Daily Archives: 12/09/2013

Melekler Bazen Biz Toprağın Altına Girmeden Gelirler, Üzerinde Olduğumuz Toprakları Korumak İçin

O kadar karışık ki kafalarımız, ruhlarımızı, ellerimiz, gözlerimiz ve kulaklarımız.
Bir o kadar da hazır bir şekilde bekliyoruz felaketleri.
Ve felaket kelimesinin içini en çok dolduran da genç ya da yaşlı bir insanın ölümü.
Çünkü var olduğumuzdan beri bunun bir çaresi yok ve olmayacak.
Ve nasıl sebepler olursa olsun, sonuç hep aynı geri dönülmezlikte.
Allah’tan Giden için Rahmet, Kendimiz için Sabır dilemek ilk yapabileceğimiz.
Ve sonrası, Giden’in değil tamamen Bizlerin, yani Kalanların sorumluluğunda.
Yeni ölümlerin Yeni sebepleri olmak ister miyiz “İnsan” olarak ?
Yeni ya da Eski ölümlere üzülmeyen “İnsanlar” olmak ister miyiz ?
Tabii ki hayır.
Bu yüzden çekindik çoğumuz Suriye’ye Amerika’nın girmesinden.
Başka bir ülkenin başka bir ülkedeki ölümlerin sebebi olmasına sebep olmaktan çekindik.
Suriye, Kendi halletsin dedik.
Ama bunu söyleyen bizler, son 24 saattir,
Kendimiz halledip halledemeyeceğimize bakacak zaman bile vermeden kendimize,
Her şeyi İngilizce’ye çevirerek bağırmaya başladık yabancı ülkelere.
“Bize bakın, bize gelin, bize müdahale edin” alt başlıklarıyla.
Ve bu başka ülkelerin, başka ülkelere müdahale etmesini istemeyen hassasiyetlerimiz,
Kendi vatanımız söz konusu olduğunda neden bu kadar çabuk buharlaşıyor diye de sormuyoruz kendimize; çünkü öfkelerimizin acelesi var.
Hiçbir barış, öfke duyarak, aceleci davranarak ve kendi içimizdekinin elinden tutmayarak sağlanamaz.
Ve bu şikayet çevirilerimiz sonucunda, hiçbir ülke bizim üzüldüğümüz gibi üzülmez gidenlerimize, insanlarımıza, ölenlerimize.
Irkçı değilim, hiç olmadım ve olamam da İmanım ve İnancım gereği,
Ama Irkçı olmamam “Gerçekçi” olmayacağım anlamına da gelmez.
Çünkü şunu biliyorum ki,
O politika dediğimiz her türlü rolün oynandığı sahneyi biraz araştırmış biri olarak;
Hiçbir yabancı ülke, bizim insanımıza bizim kadar üzülmez,
(ülke diyorum, vatandaş değil)
Hiçbir Yabancı Ülke Gezi Olaylarında ölen 6 insanımıza üzülmedi, biz üzüldük onlara.
Hiçbir Yabancı Ülke 30 yıldır süren terörde ölen 30.000 insanımıza da üzülmedi, biz üzüldük onlara.
Hiçbir Yabancı Ülke, Kurtuluş Savaşı’nda, Cumhuriyet’in Kuruluşunda, Çanakkale’de ölenlere de üzülmedi biz üzüldük onlara.
Hiçbir Yabancı Ülke 1.000 yıldır Bu toprakların bizde kalması için ölen insanlarımıza da üzülmedi, biz üzüldük onlara.

