Category Archives: Şiir’imsi
Sabaha kadar uyanık kalmaya karşı kendini savunacak bir bahanesi olması için üretti kahveyi insan.
Her gününün bir öncekiyle aynı olduğunu fark ettiği ve güneşe bakmaktan utandığı zaman,
arkasına saklanabilmek için icad etti güneş gözlüklerini.
Evde yalnız kaldığında kendi duvarlarına bakmaktansa, başka insanların sanal duvarlarına bakıp ‘benim duvarım daha dolu’ diyebilmek için kurdu facebook’u.
Birlikte yaşadığı hayvanlarıyla bile yemeğini paylaşmaktan kaçınması yüzünden paketledi evcil hayvan mamalarını.
Ölümü engelleyemeyeceğini anladığında karar verdi insan, Doğuma hükmetmeye.
Soyut olarak verdiği değeri birbirine göstermeyi beceremediğinde basmaya başladı parayı.
Sarılmaktan çekindiği için yastıklara uzun ve ardına kadar açık kollar dikti.
Düş(ün)mekten korktuğu için, akıllı telefonlarının ellerini bırakmadı hiç.
‘Aşk’ yaparken göz çıkarmak gerektiğini hiç anlayamamasından dolayı, bakamadı başka insanların aynalarına.
Ruhunun, Bedeninde yarattığı ağırlığı taşıyamayacağını düşündüğü için onu ilk fırsatta yok pahasına sattı.
Godot’nun gelmesinden korktuğu için her istasyonda aktarma yaptı insan.
İnsan kelimesinin içindeki ‘inan’ı bile farketmedi acelesinden
Ve inanmanın içinde gizli olan o ‘an’ı.
Yorum bırakın | tags: Ayna, aynı günler, aşk, ölümü engelleyememek, becerememek, benim, değer, doğuma hükmetmek, evcil hayvan, facebook, güneşe bakmaktan utanmak, godot, insan, Kahve, kollu yastıklar, kurdu, para basmak, sarılmak, soyut, uyuyamamak | posted in Şiir'imsi
Güzellik, kişiden kişiye değişmez,
Kişi, güzellikten güzelliğe değişir.
Dış Görünüşün belli bir orantısı vardır,
Ama kişilerin nerede başlayıp nerede biteceklerini belirleyen bir oran yoktur.
Bu sebeptendir, etrafta gezen güzel insanların yanı sıra,
Yarım kalmış, Tamamlanmamış, Eksik ve en önemlisi İçiyle Dışının uyumu sağlanamamış insanlar görmeniz.
Yorum bırakın | tags: belli, bilinmeyen, dış görünüş, eksik, güzellik, içler dışlar, kişiden kişiye, oran, orantı, proporsiyon, sebep, tamamlanmamış | posted in Şiir'imsi
‘Kötü bir Adam’ olduğumu söyledim;
beni ‘iyi’leştirmeye çabaladın.
‘İyi bir Adam’ olduğumu söyledim;
‘Sadece iyi olmak yetmez’ dedin.
Aslında ‘Çoktan Kaybetmiş bir Adam’ olduğumu söyledim;
‘Nankörlük etme’ dedin.
‘Hiç bir şey’ söylemedim;
‘Neler çeviriyo’sun’ dedin.
Ve en sonunda;
‘Benden Adam olmaz’ dedim;
‘Bırak bu ayakları’ dedin.
Ben de bıraktım.
Yorum bırakın | tags: adam, adamı iyileştirme, benden, beni, bırak bu ayakları, etme, iyi bir adam, iyi olmak yetmez, kadın, kaybetmiş, kötü bir adam, nankör, sadece | posted in Şiir'imsi
Klişeler baş belasıdır,
Sıkıcı sınırlar çizer insanların etrafına.
Çünkü;
Dindar bir solcu da olabilir,
İnançlı insanları davet eden komünist bir oluşum da.
İnsanların ihtiyacı olan tek bir bakış açısı
ya da iki adet at gözlüğü değildir.
