Tag Archives: kartal

Yelkovan’ın Akrep Zehrine Karşı Bağışıklığı

yetişmekten daha etkilidir geç kalmak.
karşındakini ne kadar sinirlenirse,
sen o kadar güçlü hissedersin kendini.

üç ayaklı siyah bir iskemle hayal edersin beyaz bir duvarın önünde,
bir kovboy şapkası masa lambasının başında.
bir Picasso hayal edersin, kendi tablosunun önünde diz çöken.
gitarının üstüne konmak üzere olan kartalı görürsün,
kapını zorlayan yalanların şıkırtısını duyarsın,
yüzünde kocaman dilini hissedersin koyu yeşil yaprakların,
sırtına yaslanmış 313 tane kitabın ağırlığını hissedersin,
göğsünün sol tarafındaki yarayı, iğnesine geçirdiği ince mi teliyle diken doktorun nefesini hissedersin yüzünde.

ve kendini güçlü hissedersin;
çünkü tüm bunlar,
senin ‘içini’ meşgul ederken sen geç kalırsın yine;
birilerine, bir yerlere ve bir şeylere..


Anlarsa Şımararak Kaçar

boş ama buruşuk bir kağıttı

yanlış yerde duran çiçeksiz ama su dolu bir vazoydu

kablosuna dokunduğunda sana bir miktar elektrik akımı veren amfiydi

gitarın olmayan mi teliydi ve bir mi telinin daha olması değiştirmiyordu bu gerçeği

rüya ile uyku arasında göremeyeceğin bir şeydi

birbirlerini ateşe vermeden önce, birbirlerine sarılan tahta parçalarıydı

yanıp sönen yeşil-sarı ışığın yanındaki, yanıp sönmeden sabit kalabilen yeşil ışıktı

pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesiydi

mor gömlekteki bir kartal kanadıydı

bir tek kibritin 8 çakmağa üstün gelmesiydi

dördüncü kahvenin ikinci yarısıydı
ya da ikinci kahvenin soğuk son yudumu

olmayan bir kapının büyük anahtarıydı

bir delideki inanılmaz zekanın ispatıydı

çıplak bir bedendeki görünmez elbiseydi, pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesinin içine dolmaya çalıştığı

yamuk ama derin bir izdi yastıktaki

ya da küçük gümüş bir yılandı

cehenneme yağan karın bir tanesi

ya da yavru bir kedinin intikam duygusuydu.

Yanlış hatırlamıyorsam; bunlardan birisiydi Aşk.
Ya da her zaman en yanlış hatırlanandı.