Daily Archives: 01/09/2013

Derilerimizin Altındaki Gerçek ve Kıskançlıktan Deliren Evetler

Gerçeküstü var,

ama bizim bildiğimiz “Gerçek”in seviyelerine inmediği

veya biz onun seviyesine yükselemediğimizdendir, yok zannetmemiz.

 

 

Arayan, ama inanmayı çoktan bırakan birine üç harfli bir kelime olmaktan öteye gidemeyen aşktır.

İnsanlardan koşarak kaçarken kendinle çarpışmaktır.

Lokmaya ya da damlaya hasret kalmış, aç ve susuz bir insan için sofradır gerçeküstü.

Mükemmellik’i, ona kusur ararken, tüm kusurları yolda düşürerek bulmaktır.

Lale yapraklarını gül yapraklarına karıştıramayanın bulamadığı formüldür.

Açık seçik ortada duranın üzerinden atlayarak kaybolmaktır.

Aman vermeyen bir zalimin elindeyken kokusu duyulan bir bahçedir.

Nedenlere inanarak sonuç karşısında selam durmaktır gerçeküstü olan.

Hayır denildiği zaman açılan, ve bütün evetleri küstüren kapıdır gerçeküstü.

 

 

Ve gerçeküstü; her “Gerçek” dediğimiz şeyin altından bize bakandır.


Göz Çukurlarına, İnsandan Toprak Atmak

Kapalı olan gözlerini açmasıyla birlikte

Şimşek çaktı.

Gök gürültüsü denilen sesin kulaklarına ulaşmasını korkudan titreyerek bekledi.

O gece tek başınaydı,

Oysa hep birileri olurdu yanında.

Gözyaşları ağlayamayacak kadar çoktu

Ve bunun farkındaydı büyük bir ihtimalle.

Kız, gömülmüştü,

Eski, belli yerleri oturmaktan aşınmış kahverengi koltuğa.

 

Beklediği sesi duydu çok geçmeden,

-kulak zarlarını zorlayan bir gök gürültüsü-

 

Odanın tepesinde idam edilmiş bir adamı andıran

çıplak bir ampul vardı.

Işığın etrafında uçan orta boyda bir kelebek varmış gibi,

voltajın bir düşüp bir artmasından dolayı

ışık göz kırpıyordu,

kızın kalp atışlarıyla senkronize bir şekilde.

 

Hayal kurardı hep olmak istemediği bir yerdeyken,

ama hayal gücü onu bu gece yüzüstü bırakmış gibiydi.

Korkmuştu.

Korkusundan cesaret aldı

ve gömüldüğü koltuktan

sol elinin yardımıyla kalktı.

Gök gürültüsü duyulmuyordu birkaç dakikadır.

 

Odadaki tek ses,

dizlerindeki eklem yerlerinden çıkan çıtlamalardı.

 

Kalbi, sahibinin kucağında uyuyan bir kedi gibi sakin ama hafif gürültülüydü.

 

Odanın kapısını açtı,

ince çığlığa benzeyen bir gıcırdamayla açıldı kapı ardına kadar.

Yürümeye devam etti kız, açılan kapının eşiğini selamlayarak.

Dizlerinden ses gelmiyordu artık,

Salt Sessizlik.

Yürümeyi sürdürdü koridorda

ve sekizinci adımında durdu.

Neden korktuğunu düşündü şimşeğin sesinden:

-çok kuvvetli bir ses değildi

-bulutların esrarengizliği de değildi onu korkutan.

Düşünmeye devam etti.

Şimşek bir uyarı mıydı ?

Şimşekle, sesinin ulaşması arasında geçen zaman fırtınanın uzaklığını gösterirdi.

Bu olabilir miydi kızı titreten ?

Bunu biraz daha düşündü,

Birkaç dakikadan azdı, şimşek ile gök gürültüsü arasındaki zaman.

Bir adım daha attı; düşünürken durmuyordu bu kez.

Büyük, ahşap ve 8 parçalı camdan oluşan pencerenin önüne geldi

ve dışarı baktı:

Gökyüzünde bir tane bile  bulut yoktu,

Şimşek çakmıyordu,

Çöldeki güneşi aratmayacak bir gururla yükselmiş güneş vardı,

olması gereken yerde.

Anlam veremese de,

Cevabın yakın olduğunu biliyordu,

henüz soruyu sormamışken.

 

Geri döndü.

Az önce olduğu odaya doğrulttu adımlarını.

Ve aniden şimşek aydınlığı ve iki salise olmadan gökgürültüsü.

Arkasını dönerek tekrar pencereden dışarı bakmayı düşündü, ama yapmadı.

Devam etti odaya doğru ilerlemeye.

Odanın kapısına geldi,

kapıyı açık bırakmıştı çıkarken, içeri girdi kapıyı kapattı.

Bu kez gıcırdamadı kapı.

Sağ elinin yardımıyla

tekrar önceden oturduğu koltuğa bıraktı kendini,

ağır ağır gömüldü

ve gözlerini kapadı.

 

Ve son bir şimşek çakmasıyla açtı gözlerini:

Başka bir evde, yoğun ama homojen olmayan bir kalabalığın ortasındaydı.

Kahkahaların arasından, bardakların birbirine vurmaları duyuluyordu.

Her yer insan doluydu.

Ve insanlar sarhoş, mutlu, salak, kederli, boş ve yarım görünüyorlardı.

Birbirlerini nefret ederek sevdikleri belliydi bakışlarındaki çukurlardan.

 

Olmaması gereken bir yerde,

Olmaması gereken bir zamanda,

Olmaması gereken bir insandı.

 

Ama en azından cevabı bulmuştu.

Olmak istemediği yerlerde onu delirmekten kurtaran hayal gücü,

bir kez daha onu yüzüstü bırakmamış,

biraz nefes aldırmıştı insandan toprağın altında gömülüyken kız.


Güzellik Çirkinleştirir

Güzellik, kişiden kişiye değişmez,

Kişi, güzellikten güzelliğe değişir.

 

Dış Görünüşün belli bir orantısı vardır,

Ama kişilerin nerede başlayıp nerede biteceklerini belirleyen bir oran yoktur.

 

Bu sebeptendir, etrafta gezen güzel insanlardan çok,

Yarım kalmış, Tamamlanmamış, Eksik ve en önemlisi İçiyle Dışının uyumu sağlanamamış insanlar görmeniz