İnsanların ihtiyacı olan İnsanlardır.
Fikrini, Dinini, Görüşünü, İdeolojisini, Mücadelesini, Gerçeğini anlatmak için;
İnsan, insanı arar ve bulur.
Yani;
Klişeler baş belasıdır;
Dilinizden çıkan kelimeler insanlara zarar veriyorsa;
‘Üfleyince geçmez.’
Eğer kendinizi görme şeklinizin değişmesi gerekiyorsa;
‘Ayna kırılınca uğursuzluk getirmez.’
Doğrular küçük renkli kağıtların üzerine gizleniyorsa;
‘Yalandan kimileri ölür.’
İhtiyacı olan ciğerleri ıslatmak için yön değiştirmişse;
‘Su testisi su yolunda kırılmaz.’
Gözlerine ve sözlerine doğru açıdan bakmayı bilirseniz;
‘İmanın kimde olduğu belli olur.’
Yorum bırakın | tags: adet, üfleyince geçmez, baş belası, belli, ciğer, davet, dil, din, eden, fikir, görüş, gözler, gerçek, ideoloji, ihtiyaç, iman, inançlı, küçük renli kağıtlar, klişe, mücadele, metalci, olur, sözler, sinir, solcu, su testisi, sıkıcı sınırlar, tek bir, yalan, şekil | posted in Şiir'imsi
uğuldamalardan anlam çıkarmaya çalışma.
pencereyi tamamen aç.
kedinin yemeğini vermekle kahve yapmak arasında kalma.
düşünmeden dinleme.
beynini avuçlarının içine alıp seyret.
yaşlanmışlara üzülme.
genç olamamışlara acı.
ölenlere dua et
Ve yaşadığını zannedenlere de.
kalabalığa aldırma.
yalnızlığına saldır.
kalabalıkta yalnız kal
Ve şayet yapabiliyorsan kalabalığı yalnız bırak.
şiir yazma, öykü yazma, roman yazma;
bir şeyler yaz ama, senin olan bir şeyler.
Ve eğer uğuldamalardan anlam çıkarmak istiyo’san
Ve dinlerken düşünmüyo’san,
yine de avuçlarının içine al beynini, havaya kaldır
Ve önündeki beyaz kağıdın üzerine fırlat büyük bir hızla..
sonra kağıda yapışmış parçalarını topla
Ve kağıtta kalan lekelere bak;
benim beynimin kağıtta bıraktığı lekeler bunlar işte.
şimdi, kedime bir şeyler hazırlayabilirim, kahvem ısınırken.
Yorum bırakın | tags: ölenler, öykü yazma, dua, genç olamamışlar, kalabalık, kalabalığı yalnız bırak, kedi, roman, senin, uğuldamalar, yaz, yaşlanmışlar, şiir yazma | posted in Şiir'imsi
Eskiden -gerçek anlamda- duvarlara yazdığım günler vardı.
Kağıt satın alacak param yoktu
ve nereden geldiğini bilemediğim bir boya kalemi seti bulmuştum evde.
Onunla bir renk bitince diğer renkteki kaleme geçerek duvarlara yazdım.
Üniversitenin ilk yıllarındaydım;
kendimi süper bir yazar ve dürüst bir adam zannediyordum.
Çok sürmedi bu inanışlarımdan vazgeçmem, belki de bir kaç ay.
Şimdi oturmuş diz üstü bilgisayarın ve 3 ekranın karşısına,
aromalı kahve ve kaliteli puro eşliğinde bunu yazıyor olmama bakmayın;
Unutmadım o 21 yaşında,
duvarlara sadece kalemler renkli olduğu için renkli görünen ama aslında sadece siyah-beyaz renklerde olan şiirler yazan ve ilk bulduğu parayla aldığı defter ve tükenmez kalemle etrafta koşturan delikanlıyı.
Eğer o olmasaydı,
ben şu anda 32 yaşında “sabit” bir mutluluğu olan bir adamdım belki de,
ne artan, ne azalan bir mutluluk: Durağan..
