Author Archives: alpercifter

Beyinli-Ruhlu Kokteyl Ve Yurt Önündeki Vodviller

İki farklı şehirde Üniversite okudum.
Trakya Üniversitesi’ndeyken kaldığım öğrenci evi kat kat ayrılmıştı kız ve erkek olarak.
Bir kat kızlar, bir kat erkekler şeklinde.
Sevgilisi tarafından terk edilen adamların kapıya dayanarak ufak tefek yaygara çıkardığı dönemler dışında yada kızların kendi aralarında çıkan “Cat-Fight”lar dışında çok fazla sıkıntı görmedim (Bu bir deyim, Kız Arkadaşlarım bana kızmasınlar).
Evde kalan arkadaşlarda da benzer sıkıntılar oluyo’du. Fazla farklar yoktu. Çünkü yaşadığımız Edirne şehrinin gelirinin önemli bir kaynağı Öğrencilerdi. O yüzden öğrenciler sağ ve sol ayrımı gözetilmeksizin sevilirlerdi.
Çoğu özel yurt da, klasik şekilde kız ve erkek yurdu diye kendi kendine bu ayrımı yapıyordu zaten.

O dönemde, “isteyen” istediği yere, gidiyor ve istemeyen istemediği yere gitmiyordu.
Sonra İstanbul Üniversitesi’ne geldim. İstanbul, Öğrenci’den geçinen bir şehir olmamasına rağmen, İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’nün civarı Öğrencilere özel olarak açılmış mekanlarla doluydu. Burada da sevilirdi öğrenciler, çünkü 550 yıldır oradaydılar.

Oradaki en garip, ilginç ve komik olay da Kızlar Yurdu’nun kapısının dışında yaşanırdı hep. Bir akşam, ben kız arkadaşımı almak için yurdun önünde beklerken, yurdun bahçesinin duvarına yaslandım ve bir sigara yaktım. Bir süre sonra benim bir iki metre yanımda başka birinin de aynı şekilde beklediğini gördüm. Onun biraz ilerisinde birisi daha ve onun da biraz ilerisinde birisi daha. Yaklaşık 15-20 adam, kızlar yurdunun önünde sevgililerini bekliyordu. Resmen Cem Yılmaz’ın “Kadınlar Tuvaleti’nin Önünde Bekleyen Adamlar” skecindeki gibiydik ve skecin haftada en az 2-3 defa tekrarlandığını fark ettim. Yurdun bahçesi çok büyük ve yurt binası bahçenin ortasında giden uzun yolun sonundaydı. Her adam o uzun yola bakar ve acaba şimdi benimki mi geliyor diye, diğer adamlara çaktırmama niyetiyle heyecanlanırdı. Sevgilisi gelen mutlu bir şekilde diğer adamlara ufak bir kafa selamı verip Çemberlitaş tarafına doğru ilerlerdi ve muhtemelen her adam, yurda en son giriş saatinde sevgililerini yurda geri bırakırken yeniden karşılaşırdı. Böyleydi İstanbul’daki öğrenci anıları da. Kızlar Yurdu’nun önünde bekleyen o adamlardan bazılarıyla, yurtta kalan kızlardan bazıları belki de şu an birbirleriyle evlidirler. Belki çocukları var. Ben ve beklediğim kız arkadaşım onlardan biri olmadık ama olabilirdik de.

Kısmet diyelim ve gelelim sadede:
Bir kaç gün önce “Baş Örtüsünün Serbest Bırakılması”nı konusunu desteklediğim yazıyı yazdığımda, bazı insanlardan tepki, bazılarından da destek gördüm doğal olarak. Ama, Siyaset-Üstü olmamın da çok büyük faydasıyla, yazdıklarımı yazma amacım hiç bir zaman destek görmek yada tepki görmek değil, bildiğim doğruyu kendime ait beyin ve ruh kokteylimden geçirerek söylemek olduğu için, içim de, dışım da rahattı ve rahattır da çoğu zaman.


Seksen-Birinci Sayfa

Okumaktan “Kafan İyi” olduğunda, Yazarak Ayılırsın.
word


İnsan Ne Kadar Basit Olabilirse O Kadar Basit Bir Şiirimsi

Sizinle aynı Fikir’de olmayan birisi, sadece Sizinle ‘Aynı Fikirde Olmayan Birisi’dir.

Sizinle İnandıklarınız’a inanmayan birisi, sadece sizin “İnandıklarınıza İnanmayan Birisi”dir.

