‘Kötü bir Adam’ olduğumu söyledim;
beni ‘iyi’leştirmeye çabaladın.
‘İyi bir Adam’ olduğumu söyledim;
‘Sadece iyi olmak yetmez’ dedin.
Aslında ‘Çoktan Kaybetmiş bir Adam’ olduğumu söyledim;
‘Nankörlük etme’ dedin.
‘Hiç bir şey’ söylemedim;
‘Neler çeviriyo’sun’ dedin.
Ve en sonunda;
‘Benden Adam olmaz’ dedim;
‘Bırak bu ayakları’ dedin.
Ben de bıraktım.
Yorum bırakın | tags: adam, adamı iyileştirme, benden, beni, bırak bu ayakları, etme, iyi bir adam, iyi olmak yetmez, kadın, kaybetmiş, kötü bir adam, nankör, sadece | posted in Şiir'imsi
Yaşanan her Pişmanlığın ortak özelliği sonuncu zannedilmesi iken,
Bulunan her Fikrin ortak özelliği, ilk defa bulunduğunun düşünülmesidir.
İşte Aşk, tam da bu iki ortak özelliğin ortasında bekler.
Yorum bırakın | tags: aşk, fikir, her, ilk, ilk defa, ortada, ortak, ortasında, pişmanlık, zannetmek | posted in Önden Bir Kahve Alır mıydınız ?
Klişeler baş belasıdır,
Sıkıcı sınırlar çizer insanların etrafına.
Çünkü;
Dindar bir solcu da olabilir,
İnançlı insanları davet eden komünist bir oluşum da.
İnsanların ihtiyacı olan tek bir bakış açısı
ya da iki adet at gözlüğü değildir.
İnsanların ihtiyacı olan İnsanlardır.
Fikrini, Dinini, Görüşünü, İdeolojisini, Mücadelesini, Gerçeğini anlatmak için;
İnsan, insanı arar ve bulur.
Yani;
Klişeler baş belasıdır;
Dilinizden çıkan kelimeler insanlara zarar veriyorsa;
‘Üfleyince geçmez.’
Eğer kendinizi görme şeklinizin değişmesi gerekiyorsa;
‘Ayna kırılınca uğursuzluk getirmez.’
Doğrular küçük renkli kağıtların üzerine gizleniyorsa;
‘Yalandan kimileri ölür.’
İhtiyacı olan ciğerleri ıslatmak için yön değiştirmişse;
‘Su testisi su yolunda kırılmaz.’
Gözlerine ve sözlerine doğru açıdan bakmayı bilirseniz;
‘İmanın kimde olduğu belli olur.’
Yorum bırakın | tags: adet, üfleyince geçmez, baş belası, belli, ciğer, davet, dil, din, eden, fikir, görüş, gözler, gerçek, ideoloji, ihtiyaç, iman, inançlı, küçük renli kağıtlar, klişe, mücadele, metalci, olur, sözler, sinir, solcu, su testisi, sıkıcı sınırlar, tek bir, yalan, şekil | posted in Şiir'imsi
Monitöre bakarak izlediklerimiz cesaret veriyor klavyenin üzerinde bekleyen parmaklarımıza,
acıyı gerçekten yaşama tehlikesine karşı, anında bir şeylere kızma ihtiyacı hissediyoruz
ve bir şeylere kızmak için, ortaya çıkacak acıları bekliyoruz.
Ayakları kopmuş bir insanımızın görüntüleri bizi bir saniyede öfkeyle dolduruyor,
ama gözlerimiz dolmuyor artık.
Ailesini kaybetmiş bir çocuk gördüğümüzde küfretmeye başlıyoruz,
kendi ailemiz aklımıza gelmeden.
Çığlık atan insanlar duyduğumuzda bir an için müdahale etmek istiyoruz
ama ikinci defa düşünürsek eğer, pencereyi kapatıyoruz.
82 yaşında bir dedenin, 84 yaşındaki 53 yıllık eşi hayatını kaybettiğini izlediğimizde bu kez doluyor gözlerimiz,
ama o aynı gözler her hangi bir otobüste oturuyorsak çok uzaklara dalıyor, yaş ayrımı yapmadan.
Ve bir süre geçiyor:
O ayakları kopmuş insan tekerlekli sandalyesiyle kaldırımdan inmeye çalışırken,
biz geç kaldığımız randevumuza gitmekte olduğumuz için sadece gözlerimizi o tarafa çeviriyoruz başımız yerine ve fark etmiyor numarası yapıyoruz onu;
ve işin acı tarafı, bu numarayı ona değil kendimize yapıyoruz.