Heyecan ve Risk yoksa, kazanım ve kayıp da yoktur.
Çünkü benim ölümümün Sıradanlıktan ve Durağanlıktan olacağını
7 yaşındayken kuzenimle yaptığım bir konuşmada fark etmiştim:
Ne olmam gerektiğini bulamamıştım,
ama ne olmamam gerektiğinden emindim.
Şimdi bir durum değerlendirmesi yaptığımda:
Gelecekle ilgili sabit planları olmayan,
Çalışma ve çalışmama zamanları birbirine girmiş,
Kendini bir anda başka bir şehirde, bir ülkede ya da bir insanda bulabilen,
Ruhunu satmamakta direnen,
İnsanları değil kendini kandırmayı seven bir adama dönüşmüşüm.
Ve işin en güzel yanı ise,
Yarın bu bahsettiğim “alpervari” özelliklerin tümü tamamen değişebilir
ve işte o zaman da ben bu yazdıklarımı okuyarak
-“Ben demiştim” derim, sevimli bir ukalalıkla.
Ve bir sonraki günü merak etmeye başlarım, öyle bir günüm kalmışsa eğer.
Yorum bırakın | tags: 21, 32, beyaz, bilgisayar, bir adam, durağanlık, duvar, eskiden, fark, kalemler, merak, mutluluk, ne olmamam gerektiği, renk, renkli kalem, risk yok kazanım yok, sabit, sevimli, siyah, sıradanlık | posted in Şiir'imsi
Gece kararsız.
Yıldızlar korkuyorlar.
Renksiz duvara yaslanmış bir gitar: – “Acaba telleri kaç parmağı kanattı ?”
Cevap, sorunun arkasından gelip kafasına vuruyor insanın, kelimelerden sopalarla.
İnsan yeni şeyler öğrenebilir;
zor olan yeni öğrendiklerine katlanmayı da öğrenebilmesi.
Köpekler niye kedilere düşman olduklarını bilmiyorlar.
Düşman olmayı bilmiyor köpekler aslında, ama öğrenebiliyorlar.
Aşklar kan kaybediyor her köşede
ve fazla vakitleri yok.
Buzdağlarındaki cesareti istiyorum
ve onlar gibi kusursuz gizlenebilmeyi.
Görünmesini istediğin kısmı istediğin kadar gösterebilmeyi
Ve
Görünmeyi istemediğin kadar görünmemeyi.
Turuncu bir bez parçası gibi yırtıldı güneş,
bulutlar yanına koştular,
nefes nefeseydiler
ve korkmuşlardı.
”Devam et” diye selendi, Birisi;
Yaşamıyordu ve Ölmemişti de.
Karanlık bir rüzgar esti içinde umut kristalleriyle
ve o kristallerden üçü sol yanağıma saplanarak onu kanattılar.
birden telefon son çığlığını attı
ve açtım:
– “Uyuyor muydun?”
(Buzdağlarındaki cesaretten vazgeçtim, sadece onlar gibi kusursuz gizlenebilmek işimi görürdü şu an)
Yorum bırakın | tags: buzdağı, cevap, fazla vakit yok, gözlerini aç, gece, gizlen, gizlenme, kan kaybeden aşklar, korkak bulutlar, rüya molası, ruhunu dinlendir, soru, yeni, yok, zor | posted in Şiir'imsi
bir kitabın 67. sayfasında buldum seni,
o kadar kalın bir kitap değildi üstelik, sonuna yaklaşmıştım nerdeyse.
Sen ise beni başka bir kitabın arka kapağındaki özette, ilk cümlenin 8. kelimesinde farkettin.
Çünkü Sen, aceleci bir şekilde tanımak istiyordun karşındakini,
Ben ise ellerimde sonuna kadar tutmak isterdim, hakim olma isteğiyle.
Ve işte bu yüzden;
Senin kafan hep karışıkken, Ben her zaman yorgunum.
Ve “Sen” derken, kimden bahsettiğimi de bilmiyorum,
Ama en azından kaldığım sayfanın köşesini kıvırdım bu sefer..