Sizinle aynı Yer’den gelmeyen birisi, sadece sizinle “Aynı Yerden Gelmeyen Birisi”dir.

 

Genellersek;

Sizinle aynı ‘Dünya Görüşü’nü paylaşmayan birisi, sadece “Dünya’yı Sizin Gördüğünüz Gibi Görmeyen Birisi”dir.

Ama yukardaki bütün “Birileri” gibi, siz de sadece “Bir İnsansınız”dır.


Demokrasi’nin Demo’su

Demokrasi Dersi’nin tek kuralı nedir biliyor musunuz ?
“Kimsenin Kimseye Demokrasi Dersi Vermemesi”

Özgür Toplum’un tek özelliği nedir biliyor musunuz ?
“Bir Bireyin bir Diğerine Özgürlüğün Sınırlarını Çizmemesi”

Çağdaş İnsan’ın tek gereği biliyor musunuz ?
“Bir İnsanın Sadece Kendinin Çağdaş Olduğuna İnanmaması”

Peki bu durumda, Siyaset’in Tanımı en basit haliyle nedir ?
Yukardaki 3 Soruya, altlarındaki cevapları verebilecek olgunluğa erişene kadar geçen sürenin adıdır ‘Siyaset’.


Kendine Kalabalık Yapma, Ruhunu Biraz Yalnız Bırak Ve İnsanların Arasına Karış

Sabah bakılan aynanın sana o kadarda faydası olmaz,
çünkü sadece, gün boyunca insanların seni nasıl görmelerini istersen öyle hazırlarsın kendini sabahları.
Erkeklerin bunun için özel asık surat maskeleri,
Kadınların da huzurlu makyaj tonları vardır.

Akşam eve dönüldüğünde, bu kez süreç tam tersine doğru işler:
Ve insanların seni görmeni istediğin gibi gördükleri bir günün ardından sen,
Maskesiz ve Makyajsız bir şekilde geçersin aynanın karşısına
ve her ne kadar kendinle göz göze gelmemeye çalışsan da bunu başarman imkansızdır.
O günkü;
iyilik ve kötülüklerin, günah ve sevapların, yalan ve doğruların, gerçek ve sahtelerin ışınlara dönüşürler
ve
aynadaki yansımanla senin aranda gidip gelmeye başlarlar.

O ışık hızındaki gidip gelmeler bir süre daha sürer
ve sen sonsuzluğu anlamaya biraz daha yaklaşırsın.

O an için yapılacak en iyi şey;
oradan uzaklaşarak, kendinin değil başkalarının hayatlarıyla göz göze geldiğin bilgisayarına koşmak
ve online olarak kalabalığa karışmaktır.


Gerçek “Çağdaşlık”, Başların İçindeki, Beyindeki Önyargı-Örtülerini Çıkarmaktır

Diyelim ki bir taraf “Başörtüsü”nü Siyasi bir simge olarak kullanılıyor.
Ve bir diğer tarafta bu “Simge” olarak kullanıma karşı çıkıyor.

Bu iki hareketi değerlendirmeden önce yapılması gereken,
“Başörtüsü” simgesinin değil, “Başını Örtmek” eyleminin üzerinde durmaktır.

Başını Örtmenin sebebi inanç da olabilir, moda da, havanın soğuk olması da, saçların dip boyasının zamanının geçmiş olması da.

Ve bu özgür ülke de, insanlar bu sebeplerden hiç birini, her hangi bir şekilde söylemek ve belli dayanaklarla desteklemek zorunda da değildirler:
Ben başımı örtmek istiyorum derler ve örterler.
Ya da böyle bir şeyi akıllarına bile getirmezler.
Yada, böyle bir eylemin gerekliliğine inansalar da, yapmazlar.
Kimseyi ilgilendirmemesinin sebebi, kimsenin her hangi bir özgürlüğünü, sağlığını, güvenliğini, malını tehlikeye atmaması yani genel olarak kişisel sınırlarını geçmemesidir.

