Tag Archives: hareket

Gerçek “Çağdaşlık”, Başların İçindeki, Beyindeki Önyargı-Örtülerini Çıkarmaktır

Diyelim ki bir taraf “Başörtüsü”nü Siyasi bir simge olarak kullanılıyor.
Ve bir diğer tarafta bu “Simge” olarak kullanıma karşı çıkıyor.

Bu iki hareketi değerlendirmeden önce yapılması gereken,
“Başörtüsü” simgesinin değil, “Başını Örtmek” eyleminin üzerinde durmaktır.

Başını Örtmenin sebebi inanç da olabilir, moda da, havanın soğuk olması da, saçların dip boyasının zamanının geçmiş olması da.

Ve bu özgür ülke de, insanlar bu sebeplerden hiç birini, her hangi bir şekilde söylemek ve belli dayanaklarla desteklemek zorunda da değildirler:
Ben başımı örtmek istiyorum derler ve örterler.
Ya da böyle bir şeyi akıllarına bile getirmezler.
Yada, böyle bir eylemin gerekliliğine inansalar da, yapmazlar.
Kimseyi ilgilendirmemesinin sebebi, kimsenin her hangi bir özgürlüğünü, sağlığını, güvenliğini, malını tehlikeye atmaması yani genel olarak kişisel sınırlarını geçmemesidir.

Şöyle örneklendirmeye çalışayım;
‘Sigara İçmek’ Eylemi, içenler kadar içmeyenleri de etkiler.
Yani başı örtülü bir insanla, başı örtülü olmayan bir insan 24 saatin her dakikası yan yana olabilir, aynı odada kalabilir, aynı görüşleri paylaşabilir, birbirini anlayabilirler.
Ama Sigara içen bir insanla sigara içmeyen bir insan, bırakın 24 saat birlikte ve yan yana olmayı, yukarıda saydığım maddelerden hiç birini yapamayabilirler bile birlikte. Çünkü sigara içene göre, sigara içme eylemi belli bir ritüeller zinciridir:
kahve yada çayla, bira yada rakıyla, balkonda yada kapının önünde, pencerede yada bahçede, yatmadan hemen önce yada kalktıktan hemen sonra, keyiflendiğinde yada stresli olduğunda içmek istemek gibi.
Ve sigara içmeyen biri, bunların hiçbirini anlayamadığı gibi, empati bile kuramaz sigara içme isteğine karşı ve çiftler de bile bu, ciddi sorunlar yaratabilir.
Son zamanlarda, Sigara içenlerin kapalı mekanlardan, bina içlerinden, toplu taşımalardan dışlanmalarıyla birlikte; çağdaş olmaktan, hatta insan olmaktan da dışlanmaları iyice yaygınlaşmıştır.
Sigara içen biri olarak buna katılırım, çünkü sigarayı tek başına içmek istesem bile yapamam bunu. Fiziksel, Biyolojik ve Kimyasal olarak bu imkansız.

Ama, bir Kadın, Başını Örtmek isterse, bunu tek başına yapabilir ve bu, kendisiyle başını örtme sebebi arasındadır ve başının örtmesi yüzünden en yakınındakinden tutun, onu hiç görmeyen birine kadar kimse bundan bir zarar görmez.

İlk başta dediğim gibi, diyelim ki bir taraf bunu Siyasi bir Simge olarak kullanıyor.
Peki
“Kadının” Başını, bir Siyasi Simge olarak örtüp örtmediğini belirleyebilecek bir alet var mı yada icad edilmek üzere mi?
Bütün başı örtülüler bu taraftandır diyebiliyor muyuz ?
Başını çok geç kapatan birinin inancındaki gelişmelerin ne zaman ve nasıl olduğuna nasıl karar verebiliyoruz ?
Samimiyet yada Gösteriş damgasını hangi el vurabiliyor ?

Gelelim diğer tarafa, yani Başörtüsünün Siyasi bir Simge olarak kullanılmasına karşı çıkanlara.
Bu tarafın gerçekten Din sömürüsüne mi karşı çıktığını yoksa aslında Din’e, yani İslam’a mı karşı çıktığını bilebiliyor muyuz ?
O tarafın çağdaşlık derecelerini ölçebilecek bir alet icad edildi mi peki ?
Gerçekten de Siyaset yapmıyorlar diyemez miyiz ?

Biraz da gelelim bana:
Beni gören yada basit bir fotoğrafıma bakan birisi;
Saçlarımı belli bir Müzik kültürüne, bıyıklarımı Milliyetçi bir ideolojiye, sakallarımı da İslam’a dayandırarak beni de bu uzaktan bakışla anında çözebiliyor,
ve bu adam şudur, bu saç sakal, bıyık ve giyiniş tarzı şu yüzdendir diyebiliyor mu ?
Çağdaş mı yobaz mı, ilerici mi gerici mi, dindar mı dinsiz mi, gerçek mi sahte mi olduğuma karar verebiliyor mu ?

