Category Archives: Şiir’imsi

Güle Güle Şişman

Her doğum günü birbirine bir şekilde benzerdi

 ama bu hiç birine benzemedi “Şişman”.

doğum günü tebriklerine, mesajlarına, dileklerine cevap ver(e)mediğim için

ukala da olmuşumdur, cool da, şımarık da hayatımdaki insanların gözünde,

ama onlara 32. Doğum günümde senin öldüğünü söyleyemedim ki “Şişman”..

 

seni ilk eve getirdiğimde 19 yaşımda & lise sondaydım “Şişman”

şimdi 33’e doğru gidiyorum ve uzattığım Üniversiteyi bitireli 6 yıl olmuş

seninle tanıştığımda içki içip, sigara içmiyo’dum

şimdi tam tersi “Şişman”

sen bana ilk miyavladığında ben de senin gibi güçsüz ve saftım

şimdi olmam gerektiği kadar güçlü ve kaybetmem gerektiği kadar kaybetmiş bir adamım “Şişman”

13 yıl boyunca hep kendi kumunu kendi başına kazdın,

Ve tam 1 hafta önce,  ilk ve son kez senin için senin toprağını ben kazdım “Şişman”

Tüm sevgililerimle tanışan ve yine de hep yanımda kalan tek sevgilimdin “Şişman”

Ben sadece basit bir adamdım hep, ama sen hiç sadece basit bir kedi olmadın “Şişman”

Sakat ayaklarınla bile kelebekleri ikiye böldün,

Sabahları suratıma hafifçe vurarak uyandırdın

Geceleri uyumak için beni bekledin

Manyaklıklarıma tahammül ettin

Ve hiç nankör ol(a)madın “Şişman”..

 

Ölürken yüzüme bakıp, benden “güle güle” miyavlamanı esirgemedin “Şişman”

Hayatımda hiç, bir hafta boyunca ağlamamıştım “Şişman”

ve hiç bir doğum günümden nefret etmemiştim bu kadar.

 

Ölürken miyavlamanı da, kendini de, 21 Temmuz’umu da alarak gittin..

ve son bir itiraf Sana:

şimdiye kadar hiç kimseye doğum günümü hediye etmemiştim,

ama artık senin..

GÜLE GÜLE “ŞİŞMAN”..Görsel


Kedim İzin Vermiyo’, Belki Yarın

Öyle herkes beceremez yalnızlığı;

Çünkü birinci kuralı kendi kendine konuşma dilini öğrenmektir

Ve bu dil, tüm yabancı dillerin en yabancısıdır.

Rüzgardan çarpan pencereleri sevmeyi öğrenirsin önce,

diğer odadan gözlerine vuran ışığa kızarsın,

mutfaktan yanına gelmeye üşenen kahvene ve sıcak suyuna bağırırsın,

eve geldiğinde sana kapıyı açmayan kedine küsersin..

Gece yarısını geçince saat,

sabahlamak için birkaç şarkı davet edersin.

Şarkılar elleri boş gelmezler asla, nezaketen 2-3 sigara getirirler mutlaka.

Sen de altta kalmaz, anlattıklarını defalarca dinlersin.

Saat üç gibi, sokak köpekleri pencerenin önüne gelerek

seni oynamaya çağırırlar dışarı;

Sen: “Kedim izin vermiyo’, belki yarın” diyerek kapatırsın pencereni.

Sonra Yatak odasına girer, yatağında yatmakta olan gitarın elinden tutar

ve onu salona getirirsin.

Gitarınla sessiz sohbetinin ortalarında fark edersin,

köşedeki amfinin üzgün bakışlarını;

gitarınla göz göze gelirsiniz

ve iki metrelik bir kabloyla amfiyi de dahil edersiniz sohbete.

Üçünüzün bu sohbetini kıskanan kedin,

diğer odaya gider söylenerek,

aldırmazsınız.

3-4’lük sohbetiniz bir süre daha devam eder..

Sonra  bir an, keskin bir sessizlik olur

ve Sabah Ezanı başlar:

Sen dikilirken, Amfi susar, Gitar yanına uzanır;

Sen,

senin duymana gerek olmayan bir ses tonuyla kısa bir dua edersin,

Sağ omzun karıncalanır.

Göremesen bile,

günün bir yerlerden sana doğru gelmekte olduğunu bilirsin artık,

o geceki nöbetin tamamlanmak üzeredir..

“Peki yarın?” diye sorarsın kendi kendine,

Sol omzun karıncalanır bu sefer

ve kedin içerki odadan gelir yavaş yavaş..

Dedim ya,

öyle herkes beceremez yalnızlığı

Yalnızlığı hakkında yazabildiğini zanneden bir adam bile..