
Author Archives: alpercifter
Yirmiyedi
peki sana mahsus olan ne?
nedeni bilmek istemiyorsun aslında
soruların da sadece biraz daha ukalalaşmak için
o kum saati hiç var olmayacak
zaman senin değil
ama sahipsiz de değil
küçük bir yalan büyük bir yalanı alt eder her zaman
kadir kıymet bilmek sadece bir deyim mi?
bedenini yıkarken ruhunu da yıkamayı ne zaman öğreneceksin?
hangi ağaçtan nasihat alıp,
hangi hayvanı gerçekten dinleyeceksin?
kaçamak cevapları dost edindiğinden beri işlerin hep ters gitti
yeni diye bir şey yok
sadece senin henüz denk gelmediğin var
anılar anlardan mı yoksa anlamaktan mı gelir?
kimin için uyanık kaldığını unutur musun arada
ya da neden uyanmak istemediğini?
en son hangi hatana kol kanat gerdin?
kimin susuzluğunu giderdin,
senin suyunun ne kadar eksildiğine aldırış etmeden?
gerçeğin eksikliği hiç saçından çekti mi?
dizlerin titredi mi hiç cesaretinin zirvesindeyken sen?
başkalarını aynalamak mı senin görevin
yoksa beynindeki çatlakları doldurmak mı?
peki ya kalbindeki gözün bulanıklığı?
dumanını içeri doğru üflemeyi dene
şikayetsiz, kabullenerek ve biraz yanarak
sıcağı hissetmelisin ki
üstündeki fazlalıklardan kurtulmak aklına gelsin
kötü alışkanlıklarını bıraktın, evet
peki, iyi alışkanlıkların var mı?
algı kapılarının anahtarını bulmanın vakti geldi artık
geleceğe bırakabileceğin bir atasözün oldu mu hiç?
yemekten başka bir şeyle doymayı düşündün mü?
yine de sen kendine fazla yüklen
sınırlarını zorla
minik bir mum yak
erimekten çekinme
ve ilk olarak kendi nedenini ara
zaten doğru yolda olduğunu anlayacaksın
bir şeyler sana çünkülerle yaklaşmaya başladığında
İstasyon
i̇lk kez cevapsız kalmıyordu
son sorusunda
ama şaşkındı
kimseden beklentisi yoktu
her zaman bir kalabalığın içinde olmasına rağmen
“dur değiştirme radyoyu
duymuyor musun ne çaldığını?” demek istedi kendi kendine
ama demedi
sol elindeki küçük bir yanık elbette onu korkutmazdı
sırtındaki yılların yükü ürkütücüydü asıl
hissizleşen sadece parmakları olsa idare edebilirdi
ya da duyulmayan sadece sesi
ufak bir bateri solosu
uzun bir yaylı çalgı solosundan daha acıklı olurdu arada
şikayeti sevmezdi
şükürü biraz eksik, kafası her zaman karışıktı
kararlılıktı zamanını alan
kutunun içini dışarı taşırmadan doldurabilirdi
kalemini kırmamayı becerebilirse
ertelemeyi severdi
bitirmekten hoşlanmadığı için
hep aynı şarkıda takılan bir cd’si vardı
her gece aynı saatte kayan bir yıldızı
ve her şiirin başında cevapsız kalan bir sorusu
Alem
vazgeçmek bir lükstür evet
ama devam etmektir seni bulutun içine sokan
bunu yavru bir sincabı sütle beslerken fark etmiş olman sevimli olabilir
ama yeterli değildir
herkesin onay vermesini beklediğin anda anlarsın
böyle gidersen hep beklemek zorunda kalacağını
bunu hissettiğinde bir sineği odadan çıkması için ikna etmeye çalışıyor olman da değiştirmez çoğu şeyi
önemli olan senin değiştirmendir
kendini değil hem de
değişmek yoktur çünkü
süreç vardır
ve bu sürecin farkında olmandır en büyük değişiklik
bulutun içine girdiğin zaman görebilmen dışarıyı
o bulutun içinden hiç çıkamama ihtimalin de cebindedir hep
seni 10 yıldır tanıyan bir köpek havlayabilir sana
o bilmez süreci ama sen bilirsin
bu yüzden sakinlik anahtarını da diğer cebinde taşımayı unutmamalısın
sanata ilgi duyman seni sanatçı yapmaz
seni bir eserden diğerine sürükleyebilir ama
sınırlarını yeniden çizdirir
başını okşayan bir tablo ya da sana tokat atan bir şarkı ile baktığın yönü değiştirirsin
en güzeli de süreci farkedersin
okuduğun bir kitaptan sonra belki bir kaç adım geriye çekilirsin
ya da arkanı dönmen gereken anı bilirsin önceden
hepsi süreç içindir
sincap büyür, sinek uzaklaşır, köpek susar
ve sen bulutunun içinden dışarı çıkarken fark edersin
dışarısının anlamsızlığını
işte o anda başlarsın yeni bir bulut aramaya
arkanda şaşırmış bir şekilde seni izleyen kargayı görürsün
başı hafif sola eğilmiş
ne süt ister senden, ne içeri girmeye çalışır, ne de bir ses çıkarır
kafasını sağa eğerek bakar son kez sana
bu yazıyı tamamladığından emin olur ve kendini boşluğa bırakır
etrafta hiç bulut yoktur hala
Taktik
kötü bir şiir okumaktan daha kötüsü
kötü bir şiir yazmak
o zaman bir şeyler kırılıyor bir yerlerde
ürküyorsun
ve biraz sallanıyorsun
kendini beğenmişliğine sağlam tokatlar atıyor
birlikte iyi durmamış kelimeler
sen ekrana kaçamak bakışlar atarken
devam etmene yardımcı olacak bir kelime arıyorsun
neden devam etmen gerektiğin ise tamamen içgüdüsel
ama en azından neye devam etmen gerektiğini biliyorsun
ve klasikleşmiş bir taktiğe sarılıyorsun yine inatla
yazamamak üzerine yazmaya
öldürmüyor
güçlü de yapmıyor
ama yazdırıyor işte bir şekilde
ve sen bunu okurken sakın unutma
kötü bir şiir okumaktan daha kötüsünün de olduğunu
Beş.