Şu da önemli noktalardan biri:

İslam’da başı örtülünün başı açığa, başı açığın da başı örtülüye karşı bir üstünlüğü yoktur.
Aynı; Eğitimlinin Eğitimsize, Siyahın Beyaza, Beyazın Siyaha, Gencin Yaşlıya, Yaşlının Gence, Kadının Erkeğe, Erkeğin Kadına olmadığı gibi. İslam herkesi eşit görür, yani herkesi ‘İnsan’ olarak görür. Eğer anlamak isterken önyargılarınızı evde bırakarak gelirseniz tabi.
İslam’da zorlama yoktur. Yöntem de basittir:

Yapılması ve yapılmaması gerekenler sana bildirilir ve seçim sana bırakılır.
İslam irade dinidir. Bu yüzden fiili olarak yapacağınız hiçbir eylem, sizin Müslüman olmanızı engellemez yada elinizden almaz, eğer inancınız tamsa.
Bu İnancının yanına da her İnanan, eylemlerini ekleyerek İman’ını kuvvetlendirmeye çalışır yada çalışmaz.
Bu yüzden Hz. Muhammed’in şu hadisinin tam yeridir bence burası:
“Şüphesiz ki, ben insanların kalbini yarıp bakmakla ve göğüslerini açmakla emrolunmadım.”

Her hangi bir şeye karşı olmasında bir sorun yok insanların, ama önce neye karşı olduklarını bilsinler.

Sonuç olarak deminden beri vurgulamaya çalıştığım, insanların görünüşünden onlarla ilgili sonuçlar çıkarma, çıkaramama, çıkarmaya çalışma sıkıntısı, önyargının ve dışlamanın atar damarlarıdır.
Ama, haksızlık etmemeliyim, bu bazen yapılabiliyor. Hayır, sözlerden kelimelerden yada yazılanlardan değil, yüz ifadeleri, jest ve mimiklerden.
Bugün sanal ortamlarda paylaşılan TBMM’deki Şafak Pavey’in konuşmasındaki tebessüm ve gülümsemesi bence o kadar net bir aşağılama rengindeydi ki, gerçekten üzüldüm.
Bu aşağılama var olduğu ve insanların içlerinden çıkamadığı sürece, Dini unsurların sömürülme potansiyelini asıl canlı tutan ve buna zemin hazırlayan, bu aşağılamayı yapanlar olacaktır ve bu kısır döngüleri ve ikilemleri oluşturmaya devam eder.
Zehir Aşağılama, Panzehir de ‘Empati’dir.

Çağdaşlık, Başlarda Örtü olup olmamasıyla alakalı değildir.
Gerçek “Çağdaşlık”, başların içindeki, beyindeki örtülerin hala içerde bir yerlerde olup olmamasıyla alakalıdır.


Bana Küfredin, O’na Değil

Birazdan yazacaklarımı ve bugüne kadar yazdığım yazıları;

Şimdi bir iş başvurusu yapsam ve İş başvurusu yaptığım firmanın insan kaynakları,

benim hakkımda ince bir araştırma yapmak amacıyla,

günümüzde popüler olan kişisel sosyal medya alanlarını gözlemleyerek karar verme yöntemini kullansa;

O firma tamamen Hükümeti Destekleyen bir firma olsa da o işi alamam,

tamamen Hükümet Karşıtı bir firma da olsa o işi alamam.

 

Zaten böyle bir endişem de yok.

Ne Yapıyorsun o zaman diyecek olursanız, Özel Ders veriyorum

Ve Öğrencilerimin Kendilerine özgü İnançları, Görüşleri, İdeolojileri, Fikirleri, Evetleri, Hayırları, Soruları ve Cevapları olsa bile, Önyargıları yok. Bu yüzden ben onları, onlar beni seviyorlar, yeni tanışmış olsak da, eskiden beri birlikte olsak da, hep paylaşacak bir şeyler oluyor masalarımızda.

 

Ülke olarak girdiğimiz farklı bir dönem olduğu aşikar.

Ama bu dönemden nasıl çıkacağımız asıl soru işaretlerimiz.

Ama inanıyorum ki, bir şekilde çıkacağız.

Bu dönemin en büyük tehlikesi “acele etmek”.

Sinirlenmek için, paylaşmak için, bağırmak için, sevinmek, susmak ya da görmek için acele etmek.

 

“Ölüme çare yok” her ne kadar kulağa klişe olarak gelse de, hala en soğuk ve en çıplak gerçeğimiz bizler yaşarken.

İki gün önce Ahmet’in ölümü de yine böyle bir gerçekti.

Bu neye sebep olursa olsun, o tek ve en gerçek olma özelliği değişmeyecekti.