Şöyle örneklendirmeye çalışayım;
‘Sigara İçmek’ Eylemi, içenler kadar içmeyenleri de etkiler.
Yani başı örtülü bir insanla, başı örtülü olmayan bir insan 24 saatin her dakikası yan yana olabilir, aynı odada kalabilir, aynı görüşleri paylaşabilir, birbirini anlayabilirler.
Ama Sigara içen bir insanla sigara içmeyen bir insan, bırakın 24 saat birlikte ve yan yana olmayı, yukarıda saydığım maddelerden hiç birini yapamayabilirler bile birlikte. Çünkü sigara içene göre, sigara içme eylemi belli bir ritüeller zinciridir:
kahve yada çayla, bira yada rakıyla, balkonda yada kapının önünde, pencerede yada bahçede, yatmadan hemen önce yada kalktıktan hemen sonra, keyiflendiğinde yada stresli olduğunda içmek istemek gibi.
Ve sigara içmeyen biri, bunların hiçbirini anlayamadığı gibi, empati bile kuramaz sigara içme isteğine karşı ve çiftler de bile bu, ciddi sorunlar yaratabilir.
Son zamanlarda, Sigara içenlerin kapalı mekanlardan, bina içlerinden, toplu taşımalardan dışlanmalarıyla birlikte; çağdaş olmaktan, hatta insan olmaktan da dışlanmaları iyice yaygınlaşmıştır.
Sigara içen biri olarak buna katılırım, çünkü sigarayı tek başına içmek istesem bile yapamam bunu. Fiziksel, Biyolojik ve Kimyasal olarak bu imkansız.

Ama, bir Kadın, Başını Örtmek isterse, bunu tek başına yapabilir ve bu, kendisiyle başını örtme sebebi arasındadır ve başının örtmesi yüzünden en yakınındakinden tutun, onu hiç görmeyen birine kadar kimse bundan bir zarar görmez.

İlk başta dediğim gibi, diyelim ki bir taraf bunu Siyasi bir Simge olarak kullanıyor.
Peki
“Kadının” Başını, bir Siyasi Simge olarak örtüp örtmediğini belirleyebilecek bir alet var mı yada icad edilmek üzere mi?
Bütün başı örtülüler bu taraftandır diyebiliyor muyuz ?
Başını çok geç kapatan birinin inancındaki gelişmelerin ne zaman ve nasıl olduğuna nasıl karar verebiliyoruz ?
Samimiyet yada Gösteriş damgasını hangi el vurabiliyor ?

Gelelim diğer tarafa, yani Başörtüsünün Siyasi bir Simge olarak kullanılmasına karşı çıkanlara.
Bu tarafın gerçekten Din sömürüsüne mi karşı çıktığını yoksa aslında Din’e, yani İslam’a mı karşı çıktığını bilebiliyor muyuz ?
O tarafın çağdaşlık derecelerini ölçebilecek bir alet icad edildi mi peki ?
Gerçekten de Siyaset yapmıyorlar diyemez miyiz ?

Biraz da gelelim bana:
Beni gören yada basit bir fotoğrafıma bakan birisi;
Saçlarımı belli bir Müzik kültürüne, bıyıklarımı Milliyetçi bir ideolojiye, sakallarımı da İslam’a dayandırarak beni de bu uzaktan bakışla anında çözebiliyor,
ve bu adam şudur, bu saç sakal, bıyık ve giyiniş tarzı şu yüzdendir diyebiliyor mu ?
Çağdaş mı yobaz mı, ilerici mi gerici mi, dindar mı dinsiz mi, gerçek mi sahte mi olduğuma karar verebiliyor mu ?

Şu da önemli noktalardan biri:

İslam’da başı örtülünün başı açığa, başı açığın da başı örtülüye karşı bir üstünlüğü yoktur.
Aynı; Eğitimlinin Eğitimsize, Siyahın Beyaza, Beyazın Siyaha, Gencin Yaşlıya, Yaşlının Gence, Kadının Erkeğe, Erkeğin Kadına olmadığı gibi. İslam herkesi eşit görür, yani herkesi ‘İnsan’ olarak görür. Eğer anlamak isterken önyargılarınızı evde bırakarak gelirseniz tabi.
İslam’da zorlama yoktur. Yöntem de basittir:

Yapılması ve yapılmaması gerekenler sana bildirilir ve seçim sana bırakılır.
İslam irade dinidir. Bu yüzden fiili olarak yapacağınız hiçbir eylem, sizin Müslüman olmanızı engellemez yada elinizden almaz, eğer inancınız tamsa.
Bu İnancının yanına da her İnanan, eylemlerini ekleyerek İman’ını kuvvetlendirmeye çalışır yada çalışmaz.
Bu yüzden Hz. Muhammed’in şu hadisinin tam yeridir bence burası:
“Şüphesiz ki, ben insanların kalbini yarıp bakmakla ve göğüslerini açmakla emrolunmadım.”