Üniversitenin bahçesinde,
gölgede kahvemizi içerken yanımıza gelen, O ailesini kaybetmiş çocuğun sattığı mendili satın almıyoruz, çünkü burnumuz akmıyor.
Çığlık atan insanlar bizim alt katımızdalar bu kez
ve biz ışıkları kapatıp, müziğin sesini kısarak uyumaya karar veriyoruz.
O 82 yaşındaki dede de, eşinin arkasından öldüğü zaman,
fark eden tek şey otobüste yer verecek bir kişinin daha azalması oluyor;
mücadele ve koşuşturma içinde geçen hayatlarımızda.
Ve yine bir süre sonra,
bir yerlerden farklı görüntüler geliyor,
o doymaz öfkemizi yine besleniyor,
parmaklarımız cesaretleniyorlar yeniden,
ve klavyeleri takırdatmaya başlıyorlar yine.
Ve bir kez daha başarıyoruz acıyı yaşamamayı,
Öfke ilacımızdan içerek.
Yorum bırakın | tags: 53, 82, 84, acı, aile, çocuk, çığlık, öfke ilacı, üniversite bahçesi, bizim, cesaret, Dede, fark, gözlerimiz dolmuyor artık, gelen, ikinci defa düşünmek, insanımız, karar, kaybetmiş, kendini kandırma, klavyeleri takırdatmak, koşuşturma, müdahele, müzik, mendil satan çocuk, monitör, nine, ototbüsten dışarıyı izle, pencereyi kapat, randevu, tekerlekli sandalye | posted in Genel
Evet,
Çok kitap okumak, daha zor inanmanıza sebep olur gördüklerinize.
Çünkü bir şekilde, çok önceden okuduğunuz o sayfalarda görmüşsünüzdür olanları.
Ama,
Eğer insanların gözlerine baktığınızda kalplerinde gizledikleri niyeti okuyamıyorsanız henüz,
bütün o okuduğunuz sayfalardaki mürekkepler uçar.
Ve siz,
beyaz bir sayfa gibi savunmasız, çıplak ve her türlü lekeye açık halde kalırsınız.
Ve de herkes,
Üzerinize bir şeyler karalayabilmek için birbirinden kalem istemeye başlar heyecanla.
Yorum bırakın | tags: çok önceden, çıplak, bir şekilde, gözler, kalp gözü, karalamak, kitap, mürekkep uçar, niyet, okuduğunuz sayfaların mürekkepleri, savunmasız, sayfa, siz | posted in Sıkmayan Can-Sıkıcılar
Hiç bir şey “tesadüfen” meydana gelmez.
Her şey sebeplere bağlanmıştır
Ve bu sebepler, dünyada ve evrende olup bitenleri anlamamız için bizlere özel olarak yapılan tercümelerdir.
Yorum bırakın | tags: özel tercüme, bekle, olur, sebepler, sonuçlar, tercüme plan, tesadüfen | posted in Önden Bir Kahve Alır mıydınız ?
Akıllı olduğunu ima eder çoğu insan,
komik ve güvenilir olduklarını da.
Ve bunu, bazen sözlerini, bazen de sessizliklerini kullanarak yaparlar.
Önce içten içe inanırlar böyle olduklarına, sonra içten dışa da sizleri inandırmaya çalışırlar.
Son zamanlarda bunların yanına “deli” olduğunu ima etmek de eklendi;
çünkü deli olmak popüler artık.
Ama gerçek deliler, sıfatlardan çok isimlere takmışlardır kafayı.
Olmadıkları sıfatları yapıştırmaya çalışmazlar üstlerine,
“Birisi” olduklarına inanırlar ve olurlar da.
‘Hint Okyanusu’ da bunlardan biriydi.
Evet, Hint Okyanusu; 32 yaşında bir adam
ve kendini ne sandığını tahmin ettiniz tabii.
Arabistan Yarımadası ile Asya ve Afrika kıtalarının arasında zannediyordu kendini, memnundu bu arada kalmadan hem de.
Afrika’yı Dün’ü sanıyordu, Asya’yı Bugün’ü ve Arabistan’ı da Yarın’ı.
Bu yüzdendi memnuniyeti.
Diğer kara parçalarına da o kadar uzak hissetmezdi kendini.
Bazen, yılın birkaç ayı çok sinirli olurdu.
Ve bu sinirinin sebebi olarak Muson Rüzgarları’nı gösterirdi. Doğruydu da söylediği.
Muson Rüzgarları derken kastettiği, insanların ondan yapmak ‘istemediği ve istemeyeceği’ şeyleri isterken kullandıkları havada uçuşan kelimelerin esintisiydi.