Yorum bırakın | tags: 67, acele, kafan karışık, kitabın arkası, kitap, olma, parfüm, sayfa, seni, senin | posted in Şiir'imsi
boş ama buruşuk bir kağıttı
yanlış yerde duran çiçeksiz ama su dolu bir vazoydu
kablosuna dokunduğunda sana bir miktar elektrik akımı veren amfiydi
gitarın olmayan mi teliydi ve bir mi telinin daha olması değiştirmiyordu bu gerçeği
rüya ile uyku arasında göremeyeceğin bir şeydi
birbirlerini ateşe vermeden önce, birbirlerine sarılan tahta parçalarıydı
yanıp sönen yeşil-sarı ışığın yanındaki, yanıp sönmeden sabit kalabilen yeşil ışıktı
pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesiydi
mor gömlekteki bir kartal kanadıydı
bir tek kibritin 8 çakmağa üstün gelmesiydi
dördüncü kahvenin ikinci yarısıydı
ya da ikinci kahvenin soğuk son yudumu
olmayan bir kapının büyük anahtarıydı
bir delideki inanılmaz zekanın ispatıydı
çıplak bir bedendeki görünmez elbiseydi, pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesinin içine dolmaya çalıştığı
yamuk ama derin bir izdi yastıktaki
ya da küçük gümüş bir yılandı
cehenneme yağan karın bir tanesi
ya da yavru bir kedinin intikam duygusuydu.
Yanlış hatırlamıyorsam; bunlardan birisiydi Aşk.
Ya da her zaman en yanlış hatırlanandı.
Yorum bırakın | tags: ama, aşk, boş ama buruşuk kağıt, derin, Kahve, kartal, yamuk, yastıktaki iz, zaman, şiir, şımarık | posted in Şiir'imsi
Aşık olduğumuz insanı önce aşırı derecede yücelttik. Bu İlk Günahımızdı.
Ona insan olduğunu unutturup ilahlaştırdık ve o da artık bize “yalnızca bir insan” olduğumuz için kızmaya başladı: Bu İlk Günahımızın Bedeliydi.
Sonra, Aşık olduğumuz insanın her şeyi olmaya karar verdik; her zaman ve her yerde olmaya. Bu İkinci Günahımızdı.
Kendimize, basit bir insan olduğumuzu unutturarak bu kez kendimizi ilahlaştırdık ve her zaman her yerde onun yanında olmaya çalıştığımız için sevmeye vaktimiz kalmadı: Bu da İkinci Günahımızın Bedeliydi.
Son olarak, Aşık olduğumuz kişi ile birlikte yaşanan ilişkiyi, Yok’tan Var ettiğimiz bir “Canlı” zannettik. Bu da Sonuncu Günahımızdı.
İkimizde ‘İnsan’ olduğumuzu unutarak kendimizi Yaratıcı zannettik ve sonunda yarattığımızı zannettiğimiz ilişki denilen “şeyi” var edemediğimiz gibi, yok olmasına da engel olamadığımız zaman fark ettik, üzerinde hiçbir etkimiz olmadığını: Bu da Son Günahımızın Bedeli oldu.
Bir süre sonra, o meşhur bitişlerin ardından:
Bizlere İnsan olduğumuz hatırlatıldı, her zaman her yerde yanımızda Olan tarafından
Ve ‘Yalnızca Bir İnsan’ olduğumuz için; bir Kapı daha açıldı önümüzde; içeri girildiğinde, bir kez daha insanlığımızı unutturmayacak olan.
Yorum bırakın | tags: aşk, aşık, üçleme, bedel, canlı, engel, fark, fark etmek, Günah, hata, her zaman her yerde, ikimiz, ilah, ilişki, insan, insanlığı unutmak, karar, kendimiz, kronik aşk, meşhur bitişlerin ardından, yalnızca bir insan, Yaratıcı, yok, Yok'tan Var etmek, zaman, zannetmek | posted in Şiir'imsi