
Sen, kalp gözündeki güneş gözlüğünü çıkartarak,
Bu yazının başından beri dudaklarımın arasında duran sigaramı yakıyorsun,
Kargalar volta atmaya başka yerde devam etmeye karar veriyorlar.
Hava soğumaya, ben ısınmaya başlarken,
Bir şimşek çakıyor aniden
ve birisi kafamı karıştıran o fotoğrafı çekiyor.
Ben “Eyvallah” diyorum,
Kuantum gülümsüyor.


Göz Çukurlarına, İnsandan Toprak Atmak

Kapalı olan gözlerini açmasıyla birlikte

Şimşek çaktı.

Gök gürültüsü denilen sesin kulaklarına ulaşmasını korkudan titreyerek bekledi.

O gece tek başınaydı,

Oysa hep birileri olurdu yanında.

Gözyaşları ağlayamayacak kadar çoktu

Ve bunun farkındaydı büyük bir ihtimalle.

Kız, gömülmüştü,

Eski, belli yerleri oturmaktan aşınmış kahverengi koltuğa.

 

Beklediği sesi duydu çok geçmeden,

-kulak zarlarını zorlayan bir gök gürültüsü-

 

Odanın tepesinde idam edilmiş bir adamı andıran

çıplak bir ampul vardı.

Işığın etrafında uçan orta boyda bir kelebek varmış gibi,

voltajın bir düşüp bir artmasından dolayı

ışık göz kırpıyordu,

kızın kalp atışlarıyla senkronize bir şekilde.

 

Hayal kurardı hep olmak istemediği bir yerdeyken,

ama hayal gücü onu bu gece yüzüstü bırakmış gibiydi.

Korkmuştu.

Korkusundan cesaret aldı

ve gömüldüğü koltuktan

sol elinin yardımıyla kalktı.

Gök gürültüsü duyulmuyordu birkaç dakikadır.

 

Odadaki tek ses,

dizlerindeki eklem yerlerinden çıkan çıtlamalardı.

 

Kalbi, sahibinin kucağında uyuyan bir kedi gibi sakin ama hafif gürültülüydü.

 

Odanın kapısını açtı,

ince çığlığa benzeyen bir gıcırdamayla açıldı kapı ardına kadar.

Yürümeye devam etti kız, açılan kapının eşiğini selamlayarak.

Dizlerinden ses gelmiyordu artık,

Salt Sessizlik.

Yürümeyi sürdürdü koridorda

ve sekizinci adımında durdu.

Neden korktuğunu düşündü şimşeğin sesinden:

-çok kuvvetli bir ses değildi

-bulutların esrarengizliği de değildi onu korkutan.

Düşünmeye devam etti.

Şimşek bir uyarı mıydı ?

Şimşekle, sesinin ulaşması arasında geçen zaman fırtınanın uzaklığını gösterirdi.

Bu olabilir miydi kızı titreten ?

Bunu biraz daha düşündü,

Birkaç dakikadan azdı, şimşek ile gök gürültüsü arasındaki zaman.

Bir adım daha attı; düşünürken durmuyordu bu kez.

Büyük, ahşap ve 8 parçalı camdan oluşan pencerenin önüne geldi

ve dışarı baktı:

Gökyüzünde bir tane bile  bulut yoktu,

Şimşek çakmıyordu,

Çöldeki güneşi aratmayacak bir gururla yükselmiş güneş vardı,

olması gereken yerde.

Anlam veremese de,

Cevabın yakın olduğunu biliyordu,

henüz soruyu sormamışken.

 

Geri döndü.

Az önce olduğu odaya doğrulttu adımlarını.

Ve aniden şimşek aydınlığı ve iki salise olmadan gökgürültüsü.

Arkasını dönerek tekrar pencereden dışarı bakmayı düşündü, ama yapmadı.

Devam etti odaya doğru ilerlemeye.

Odanın kapısına geldi,

kapıyı açık bırakmıştı çıkarken, içeri girdi kapıyı kapattı.

Bu kez gıcırdamadı kapı.

Sağ elinin yardımıyla

tekrar önceden oturduğu koltuğa bıraktı kendini,

ağır ağır gömüldü

ve gözlerini kapadı.

 

Ve son bir şimşek çakmasıyla açtı gözlerini:

Başka bir evde, yoğun ama homojen olmayan bir kalabalığın ortasındaydı.

Kahkahaların arasından, bardakların birbirine vurmaları duyuluyordu.

Her yer insan doluydu.

Ve insanlar sarhoş, mutlu, salak, kederli, boş ve yarım görünüyorlardı.

Birbirlerini nefret ederek sevdikleri belliydi bakışlarındaki çukurlardan.

 

Olmaması gereken bir yerde,

Olmaması gereken bir zamanda,

Olmaması gereken bir insandı.

 

Ama en azından cevabı bulmuştu.