Bu gerçek ve biz gerçeğiz. Geriye kalan her şey bir illüzyon.
Politik oyunlardan, gizli hesaplardan ve perdelerin arkasından gizlice bakanlardan ibaret.
Ve eğer tek gerçek bizlersek ve tüzel kişiliklerimiz yoksa ve olmasını da istemiyorsak,
Kendi Kendimizi başkasına şikayet etme alışkanlığımızı bırakmalıyız.
Yıllar boyunca bu topraklarda sebepleri farklı olarak ölen onca insanımız,
Bu Toprakların üzerinde bu “Vatan” için öldüler, başka Vatanlar için değil.
Üzerinde öldüğümüz topraklar, beraber yaşamaya alıştırdılar bizi yıllarca
Ve bunu yeniden yapmamaları için hiçbir sebep yok;
Çünkü dalgalanan o bayrağımızın neden Kırmızı renkte olduğunu en iyi bu topraklar biliyor.


Savaşk

Aşık olmaktan korkan insanlar,

Savaş çıkarmaktan korkmazlar.
Çünkü,

Aşk’taki inancında tek başınasındır

ve silahın sadece Sen’sindir.

Ama Savaş’ta,

Senin inandığına inanacak yüzlercesini bulabilir

ve başkalarını farklı farklı silahların olarak kullanabilirsin.
İşte bu yüzden etrafta çok az Aşık görürsün, Savaşanların sayısını tahmin bile edemezken.


Bana Küfredin, O’na Değil

Birazdan yazacaklarımı ve bugüne kadar yazdığım yazıları;

Şimdi bir iş başvurusu yapsam ve İş başvurusu yaptığım firmanın insan kaynakları,

benim hakkımda ince bir araştırma yapmak amacıyla,

günümüzde popüler olan kişisel sosyal medya alanlarını gözlemleyerek karar verme yöntemini kullansa;

O firma tamamen Hükümeti Destekleyen bir firma olsa da o işi alamam,

tamamen Hükümet Karşıtı bir firma da olsa o işi alamam.

 

Zaten böyle bir endişem de yok.

Ne Yapıyorsun o zaman diyecek olursanız, Özel Ders veriyorum

Ve Öğrencilerimin Kendilerine özgü İnançları, Görüşleri, İdeolojileri, Fikirleri, Evetleri, Hayırları, Soruları ve Cevapları olsa bile, Önyargıları yok. Bu yüzden ben onları, onlar beni seviyorlar, yeni tanışmış olsak da, eskiden beri birlikte olsak da, hep paylaşacak bir şeyler oluyor masalarımızda.

 

Ülke olarak girdiğimiz farklı bir dönem olduğu aşikar.

Ama bu dönemden nasıl çıkacağımız asıl soru işaretlerimiz.

Ama inanıyorum ki, bir şekilde çıkacağız.

Bu dönemin en büyük tehlikesi “acele etmek”.

Sinirlenmek için, paylaşmak için, bağırmak için, sevinmek, susmak ya da görmek için acele etmek.

 

“Ölüme çare yok” her ne kadar kulağa klişe olarak gelse de, hala en soğuk ve en çıplak gerçeğimiz bizler yaşarken.

İki gün önce Ahmet’in ölümü de yine böyle bir gerçekti.

Bu neye sebep olursa olsun, o tek ve en gerçek olma özelliği değişmeyecekti.

Ama sonuçlar bizim ellerimizde.

Ölümüne sebep olan düşmenin iki farklı açıdan yayınlanan videolarını seyrettim

ve tüylerim diken diken oldu, boğazım düğümlendi ve bir süre hareket edemedim.

Ama ortaya çıkan üçüncü video daha var onunla ilgili,

Allah’a ve Hz Muhammed’e hakaret ve küfür ettiği

O videoyu izlerken de, aynı düşüş anı videoları gibi tüylerim diken diken oldu, boğazım düğümlendi ve bir süre hareket edemedim yine.

Birkaç kez izledikten ve kafamı sakinleştirdikten sonra şunu düşündüm:

Neydi onu bu kadar kızdıran ve ağız dolusu küfürler ettiren ?

Tahrik edilmişti belki de, kötü şeyler görmüştü, ama yine de keşke bunu yapanlara küfretseydi, bana küfretseydi de,

Allah’a ve de Hz. Muhammed’e etmeseydi dedim.