Her hangi bir şeye karşı olmasında bir sorun yok insanların, ama önce neye karşı olduklarını bilsinler.

Sonuç olarak deminden beri vurgulamaya çalıştığım, insanların görünüşünden onlarla ilgili sonuçlar çıkarma, çıkaramama, çıkarmaya çalışma sıkıntısı, önyargının ve dışlamanın atar damarlarıdır.
Ama, haksızlık etmemeliyim, bu bazen yapılabiliyor. Hayır, sözlerden kelimelerden yada yazılanlardan değil, yüz ifadeleri, jest ve mimiklerden.
Bugün sanal ortamlarda paylaşılan TBMM’deki Şafak Pavey’in konuşmasındaki tebessüm ve gülümsemesi bence o kadar net bir aşağılama rengindeydi ki, gerçekten üzüldüm.
Bu aşağılama var olduğu ve insanların içlerinden çıkamadığı sürece, Dini unsurların sömürülme potansiyelini asıl canlı tutan ve buna zemin hazırlayan, bu aşağılamayı yapanlar olacaktır ve bu kısır döngüleri ve ikilemleri oluşturmaya devam eder.
Zehir Aşağılama, Panzehir de ‘Empati’dir.

Çağdaşlık, Başlarda Örtü olup olmamasıyla alakalı değildir.
Gerçek “Çağdaşlık”, başların içindeki, beyindeki örtülerin hala içerde bir yerlerde olup olmamasıyla alakalıdır.


Aşk; Bir Yerlerde Şımarmaya Devam Eder, Sahneye Çıkmadan Önceki Son Hazırlıklar Misali

Binanın dışından basmaz zile hiçbir zaman Aşk;
zil çalar ve sen onu delikten göremezsin,
kapıyı açarsın ve karşındadır.

Telefonla aramaz seni
“müsaitsen geliyorum” demek için.

Uykuda olup olmamana da aldırmaz;
ama uyandırmayı sever seni ses çıkarmadan.

Ne istediğini ya da ne istemediğini de bilmez aslında;
onun canı ne istiyorsa onu getirir gelirken
ve ilginç bi’ şekilde ikna eder seni,
neyi isteyip neyi istemediğine

İyi veya kötü biri olman da değildir derdi;
çünkü seni bazen iyi bazen de kötü biri yapma yeteneği zaten doğuştan vardır Aşk’ın.

Ne tür kitaplar okuduğunla ya da ne hakkında yazdığınla da ilgilenmez;
sonuçta o geldikten sonra onun hakkında yazmaya başlayacağından emindir.


Televizyonun İçine Kaçan Topumuzu Hiç Geri Alamadık

Küçükken hemen hemen hepimizin

-yani sokakta oynama özgürlüğünü yaşayan son çocukların-

korktuğu,

‘Yan Bahçenin Sahibi’ bir adam vardı:

Çocukluktan, Gençlikten, Oyundan, Heyecandan, Saflıktan, Denemekten, Kazanmaktan ve Kaybetmekten anlamayan, daha doğrusu anlamayı uzun zaman önce bırakmış olan bir adam.

Onun hakkında çok fazla detaya sahip olmazdık hiçbir zaman,

sadece bizi anlamadığını tahmin edebilirdik.

Hatta öyle ki, belki yan bahçenin sahibi olan öyle bir adam bile olmayabilirdi.

Televizyonunun hayatımıza girişine konsantre olmaya çalışırken, adamın gerçekliğini kaybetmiştik belki de.

Ve yan bahçeye kaçan bir topu aldıktan sonra,

oradan çıkmaya çalışırken bir dikenli telin ya da doğrudan bir ağaç dalının ‘t-shirt’ümüzden yakalayıp kaçmamızı engellemesi gibi,

bizim sokağa çıkmamızı engellemeye başlamıştı televizyon yavaş yavaş, algılarımıza antenlerini geçirerek.

Ve çektiğimiz şutlarla o kadar dükkan veya ev penceresinin camlarını kırmayı becermiş olan bizler,

Bir kere bile akıl edemedik, direkt televizyonun ekranına şut çekerek onu paramparça etmeyi.