İçinde bir çok ada vardı ve bu adaların hepsine birer isim takmıştı;
ama en çok “Yamalı Adamlar” dediği takımadalarını severdi.
Bu ismi ilk kez verdiğinde sadece bir ada oluşmuştu içinde; ilk aşık olduğu kadından ayrıldığı zamanki.
Sebebini şimdi tam olarak hatırlayamıyor bile olsa, ona bu adı verme sebebini hatırlıyordu.
O kadının gidişinin ardından, iki sene içinde yavaş yavaş ortaya çıkmıştı bu ada,
hafıza sularının yavaş yavaş çekilip, uzaklaşmasıyla.
O da, bu kendine gelme döneminde, sessiz ve sakin bir şekilde düzelmeyi bekleyen ve kendi boşluğunu kendi kapatan, yani kendi kendine yama yapan bu adaya “Yamalı Adam” ismini vermişti, onu sahiplenerek.
Sonra, belli zaman aralıklarıyla, farklı farklı adalar oluştu Hint Okyanusu’nun içinde, farklı kadınların sebep olduğu;
suların çekilme zamanlarının ve şiddetlerinin belli olmadığı.
Her adaya farklı bir isim bulmak yerine, onlara takımadaları gibi “Yamalı Adam’lar” ismini verdi Hint,
bir sürü “Yamalı Ada’m”dan oluşan.
Yine, yeni adalar oluşmaya devam edebilir Hint Okyanusu’nun içinde.
Yine, arada kalmak hoşuna gidebilir zamanın kara parçalarının arasında.
Yine, Muson Rüzgarları diyebilir başka insanların uçuşan kelimelerine.
Ama Hint, hiçbir zaman popüler olduğu için seçmiş olmayacak deliliği,
diğerlerini sözleriyle ya da sessizliğiyle akıllı olduğuna inandırmaya çalışmayacak da.
O, sıfatlara değil,
gerçek deliler gibi İsimlere kafayı takmayı sürdürecek.
Bu yüzden;
hem komik olmaya devam edecek, hem de güvenilir.
Yorum bırakın | tags: 32, ada, Adalar, Afrika, Arabistan, arada, Asya, aşık, bazen, bugün, dün, deli, delilik, doğru, güvenilir, Gerçek Delilik, Hint Okyanusu, inandırmak, isim, isim takmak, isimlere takmak, iyi bir adam, kadın, Komik, kıta, kıtalar, memnuniyet, muson, Muson Rüzgarları, sanmak, sebep, sene, son zamanlarda, sıfatlara yapışmak, tahmin, takımadalar, Yamalı Adamlar, yarın | posted in Sıkmayan Can-Sıkıcılar
uğuldamalardan anlam çıkarmaya çalışma.
pencereyi tamamen aç.
kedinin yemeğini vermekle kahve yapmak arasında kalma.
düşünmeden dinleme.
beynini avuçlarının içine alıp seyret.
yaşlanmışlara üzülme.
genç olamamışlara acı.
ölenlere dua et
Ve yaşadığını zannedenlere de.
kalabalığa aldırma.
yalnızlığına saldır.
kalabalıkta yalnız kal
Ve şayet yapabiliyorsan kalabalığı yalnız bırak.
şiir yazma, öykü yazma, roman yazma;
bir şeyler yaz ama, senin olan bir şeyler.
Ve eğer uğuldamalardan anlam çıkarmak istiyo’san
Ve dinlerken düşünmüyo’san,
yine de avuçlarının içine al beynini, havaya kaldır
Ve önündeki beyaz kağıdın üzerine fırlat büyük bir hızla..
sonra kağıda yapışmış parçalarını topla
Ve kağıtta kalan lekelere bak;
benim beynimin kağıtta bıraktığı lekeler bunlar işte.
şimdi, kedime bir şeyler hazırlayabilirim, kahvem ısınırken.
Yorum bırakın | tags: ölenler, öykü yazma, dua, genç olamamışlar, kalabalık, kalabalığı yalnız bırak, kedi, roman, senin, uğuldamalar, yaz, yaşlanmışlar, şiir yazma | posted in Şiir'imsi
Bugün, bütün gün Bisiklete bindim,
ancak etrafta hiç Misket oynayan Çocuk görmedim.
Çünkü hepsi 80’lerde doğmuş adamlardı artık;
Ve -ceplerine baktığınızda dışardan belli olan- hiç misketleri kalmamıştı.
Yorum bırakın | tags: 80ler, 80lerde doğan adamlar, çocuk, çocukluk, başaltı, bütün gün, belli, bisiklet, hiç, misket, oyun | posted in Önden Bir Kahve Alır mıydınız ?