Ve eminim,  eylemleri destekleyenler de üzülmüşlerdir bu duruma benim gibi,

inanış ve görüş farkı olmaksızın.

 

Ben her üç videoyu izlerken aynı üzüntüyle izlesem de,

Bunu bir inanç çatışmasına çevirmeye, kavga ortamı yaratmaya, aynı ülkenin vatandaşları arasında ayrılık çıkarmaya çalışan bir zihniyete hiç sahip olmadım ve bu sakinliğimi de En’am Suresi 108. Ayete borçluyum:

“Onların Allah dışında dua ettiklerine/çağrıda bulunduklarına sövmeyin! Yoksa onlar da düşmanlıkla ve bilgisizce Allah’a söverler. Biz her ümmete yaptığı işi bu şekilde süslü gösterdik. Sonra hepsinin dönüşü Rablerinedir. O, onlara, yapmakta olduklarını haber verecektir.”

Bu ayetin kısa anlamı şöyle;

-Eğer siz bu şekilde yaparak Allah’a küfrettirirseniz, siz de küfreden gibi sorumlu olurusunuz.-

Benim korkum da hep bu oldu, bu yüzden insanların değer verdiği en ufak şeyden en büyüğüne kadar her şeye saygı duymaya çalıştım 32 yıldır. Karşımdaki kişinin inancı, ideolojisi, ırkı, rengi ya da mevkisi benim için önemli olmadı, hiçbir zaman olmayacak da.

Çünkü yine şuna inanırım ki, benim bütün bu İmanım ve İnancım tamamen değişerek kalp gözüm kapanabilir ve o küfreden ben oluveririm aniden;

Ve küfreden ve hakaret eden kişi de, tövbe eder ve affedilir, belki etmiştir ve edilmiştir. Bilemem.

Bu yüzden ölüm hala en çıplak ve soğuk gerçekken,

biz hala yaşamın içinde olanlar,

gerçeklerin hakiki anlamlarını keşfetme imkanımız varken keşfetmeli

ve bunu yaparken de aceleci ve saldırgan davranmamalıyız.

Sonuç olarak ben ölen hiçbir insan için sevinemem, sadece her ölümün arkasından yapabildiğim ve elimden geldiği kadar Dua edebilirim Allah’a. “Allah rahmet eylesin” diyebilirim.

Ama Onurumsun da diyemem bu küfürleri gördükten sonra, ama dua etmeye devam ederim.

Ve inanışı, ideolojisi, rengi, ırkı, yani kısaca kendisi ne olursa olsun ben ölünce de arkamdan dua edecek kadar insan bırakmayı ümid edebilirim sadece.

Ötekileştiren, Hükümet ise ona da karşı dururum, Muhalefetse ona da.

İnsanları bölmeye çalışan Sağcı ise de gücümün yettiğince böldürtmem, Solcu ise de.

İnançlara saygı duymayan Müslüman olsa da sinirlenirim, Müslüman olmasa da.

Şiddet uygulayanlar resmi de olsa karşı dururum, sokaktaki insanlar da.

Siyaha da boyamam hiçbir şeyi, Beyaza da bu hayat denen yolda.

 

Ve bu gerçeklere birkaç adım geri atarak uzaktan bakamadığımız sürece,

Hiç bir zaman fark edemeyiz, ve başkasını değil sadece birbirimizi yemeye devam ederiz.

 

Ve bilirim ki, zamanı gelip de ben öldüğümde bu sefer;

Önyargıları olmayan öğrencilerim bir masaya oturacaklar

Ve bu kez o masada paylaşılacak olan “şey” ben olacağım, kısa bir süreliğine.

Ben onurları olmayı hak etmemiş olacağım büyük ihtimalle,

Ama arkamdan:

“Allah rahmet etsin Hocamıza” dediklerini duyuyor olacağım.