Tag Archives: klavye

Solak Dertler

Klavyeleri sevmiyorum;
Ama bu klasik bir yazar özentisinin klişesi değil:
“Daktilo daha hayat dolu” diyen.

Çünkü, benim derdim,
Bilgisayarla ya da Monitörle değil,
‘Klavye’ ile.

Her hangi bir tuş takımı ve iki elle yazmak,
İster çok ister az ses çıkarsın,
‘Solaklık’ımı elimden alıyor.
Bunu sevmiyorum işte.
Ve bu özelliği kaybetmemi,
Şu anda bana bunları yazdıran basit bir tükenmez kalem engelliyor.

Ve Evet,
Çok Şükür şimdilik dertlerim bu boyutlarda.


Yazarın Alet Çantası Boştur

Tükenmez kalemle açmaya alışkınım
yazar bloklarımı.
Bir tesisatçının tıkanmış bir boruyu açması gibi.
Işin ilginç yanı, bir tesisatçı da bazen tükenmez kalem kullanır.
Işte bu kadar hayatın içindendir yazmak ya da -böyle bir durumda- yazamamak.
Yazan, hiç bir zaman ukala olduğu için yazmaz,;
tam tersine mütevaziliğinden yazar.
Tıkanıklık açıldıktan sonra yapılan ilk şeyin tazyikli suyu açmak olması gibi,
benim de kuvvetli bir şekilde akan kelimelere ihtiyacım var sanırım.
Sıkıntı yok, gelirler.
Mesela:
Güzellik kişiye göre değişmez,
gözlerdir sadece değişen.
Insanın karakteri de değişmez yıllar geçtikçe,
sadece bedeni gibi karakteri de yaşlanır ve karakterine özgü tepkilerinin hızı kesilir o kadar.
Yalan söyleyebilmek zeki insan işidir,
Hakikati söylemek saflık ister.
Borç, sadece yarından alınır.

Bir kadına değil, ona aşık olmaya aşık oluruz.
Severek, kendimizden sıkılmaktan, hatta nefret etmekten uzaklaşırız.
Bu yüzden her ilişki sonunda yine kendimize dönmekten korkarız,
Ve bulacağımız kendimizin yine değişmemiş olan halidir,
Tek fark daha da fazla kendimize yaklaşmış olmasıdır.
Bazı ilişklilerin tek bitmeme sebebi bu korkumuzdur,
Çünkü kendimizle iki kişi daha iyi başa çıkabileceğimizi iyi biliriz.

Tesisatçı, işini bitirdikten sonra, tükenmez kalemini alet çantasına atar,
parasını alır ve devam eder hayatına.
Ben, işimi bitirdikten sonra,
tükenmez kalemimi klavyemin yanına atarım.
Bu şiiri beyaz ekrana geçirirken
-hayata devam edebilecek duruma gelmeden önce-
bir süre daha onun içinde takılı kalırım.


Kutudaki Son Kibritin Gururla Kırılışı

Parmak-izlerim donmuş demirde kaldı ve normalde güneşten koşarak kaçan ben, şimdi bir çakmağın sarımtırak alev taklidi yapmasını bile özledim..

Şarkı sözlerine gizlenmiş ruhum,

Sololarda dışarı kaçmaya çalışıyor şimdi o melodilerin içinden..

Ve ufak mutlulukların en tehlikeli olanlar olduğunu bilen bir adam olarak, ben, izlerini kaybetmiş parmaklarımla,

Donmuş demir kadar soğuk olmayan ama ondan daha duygusuz olan klavyenin tuşlarına basarak,

ruhumu tekrardan şarkı sözlerinin içine gizlemeye çalışıyorum..

Ve yine çakmağın o sahte-acınası sıcaklığına emanet ediyorum son sigaramı..


Bir Yabancıya Bakıp Çıkacaktım

kronik bir baş ağrısı gibi gelir hayal kurmak;

devamlı beyninin içinde ne olduğunu bilmediğin bir şeyler dönüp durur,

koşar,

zıplar,

arkadan alnını yumruklarlar,

gözlerini keskin uçlu penalarla çizerler,

kulak zarlarına vururlar bagetleriyle,

saç köklerini çekerler,

burun kemiğine tekme atarlar,

yanaklarını ısırırlar içerden

dilini kalın mi teliyle bağlarlar..

kronik bir baş belasıdır aslında hayal kurmak;

ve tek bildiğin tedavi yöntemi,

iğneli klavyenin harflerini parmaklarına batırıp bunları yazarak,

ruhuna akupunktur yapmaktır..