minik bir baş ağrısı
kocaman bir ünlem
senin de alnında yazıyor
benim de
amaç hep başlamak olmamalı
bitirmek de
sonsuzluğu algılamaya çalışma
susuz kalma
ve az yiyerek başla doymaya
dişlerini sıkmayı bırak geceleri
kuşların kahvaltısını unutma
çünkü onlar unutmuyorlar
yaklaşık 39 yıllık tütsüyü yak iki bagetle
ve erteleme
bilememekten çekinme
çağrıyı beklemekten de
kulaklık kullan gitar sololarının denizinde yüzerken
kalkmadan da selam ver
ismini anmayı unutma
hisset baş ağrının yok oluşunu
ünlemin büyürken
İkinci Dil
korkma
her gecenin sabahı olmayabilir
okunmamış kitapların olduğu bir kütüphaneden daha acıklı şeyler de var dünyada
cesaretin bir yırtılma sesi olsaydı inkara benzerdi büyük ihtimalle
kibrin düşmanı bilmiyorum diyebilmek
yıldızların da ölüyor olması dikkatini çekmeli
müziği dinler misin yoksa yaşar mısın en acılı anında
hangi mısralar senin değil yazdığın bir şiirde
her yazarın ikinci ağzıdır klavye
sigaranı en uzun süre söndürürken izlersin
ve hiç bir çekiç bir çiviye kendi isteğiyle vurmaz
her okuduğun cahilliğini fark ettirir sana
ve her korkun cesaretini
kork
çünkü her sayfadaki cevap
kelebek kanadı gibi bir iz bırakır parmaklarında
net olarak göremezsin ama hissedersin orada olduğunu
bir kez daha bilmiyorum der ve söndürürsün ateşini
Geldi
Kırmızı yere damlıyor
Şizofren kedilerin tüyleri diken diken
Kafanın iyi olması pahalı
Kalbinin iyi olması sağlam ama yorucu
Yırtmadan önce bir kez daha düşün
En ufak bir ses çok şeyi kırabilir
Çatlaklardan sızan altın
Yeşil peçeteler yetişmiyor
Kediler aynı zamanda birer psikolog
Ama koltuğa uzanan yine kendileri
Geçmişi hep analog yaşadın
Bu yüzden şimdiki dijitalin sevimsizliği
Beyaz ışıkları hiç sevemedin
Ama boş beyaz kağıtlar hep tahrik ediciydi
Bir uğultu bahçesiydi damarların
Sen her zaman delikanlıydın
Akort etmek için çok üşengeçtin
Belki de değişikliğe karşıydın
Inanmak hep güzeldi
Ve güç sendeydi en zayıf anında bile
Küçük bir adımdı senin ölçülerinde
Zaten derdin devasa da olmadı hiç bir zaman
Akmasa da damlardı zamanın
Siyahlar beyaz olmayı hayal ederlerdi hep
Ve olurlardı da
Köşeyi döndüğünde sağdan ikinci düşünceydi seni yoran
Bazen bir kedinin kuyruğu
Bazen kalbinin iyiliği
Bazen de kırmızının akışlanlığı kurtarırdı seni hep
Ama genelde boş beyaz bir sayfa
Ve bir kaç parmağın harfleri pataklaması ile sonlanırdı terapin.
Şifre
İhtimal umuttur
Bulutları pamuk sanan çocuklar belki vardır hala
eğer gökyüzüne bakmak akıllarına geliyorsa
Aşklar sigara kokar
Ağaç kökleri geçmiş
Yapraklar bugün
En küçük bebek ağladığında
İçimizdeki en yaşlı anlar ne demek istediğini
Ve yaşlandıkça gökyüzüne bakmaya yeniden başlar insan
Görünmeyen bir tasması vardır her kedinin
Ve her çocuğun henüz yağmamış bir yağmuru
Bu yüzden
yaşlandıkça daha az uyur insan
daha fazla gökyüzü görebilmek için
ve bu yüzden çocuklar rahmettir
kediler hep yaklaşmak isterlerken çapraz yürüyüşleriyle
Adımlara, gökyüzüne ve son kibrite dikkat