 

Ve sanırım yine çocuk aklımız ermedi,

O yan bahçenin sahibi adamı çocukluktan, gençlikten, oyundan, heyecandan, saflıktan, denemekten, kazanmaktan ve kaybetmekten, kısacası hayattan anlamayan; anlamayı uzun zaman önce bıraktıran şeyin,

bizden bir süre önce onu tutsak etmeyi başarmış olan televizyon olduğunu.


Bir Metalcinin İmanı

3 gün önce şans eseri karşılaştığım birisi bana:
“Nasıl oluyor da hem Metalci olurken, hem de Ayet ve Hadis paylaşan bir adam olabiliyorsun? Ben burada bir gariplik olduğunu düşünüyorum” dedi, masama oturmasıyla kulaklıklarımı çıkarmam arasındaki kısa zamanda.

Ben de gülerek garipliğin nerede olduğunu düşündüğünü sordum karşımdakine.

O da şöyle desteklemeye çalıştı düşüncelerini:
“Metal müzik dinlemekten de öte bir şekilde, giyinişin ve tarzınla da bunu net bir şekilde insanların gözüne sokuyorsun. Yani, benim de Metalci diyebileceğim arkadaşlarım var az da olsa ama onların Metalci olduklarını sadece dinledikleri şarkıları görürsen yada duyarsan anlayabilirsin. Yoksa dışardan bakıldığında anlaşılamaz bu, sende olduğu gibi. Bence ilk gariplik bu. İkincisi ise böyle bir adamın Death Metal, Black Metal, Atmospheric Black Metal, Groove Metal, Glam Metal şarkılar paylaşmasının üzerinden yarım saat geçmeden bir yada birkaç Ayet ve Hadis paylaşıyor. Bu ikinci gariplik de bana ikiyüzlülük gibi geliyor.”

Yine güldüm.
Ve cevap verdim:
“Metal Müzik, bence Rock Müzik’ten farklı olarak, çok daha fazla sorgular ve sorulmaktan bile korkulan soruları, aklınıza kolay kolay gelmeyecek bir şekilde sorar. Ben bu soruları seviyorum.
Dış görünüşüne gelince, ne olduğumun dışardan belli olmasında mı bir ikiyüzlülük var yoksa olduğum gibi görünmememde mi, ona sen karar ver.
Ve yukarıda belirttiğim ‘Metalin; Hayatla, Aşkla ve Ölümle İlgili Sorduğu & Sordurduğu Sorular’a en net cevapları da çok açık şekilde Ayet ve Hadis’lerden aldığım için, kendi sosyal alanlarımda bu soru-cevap ilişkisini kullanmam da son derece doğal ve olması gereken değil de nedir?
Ve şu da bir gerçek, her ikisini yapmaya devam etmem için belli bir kesimin, grubun yada çevrenin onayını almama da gerek yok. Yani, Ne İmanlı olmak ne de Metal Müzik dinlemek için yalnız kalmak bir engel değil, tam tersine samimiyetin ispatıdır.”

Cevap, yine bir soruyla geldi:
“Kime karşı samimiyetin ispatıymış peki bu?”

Ben de son cevaptan önce bir kez daha güldüm:
“Metalin sorularına ve İslam’ın verdiği cevaplara. Yani kısacası inandıklarıma karşı samimiyetin ispatı.”

Karşımdaki hafif gülerek “Peki.” dedi, masadan kalktı ve uzaklaştı.

Ben de hafifçe gülerek kulaklıklarımı taktım yeniden: “Dark Tranquility – Alone” 03:13. saniyeden çalmaya devam etti.


Egosantrik Olmayan Tohumlar

Aşık olmanın güzellikle alakası olmamasıdır, onu gerçek dışıymış gibi gösteren;
çünkü belirli denklemleri ve işlemleri yoktur.
Iron Maiden’ın dediği gibi “Beauty not needed here – Burada güzelliğe ihtiyaç yoktur”dur Aşkın parolası.

Ve daha da güzeli, parolayı kimsenin bilmemesi ve şaşırmaya devam etmesidir.

Güneş, insanın kendisiyle ilgili olan duygularını dışarı çıkartırken,
Yağmur, bir başkasıyla ilgili duygularının tohumunu besler, güneşin çıkarrtığı egosantrik olanları eritirken
Ve bu yüzden adı Rahmet’tir.

Yağmur, Güneşe bağırarak :
– “Sen Şımarttın hepsini. Ve kafalarını karıştırdın. Şimdi sıra bende.” der ve ekler:

-“Senin kendilerini kullanarak şımarttıklarını, yine kendilerini kullanarak Aşık etme sırası bende”