Daily Archives: 21/08/2013

Kitap Kokulu Parfümünle Gel

bir kitabın 67. sayfasında buldum seni,
o kadar kalın bir kitap değildi üstelik, sonuna yaklaşmıştım nerdeyse.

Sen ise beni başka bir kitabın arka kapağındaki özette, ilk cümlenin 8. kelimesinde farkettin.

Çünkü Sen, aceleci bir şekilde tanımak istiyordun karşındakini,
Ben ise ellerimde sonuna kadar tutmak isterdim, hakim olma isteğiyle.

Ve işte bu yüzden;
Senin kafan hep karışıkken, Ben her zaman yorgunum.

Ve “Sen” derken, kimden bahsettiğimi de bilmiyorum,
Ama en azından kaldığım sayfanın köşesini kıvırdım bu sefer..


Anlarsa Şımararak Kaçar

boş ama buruşuk bir kağıttı

yanlış yerde duran çiçeksiz ama su dolu bir vazoydu

kablosuna dokunduğunda sana bir miktar elektrik akımı veren amfiydi

gitarın olmayan mi teliydi ve bir mi telinin daha olması değiştirmiyordu bu gerçeği

rüya ile uyku arasında göremeyeceğin bir şeydi

birbirlerini ateşe vermeden önce, birbirlerine sarılan tahta parçalarıydı

yanıp sönen yeşil-sarı ışığın yanındaki, yanıp sönmeden sabit kalabilen yeşil ışıktı

pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesiydi

mor gömlekteki bir kartal kanadıydı

bir tek kibritin 8 çakmağa üstün gelmesiydi

dördüncü kahvenin ikinci yarısıydı
ya da ikinci kahvenin soğuk son yudumu

olmayan bir kapının büyük anahtarıydı

bir delideki inanılmaz zekanın ispatıydı

çıplak bir bedendeki görünmez elbiseydi, pencerenin sağ alt köşesinden içeri girmeye çalışan rüzgar çetesinin içine dolmaya çalıştığı

yamuk ama derin bir izdi yastıktaki

ya da küçük gümüş bir yılandı

cehenneme yağan karın bir tanesi

ya da yavru bir kedinin intikam duygusuydu.

Yanlış hatırlamıyorsam; bunlardan birisiydi Aşk.
Ya da her zaman en yanlış hatırlanandı.


Benim Kaosum Senin Kaosunu Döver

Yine oldu.
Başlangıçtaki gibi olmasa bile,
Ruhta yenimsi bir tat bıraktığını kabul etmeliyim.
Heyecan ölçümü henüz yapılamamakta,
ama bir hareketlenme olduğu aşikar.
Gündüz çekilen bir fotoğraftaki flaşın anlamsızlığı, ama bir o kadar da fark edilirliği gibi.
Ayrıntılar can sıkmazlar aslında, ayrıntıları fark edememektir can sıkan.

Otobüse geç kalmakla, buzdolabının fazla ses yapmasına kafayı takmakla, arabaları yıkatmakla, sıvı sabunun markasına karar vermekle, profil fotoğraflarımıza efektler eklemekle, bedenimize en uygun yatağı bulmakla o kadar meşgulüzdür ki, ayrıntıları fark etmediğimizin bile farkına varamayız.
Bu yüzdendir kaoslara olan hayranlığımız, çünkü dikkatli davrandığımızı sansak bile, herkes için hazırlanmış genel bir kaos kazanına atılırız ve o ilk atılma anına “sabah” deriz.

Benim birkaç tane, bana özel minik kaosum vardır ama. Her sabah, o anki moduma uyan bir tanesini giydiririm gündüzüme ve otobüse koşmaya başlarım. Otobüse binince, kalabalığın ortasında ayakta dikilirken, buzdolabının çok ses yaptığı gelir aklıma birden ve sinirim bozulur. Sonra beynime bir tokat patlatırım aniden ve cep telefonumu cebimden çıkarıp, bunları yazmaya başlar ve telefonun ana ekranına sabitlerim hemen; bir daha o genel kaosa değil, kendime uyan o mini kaoslarımdan birine sığınabilmek için.

Biraz kendime gelirim,
hala heyecan ölçümü yapılamaz ama yeni bir hareketlenme olduğu kesinleşir.
Bir süre sonra kendimi, akbilde kalan paranın vapura yetip yetmeyeceğini düşünürken bulurum ve gündüzüm, ona sabah giydirdiğim bana özel minik kaosu yırtarak çıkartır üzerinden.
Gece olana kadar, o genel kaosun içinde oradan oraya savrulurum.
Ve sonunda Gece olur, biraz rahatlar, sakinleşirim.
Çünkü geceyle bir şekilde orta yolu bulabileceğimi bilirim tecrübelerime dayanarak.
“Artık bir flaşın patlaması, o kadar da anlamsız gelemez” diye geçiririm içimden.


Aşk’ın Kronikleşmiş Üçlemesi

Aşık olduğumuz insanı önce aşırı derecede yücelttik. Bu İlk Günahımızdı.
Ona insan olduğunu unutturup ilahlaştırdık ve o da artık bize “yalnızca bir insan” olduğumuz için kızmaya başladı: Bu İlk Günahımızın Bedeliydi.
Sonra, Aşık olduğumuz insanın her şeyi olmaya karar verdik; her zaman ve her yerde olmaya. Bu İkinci Günahımızdı.
Kendimize, basit bir insan olduğumuzu unutturarak bu kez kendimizi ilahlaştırdık ve her zaman her yerde onun yanında olmaya çalıştığımız için sevmeye vaktimiz kalmadı: Bu da İkinci Günahımızın Bedeliydi.
Son olarak, Aşık olduğumuz kişi ile birlikte yaşanan ilişkiyi, Yok’tan Var ettiğimiz bir “Canlı” zannettik. Bu da Sonuncu Günahımızdı.
İkimizde ‘İnsan’ olduğumuzu unutarak kendimizi Yaratıcı zannettik ve sonunda yarattığımızı zannettiğimiz ilişki denilen “şeyi” var edemediğimiz gibi, yok olmasına da engel olamadığımız zaman fark ettik, üzerinde hiçbir etkimiz olmadığını: Bu da Son Günahımızın Bedeli oldu.

Bir süre sonra, o meşhur bitişlerin ardından:
Bizlere İnsan olduğumuz hatırlatıldı, her zaman her yerde yanımızda Olan tarafından
Ve ‘Yalnızca Bir İnsan’ olduğumuz için; bir Kapı daha açıldı önümüzde; içeri girildiğinde, bir kez daha insanlığımızı unutturmayacak olan.