Olmak istemediği yerlerde onu delirmekten kurtaran hayal gücü,

bir kez daha onu yüzüstü bırakmamış,

biraz nefes aldırmıştı insandan toprağın altında gömülüyken kız.


Kafiyeden Nefret Ettirmek

Boşvermişilğinin en kabarmış anında,
beynine isabet eden bir şimşek gibi.
Hayır, aslında aynaya bakıp kendini görememek gibi
ya da musluğu açtığında suyun yukarıya akması..
Hayır, bu da değil sanırım.

Tüm kurallarını bildiğin oyununu oynarken sen,
hiç bilmediğin bir kuralın,
o oyunun tek kuralı olması gibi.

En çok inandığın yalanın,
gözlerinin önünde şımarıkça gerçeğe dönüşmesi gibi.

Hiç dinlemediğin bir şarkıyı,
ritm tutarak ezbere söylemek gibi.

Bir mezarlığı ziyaret ettiğinde,
oradaki tek ölünün ‘sen’ olduğunu anlamak gibi sanki

Uyanıkken titreyerek uyanmak
ya da
Korkunun büyümesiyle birlikte cesaretinin de artması gibi.

İki dakika önce söndürdüğün sigaranın,
külle boğulmuş kültablasında
yeniden -daha önce hiç yanmamışcasına- yanmaya başlaması gibi.

Okumayı bitirdiğin bir kitabın,
Kitaplığından tesadüfen düşmesi
ve önünde kitabın son sayfası zannettiğin sayfanın arkasındaki
hiç okumadığın boş bölümün ilk sayfasını farketmek gibi.

Karanlık okyanusları andıran gecelere alışmışken,
gecenin göğsünü yararak doğan sapsarı güneşten gözlerinin kamaşması gibi.

Beynine ‘daha çok erken’ darken,
geç kalmamak için panik halinde klavyenin tuşlarına saldırman gibi.

En büyük rakibinin kendin olduğunu bilirken,
gecenin dördünde.
yazmaya çalıştığın bir şiirle tekme tokat kavga etmen gibi.

Cevabın soru.
Sorunun cevap olduğu bir sınava girmek gibi.

Abartma ihtimalini düşünürken,
eksik kalmış sıfatları aramak gibi

Cennetle cehennemin ortasında dikilirken,
Kararın sana ait olduğunu zannederek
hangisine girmek istediğine karar verememek gibi.

Perdesini kapattığın odanın aydınlanması,
perdesini açtığın odanın kararması gibi.

Artık bu sefer emin olduğundan eminken,
en kararsız kararsızlığının sana aynadan tedirgin edici bakışlarına yakalanmak gibi.

Yazmakta olduğun bu şiirde,
gereğinde fazla ‘gibi ’ kullandığını farketmişken,
daha bir sürü gibiye ihtiyacın olduğunu bilmek gibi.

İçkiyi bıraktığın ilk gün,
bıraktığın içkiyi içmeden sarhoş olman gibi.

Karla kaplı dağın zirvesinde soyundukça ısınmaya başlaman gibi.
Saçlarına değen her damla kaynar suyla saça tellerinin donarak kırılması gibi.

Hiç bitmesini istemediğin bir şarkının sesini sonuna kadar kısmak gibi.

Söyleyecek çok sözün varken,
dudaklarını ve yanaklarını ısırmakla yetinmek gibi.

Kahkahaların yüzünden nefessiz kalacakken,
eskiden bir dostunun söylediği
“palyaçonun makyajını gözyaşı siler” sözünü aniden hatırlamak gibi.

Şiirinin ilk kelimesini düşünürken beyin alfabende,
son kelimesinin noktasını koymak gibi.

“Heart of Steel”i dinlerken,
sadece ‘silence is a heavy stone’a odaklanman
ve sessiz çığlıklarla camları çatlatman gibi.

Şimdiye kadar kullnadığın 27 tane ‘gibi’den sonra
Hala net olarak ne olduğunu bulamayıp 28. Bir ‘gibi’ye sığınmak gibi..


Bulutları Şimşekler Barıştırır

Şimşek değil şimşeğin geldiği yerdir korkulan

Yalnızlık diye bir şey de yok aslında, basit bir yeni dünya düzeni icadı:

yalnız kalma tedirginliği hissetmelisin ki, devamlı arayışta olasın.

Oysa aranacak zaman da yok, anlam da.

Her şey her gün dökülür önüne, ufak şiddetli bir gökgürültüsünün ardından;

ama yağan sadece yağmur değildir ve sen sadece ıslanmazsın.

Hangi gözünle bakarsan o gözünle inanırsın hep,

ister beyninin önündekilerle bak, ister kalbindekiyle.

Geç kalmaktan da çekinme görebilmek için,

her dakikada vardır bir hayır;

en geç güneş batıdan doğduğunda görüşürüz.