Tag Archives: benim

Modern İnsanın Antikalığı

Sabaha kadar uyanık kalmaya karşı kendini savunacak bir bahanesi olması için üretti kahveyi insan.

 

Her gününün bir öncekiyle aynı olduğunu fark ettiği ve güneşe bakmaktan utandığı zaman,

arkasına saklanabilmek için icad etti güneş gözlüklerini.

 

Evde yalnız kaldığında kendi duvarlarına bakmaktansa, başka insanların sanal duvarlarına bakıp ‘benim duvarım daha dolu’ diyebilmek için kurdu facebook’u.

 

Birlikte yaşadığı hayvanlarıyla bile yemeğini paylaşmaktan kaçınması yüzünden paketledi evcil hayvan mamalarını.

 

Ölümü engelleyemeyeceğini anladığında karar verdi insan, Doğuma hükmetmeye.

 

Soyut olarak verdiği değeri birbirine göstermeyi beceremediğinde basmaya başladı parayı.

 

Sarılmaktan çekindiği için yastıklara uzun ve ardına kadar açık kollar dikti.

 

Düş(ün)mekten korktuğu için, akıllı telefonlarının ellerini bırakmadı hiç.

 

‘Aşk’ yaparken göz çıkarmak gerektiğini hiç anlayamamasından dolayı, bakamadı başka insanların aynalarına.

 

Ruhunun, Bedeninde yarattığı ağırlığı taşıyamayacağını düşündüğü için onu ilk fırsatta yok pahasına sattı.

 

Godot’nun gelmesinden korktuğu için her istasyonda aktarma yaptı insan.

 

İnsan kelimesinin içindeki ‘inan’ı bile farketmedi acelesinden

 

Ve inanmanın içinde gizli olan o ‘an’ı.


Solak Dertler

Klavyeleri sevmiyorum;
Ama bu klasik bir yazar özentisinin klişesi değil:
“Daktilo daha hayat dolu” diyen.

Çünkü, benim derdim,
Bilgisayarla ya da Monitörle değil,
‘Klavye’ ile.

Her hangi bir tuş takımı ve iki elle yazmak,
İster çok ister az ses çıkarsın,
‘Solaklık’ımı elimden alıyor.
Bunu sevmiyorum işte.
Ve bu özelliği kaybetmemi,
Şu anda bana bunları yazdıran basit bir tükenmez kalem engelliyor.

Ve Evet,
Çok Şükür şimdilik dertlerim bu boyutlarda.


Merhaba, Ben Akşam Üstü.

Adam, kadına bir hediye vermişti o akşamüstü,
Kadın yanında bile değilken.
Adam hediyesini verip uzaklaşınca,
Gece yakınlaştı;
Sonra, Kadın gecenin içine doğru yürümeye başladı akşamüstünden çıkıp,
Adamsa akşamüstünde kaldı.

Gece, garip bir şekilde sakin karşılamış gibiydi Kadının gelişini ve hiç şimşek çakmadı.
“Ama bunun asıl sebebi gecenin sakinliği değil,
benim bulutları yanıma almış olmam.” diye gururlandı Adam gizlice.
Çünkü, Adam bilirdi; Kadın korkardı gök gürültüsünden.
“Bir perdeyi hızlıca açar gibi açtım bulutları ve sana yıldızları bıraktım” diye bağırmak istedi Adam, akşamüstünün içinden, ama bağıramadı.
Bulutların göktaşlarından yapılmış kornişlerini kopartmıştı heyecandan
Ve Kadın görmeden toplamalıydı onları.
Topladı da.

Kadına; bulutsuz, şimşeksiz, gök gürültüsüz bir gece hediye etmeliydi,
Bulutları alıp, akşamüstüne bağladı
ve Kadının en azından o gece boyunca korkma ihtimalini ortadan kaldırdı.
Başarmıştı, her şey planladığı gibi olmuştu.
Ama, bir tek şeyi görememişti Adam:
Kadının gerçek adının “Gece” olduğunu.


Mürekkep Püskürten Gri Beyin

herkes birbirini uzaktan tanırdı,
şimdi ise herkes bir diğerinin yanındaki yabancıya dönüşmüş durumda.
ve işte bu yüzden hepimiz birbirini uzaktan tanıyan yabancılarız.
ve yine bu yüzden hiç kimse isminden hatırlanamayacağı için,
en azından karşımızda bir fotoğraf görmeye ihtiyacımız var, kısa süreli belleğimizi hareketlendirmek için.
benim durumum daha da kötü;
ben kendimi bir fotoğrafla değil, sadece yazdığım yazılarla tanıyıp, hatırlayabiliyorum;
eğer yazı yazmazsam bir yabancıya dönüşüyorum kendime..
bu da başka bir sebep halinize şükretmeniz için;
çünkü şu anda beni hatırlamak için tek yapmanız gereken, bir saniye içinde, bu yazının sol üst köşesindeki fotoğrafa bakmak,
ben ise dakikalardır bu kelimelerle uğraşıyorum, kendimi kendime hatırlatmak için..