Tag Archives: ilk

Topla Gel

Yaşanan her Pişmanlığın ortak özelliği sonuncu zannedilmesi iken,
Bulunan her Fikrin ortak özelliği, ilk defa bulunduğunun düşünülmesidir.

İşte Aşk, tam da bu iki ortak özelliğin ortasında bekler.


Son, Herkesin Tek Ortak İlk’iydi

son ilk 13


Yazıdan Adam ve Gaz Kaçağı

Onlarla oynamayı seven bir Yazıdan-Adam olsam da,
bilirim aslında Kelimelerle Şaka olmayacağını.
Çünkü iki kelimeyi bırakın, iki harfin bile birbirlerine sürtünmesiyle çıkacak kıvılcımlardan,
hangi Okuyan’ın alev alıp yanmaya başlayacağı,
Yazan’ın kontrolünde değildir son noktanın mürekkebinin kurumasının ardından.

Ve tahmin edilenden çok fazla çıkar bu yangınlar; çünkü çoğu rapor edilmez.

Kendi Çapımda bir emniyet sistemi geliştirdim ama.
Yazmayı tamamladıktan sonra bir sigara yakıp, en az üç dört kez dolanıyorum kelimelerin arasında, bir şey olacaksa ilk bana oluyor.
-taktığı tüpün gaz kaçırıp kaçırmadığını, yaktığı çakmağı birkaç kez tüpün etrafında gezdiren tüpçü gibi-

Ve yine onun kontrol mekanizmasında olduğu gibi, eğer bir terslik olacaksa,
İlk olarak bana ve en yakınımdakilere oluyor.


İronik Gözler

En dürüst organdır gözler,
zorla ağlanamazken, sahte kahkahalar atılabilir.
Çünkü, ağızlarda olan yalan söyleme yeteneği, gözlere verilmemiştir.
Ve acımasızdır gözler,
Kelimeler acıtabilir, ama gözlerdeki anlamdır karşındakini yere seren.
Ve en savunmasız organdır gözler,
her şeye verilebilecek bir cevap varken,
her şeye kitlenecek bir bakış yoktur.
Ve hareketlidir gözler,
Cevabınız olduğunda dik bir şekilde karşısındakine bakması,
cevabınız olmadığında kendini aşağıya doğru yuvarlayarak yerden cevap toplamaya çalışması için.
Ve ironiktir gözler;
İçten kahkahalar atmaya başladığınızda,
-en ihtiyacınız olmadığı anda-
yaşlarını meydana çıkarır ve hiç zorlanmadan ağlarlar.
Bu dünyanın ilk ve son adımlarıdır gözler,
Onlar açıldığında anlarsınız geldiğinizi ve onlar kapandığında artık gitmişsinizdir.


Az Duvar Çok Pencere

Yıllar önce, ilk olarak “Yazmak” bir seçenek olmaktan çıktı
ve gelip orta yerine kuruldu,
hayat denen bir kapılı ama çok pencereli evin.
Ve “Yazma” eylemi, kendisinin ardından;
Aşk’ı, Yalnızlık’ı, Hayal’i, Melankoli’yi, Düşünce’yi, Sorgulama’yı ve Sessizlik’i de arka arkaya seçenek olmaktan çıkarttı.

O zamandan beri, hepsi birer zorunluluk.
Ben ise hala bir “Seçenek”im.


Kafiyeden Nefret Ettirmek

Boşvermişilğinin en kabarmış anında,
beynine isabet eden bir şimşek gibi.
Hayır, aslında aynaya bakıp kendini görememek gibi
ya da musluğu açtığında suyun yukarıya akması..
Hayır, bu da değil sanırım.

Tüm kurallarını bildiğin oyununu oynarken sen,
hiç bilmediğin bir kuralın,
o oyunun tek kuralı olması gibi.

En çok inandığın yalanın,
gözlerinin önünde şımarıkça gerçeğe dönüşmesi gibi.

Hiç dinlemediğin bir şarkıyı,
ritm tutarak ezbere söylemek gibi.

Bir mezarlığı ziyaret ettiğinde,
oradaki tek ölünün ‘sen’ olduğunu anlamak gibi sanki

Uyanıkken titreyerek uyanmak
ya da
Korkunun büyümesiyle birlikte cesaretinin de artması gibi.

İki dakika önce söndürdüğün sigaranın,
külle boğulmuş kültablasında
yeniden -daha önce hiç yanmamışcasına- yanmaya başlaması gibi.

Okumayı bitirdiğin bir kitabın,
Kitaplığından tesadüfen düşmesi
ve önünde kitabın son sayfası zannettiğin sayfanın arkasındaki
hiç okumadığın boş bölümün ilk sayfasını farketmek gibi.

Karanlık okyanusları andıran gecelere alışmışken,
gecenin göğsünü yararak doğan sapsarı güneşten gözlerinin kamaşması gibi.

Beynine ‘daha çok erken’ darken,
geç kalmamak için panik halinde klavyenin tuşlarına saldırman gibi.

En büyük rakibinin kendin olduğunu bilirken,
gecenin dördünde.
yazmaya çalıştığın bir şiirle tekme tokat kavga etmen gibi.

Cevabın soru.
Sorunun cevap olduğu bir sınava girmek gibi.

Abartma ihtimalini düşünürken,
eksik kalmış sıfatları aramak gibi

Cennetle cehennemin ortasında dikilirken,
Kararın sana ait olduğunu zannederek
hangisine girmek istediğine karar verememek gibi.

Perdesini kapattığın odanın aydınlanması,
perdesini açtığın odanın kararması gibi.

Artık bu sefer emin olduğundan eminken,
en kararsız kararsızlığının sana aynadan tedirgin edici bakışlarına yakalanmak gibi.

Yazmakta olduğun bu şiirde,
gereğinde fazla ‘gibi ’ kullandığını farketmişken,
daha bir sürü gibiye ihtiyacın olduğunu bilmek gibi.

İçkiyi bıraktığın ilk gün,
bıraktığın içkiyi içmeden sarhoş olman gibi.

Karla kaplı dağın zirvesinde soyundukça ısınmaya başlaman gibi.
Saçlarına değen her damla kaynar suyla saça tellerinin donarak kırılması gibi.

Hiç bitmesini istemediğin bir şarkının sesini sonuna kadar kısmak gibi.

Söyleyecek çok sözün varken,
dudaklarını ve yanaklarını ısırmakla yetinmek gibi.

Kahkahaların yüzünden nefessiz kalacakken,
eskiden bir dostunun söylediği
“palyaçonun makyajını gözyaşı siler” sözünü aniden hatırlamak gibi.

Şiirinin ilk kelimesini düşünürken beyin alfabende,
son kelimesinin noktasını koymak gibi.

“Heart of Steel”i dinlerken,
sadece ‘silence is a heavy stone’a odaklanman
ve sessiz çığlıklarla camları çatlatman gibi.

Şimdiye kadar kullnadığın 27 tane ‘gibi’den sonra
Hala net olarak ne olduğunu bulamayıp 28. Bir ‘gibi’ye sığınmak gibi..