Ama sonuçlar bizim ellerimizde.

Ölümüne sebep olan düşmenin iki farklı açıdan yayınlanan videolarını seyrettim

ve tüylerim diken diken oldu, boğazım düğümlendi ve bir süre hareket edemedim.

Ama ortaya çıkan üçüncü video daha var onunla ilgili,

Allah’a ve Hz Muhammed’e hakaret ve küfür ettiği

O videoyu izlerken de, aynı düşüş anı videoları gibi tüylerim diken diken oldu, boğazım düğümlendi ve bir süre hareket edemedim yine.

Birkaç kez izledikten ve kafamı sakinleştirdikten sonra şunu düşündüm:

Neydi onu bu kadar kızdıran ve ağız dolusu küfürler ettiren ?

Tahrik edilmişti belki de, kötü şeyler görmüştü, ama yine de keşke bunu yapanlara küfretseydi, bana küfretseydi de,

Allah’a ve de Hz. Muhammed’e etmeseydi dedim.

Ve eminim,  eylemleri destekleyenler de üzülmüşlerdir bu duruma benim gibi,

inanış ve görüş farkı olmaksızın.

 

Ben her üç videoyu izlerken aynı üzüntüyle izlesem de,

Bunu bir inanç çatışmasına çevirmeye, kavga ortamı yaratmaya, aynı ülkenin vatandaşları arasında ayrılık çıkarmaya çalışan bir zihniyete hiç sahip olmadım ve bu sakinliğimi de En’am Suresi 108. Ayete borçluyum:

“Onların Allah dışında dua ettiklerine/çağrıda bulunduklarına sövmeyin! Yoksa onlar da düşmanlıkla ve bilgisizce Allah’a söverler. Biz her ümmete yaptığı işi bu şekilde süslü gösterdik. Sonra hepsinin dönüşü Rablerinedir. O, onlara, yapmakta olduklarını haber verecektir.”

Bu ayetin kısa anlamı şöyle;

-Eğer siz bu şekilde yaparak Allah’a küfrettirirseniz, siz de küfreden gibi sorumlu olurusunuz.-

Benim korkum da hep bu oldu, bu yüzden insanların değer verdiği en ufak şeyden en büyüğüne kadar her şeye saygı duymaya çalıştım 32 yıldır. Karşımdaki kişinin inancı, ideolojisi, ırkı, rengi ya da mevkisi benim için önemli olmadı, hiçbir zaman olmayacak da.

Çünkü yine şuna inanırım ki, benim bütün bu İmanım ve İnancım tamamen değişerek kalp gözüm kapanabilir ve o küfreden ben oluveririm aniden;

Ve küfreden ve hakaret eden kişi de, tövbe eder ve affedilir, belki etmiştir ve edilmiştir. Bilemem.

Bu yüzden ölüm hala en çıplak ve soğuk gerçekken,

biz hala yaşamın içinde olanlar,

gerçeklerin hakiki anlamlarını keşfetme imkanımız varken keşfetmeli

ve bunu yaparken de aceleci ve saldırgan davranmamalıyız.

Sonuç olarak ben ölen hiçbir insan için sevinemem, sadece her ölümün arkasından yapabildiğim ve elimden geldiği kadar Dua edebilirim Allah’a. “Allah rahmet eylesin” diyebilirim.

Ama Onurumsun da diyemem bu küfürleri gördükten sonra, ama dua etmeye devam ederim.

Ve inanışı, ideolojisi, rengi, ırkı, yani kısaca kendisi ne olursa olsun ben ölünce de arkamdan dua edecek kadar insan bırakmayı ümid edebilirim sadece.

Ötekileştiren, Hükümet ise ona da karşı dururum, Muhalefetse ona da.

İnsanları bölmeye çalışan Sağcı ise de gücümün yettiğince böldürtmem, Solcu ise de.

İnançlara saygı duymayan Müslüman olsa da sinirlenirim, Müslüman olmasa da.

Şiddet uygulayanlar resmi de olsa karşı dururum, sokaktaki insanlar da.

Siyaha da boyamam hiçbir şeyi, Beyaza da bu hayat denen yolda.

 

Ve bu gerçeklere birkaç adım geri atarak uzaktan bakamadığımız sürece,

Hiç bir zaman fark edemeyiz, ve başkasını değil sadece birbirimizi yemeye devam ederiz.

 

Ve bilirim ki, zamanı gelip de ben öldüğümde bu sefer;

Önyargıları olmayan öğrencilerim bir masaya oturacaklar

Ve bu kez o masada paylaşılacak olan “şey” ben olacağım, kısa bir süreliğine.

Ben onurları olmayı hak etmemiş olacağım büyük ihtimalle,

Ama arkamdan:

“Allah rahmet etsin Hocamıza” dediklerini duyuyor olacağım.